İnternette çocukları koruyabilmek

Geçen hafta yayınlanan “İnternette Çocukları Bekleyen Tehlikeler” başlıklı yazıda değindiğimiz ve ana hatlarını derinlemesine olmasa da çizdiğimiz risklere karşı ailelerin ne tür önlemler alabileceği konusunu bu hafta ele alacağım. Öncelikle şunu söyleyerek bir kısım kolaycılık eğilimi olanların rahatını kaçırmakla işe başlayalım; çocuğunuzun bilgisayarına hemen beş dakikada kurulumunu yapıp onu güvene alabileceğiniz bir program, bir çözüm, bir mucizevi koruyucu ne yazık ki yok. Hiç mi yok? Evet, hiç yok.

Pornografi, fenomenlik, uyuşturucu, terör ve yanlış bilgi başlıkları üzerinden genel bir çerçeve çizdiğimiz bu tehlikelere cinsel taciz, pedofili, suç örgütleri, siber mobbing/aşağılama (cyberbullying) gibi aklınıza gelecek çocuklara dair tüm suçları ve saldırıları da ekleyebilirsiniz. Çocuğunuzun sokakta başına gelebilecek her tehlike aynen ve hatta misliyle dijital mecralarda bulabilir.

GÜVENLİ İNTERNET GÜVENLİ Mİ?

Ailelere yönelik koruma önlemleri arasında internet sağlayıcılar tarafından sunulan “aile paketleri” en bilinen ve sıradan yöntemler. Bir kısım yabancı özel şirketlerin de benzer güvenlik programları ile bilgisayarın ya da mobil cihazın kısıtlı bir hale getirilmesi başlangıç için yeterli olacaktır. Özellikle 12-13 yaşlarına kadar bu tip önlemler ile çocuğunuzun sadece izin verilen sitelerde gezinebildiği bir “sınırlandırılmış internet” atmosferinde yaşaması temel korumayı sağlayacaktır. Ancak belli bir yaştan sonra öğrenme kabiliyeti gelişip, kavrayabilme kapasitesi yükseldikçe; çocuğunuzun ona sunduğunuz güvenlik duvarlarından kurtulması kolaylaşacaktır.

Hatırlayın, geçtiğimiz yıllarda İzmit ve Büyükşehir Belediyelerimiz çocuklara tablet ve dizüstü bilgisayarlar dağıttılar. Limitli erişim kapasitesi olan, eğitim odaklı bu cihazları çocuklar hacklemeyi başardılar ve sıradan bir bilgisayar haline getirip keyiflerince kullanmaya başladırlar; inanmıyorsanız gidin Belsa Plazadaki bilgisayarcılara sorun. Hani deyim yerindeyse “hırsıza kilit dayanmaz” derler ya; işte o misal. İnternette çocuklarınızı güvenli bölgede tutabilmek için bu tip çözümler ancak bir yaşa kadar, belli bir yere kadar işe yarayacaktır. Sosyal yaşamda da bu bire bir böyle değil midir zaten? Yasaklar bir konuya olan cazibeyi her zaman büyütür.

İLETİŞİM OLMADAN OLMAZ

Günümüzde ne yazık ki iletişim kelimesi anlamını o kadar yitirdi, ucuzladı, bağlamından koparıldı ve ayağa düşürüldü ki; kelime anlatması gerekenlerin yanından bile geçmiyor. Bir kere iletişim “işteş” bir fiildir. Yani iki ya da daha fazla kişi tarafından karşılıklı olarak yapılabilir. Konumuz dışında olmakla beraber; toplumumuzun aile kültürü erkeğin tartışılmaz diktasına, kadının boynunu eğmesine ve çocukların da bu boktan ortamda yetişmesine dayanıyor olmasına değinmedikçe; çocukların değil internet, herhangi bir konuda sağlıklı yetişmesini tartışmak mümkün değildir. Bu bağlamda anahtar kelimemiz iletişimdir; otorite değil. Monolog değil diyalog.

İnternete toptan olarak erişimi kısıtlayarak çocuklarınızı korumanız mümkün değil. Yasak ve zorlamanın hiçbir şeyi çözemeyeceği gibi; çocukları internette güvenli tutmak konusunda da aynı durum geçerli. Anlamsız bir korumacılıkla bu cihazlardan ve sosyal kanallardan çocukları uzak tutmak; sarmaşığın ağacı sevgiden sarmasına benziyor. Sevgiden boğup, öldürüyor. Yakın geleceğin sosyal hayatı ve iş dünyası bugünden binlerce kat daha siber, daha dijital ve daha sosyal kanallar odaklı bir çerçevede şekilleniyor. Bu sebeple korumacılık eğilimi ile geleceğin normali olan teknolojiden çocukları uzak tutmak ne yazık ki önlem almak değil, düpedüz salakça bir davranıştır.

Çocuklarınızla konuşun. Ama sadece bir felaket olunca ya da bir tehlike ortaya çıkınca değil. Sürekli konuşun, her konu hakkında konuşun. Bitmek bilmez soruları yanıtlamaya üşenmeyin, işinize gelmeyen soruları geçiştirmek yerine gidip bir uzmandan destek alarak; bu soruları nasıl yanıtlamanız gerektiğini öğrenin. Ya da makyaj malzemesi, maç sonucu, hafta sonu kahvaltı mekanları ya da sosyal ağlarda kim ne yapmış diye günde yaklaşık iki yüz kere elinize aldığınız o mereti; çocuğunuzun gelişiminde tıkandığınız noktalarda doğru bilgiye ulaşmak için kullanın. Hiç olmazsa deneyin. Sadece soru yanıtlamayın, fikirlerinin ne çerçevede şekillendiğini anlamak için sorular sorun. Yanıtları sabırla dinleyin ve monolog ortamını diyalog ortamına çevirmeye gayret edin. Sıkılmayın, çocuğunuzdan daha önemli ne var ki dünyada?

Unutmayın ki dünyada var olan tüm canlılar içinde, doğduktan sonra zihinsel ve bedensel gelişimini en uzun süre devam ettiren canlı insan, yani sizin çocuk. Bir at, balık, karga ya da aslan yavrusu doğar doğmaz bir sürü temel yeteneğe sahipken; insan yavrusu ne konuşabiliyor ne annesinin memesine kendisi gidebiliyor ne anlayabiliyor ne algılayabiliyor. Meşrebinize göre buna yaradılıştan gelen bir hikmet diyorsanız eğer o hikmetin gereğini yapıp çocuklarınızı yetiştirirken geliştirmekle de mükellef olduğunuzu idrak edin. Ya da tersi; meşrebinize göre bu varoluşun bir olgusuysa eğer, eleştirel aklın gereğini yapın ve ortaya çıkardığınız çocuğun zihinsel olarak sağlam temellere oturmasını ve gelişmesini sağlayın. Sözün özü öyle üç kuruşa beş köfte yok, çocukları doğru ve düzgün yetiştirmekle mükellefsiniz! Konuşmak zorundasınız, sadece temel yaşam gerekliliklerini sağlamakla değil; zihinsel dünyasının şekillenmesinde de emek vermek zorundasınız.

BİRAZ HAFİYELİKTEN ZARAR GELMEZ

Bu konuda verdiğim seminerler ve eğitimlerde bilinçli anne babalardan en çok gelen soruların başında “Sosyal ağlarda kimlerle ne çerçevede muhatap olduğunu bilemiyoruz. Ne yapabiliriz” geliyor. Bu noktada kişisel kanaatim bir takım hafiyelik metotlarını kullanarak fikir sahibi olabilirsiniz. Gençler özellikle sosyal ağlarda aile bireylerini listelerine eklememe konusunda bir dirence sahipler. Haksız da değiller tabi, her fotoğrafının altına “güzel yavrum” yorumları yapılınca; arkadaş çevresine bu onların aleyhine bir dalga geçilme malzemesi olarak yansıyor. Unutmayın ki çocuklar çok acımasızdır.

Bu durumlarda ben sosyal ilgi alanları üzerine profiller kurarak, o ağlara sızabilmenin mümkün olduğunu ve bunu birçok anne baba ile birlikte uyguladığımızda aldığımız olumlu sonuçları paylaşıyorum. Örneğin bir takıma tutkusu çok yüksek olan oğlunuzu takip etmek adına o kulübün bir taraftar sayfası gibi yayın yapan bir Instagram hesabı oluşturup; biraz emek vererek bu kanalı canlı tutmak ve çocuğunuzu bu hesap üzerinden takip etmek sıklıkla uygulanıp başarıya ulaşan bir yöntem. Ya da müzikle ilgili olan kızınızı, sevdiği sanatçılara dair içerikler paylaşan bir hesap kurup onun üzerinden takip etmek. Bu öneri kimilerince etik dışı ve çocuğun haklarının ihlali gibi yorumlanıyor; haksız değiller. Ancak ailelerin çocuklarının güvenliğini sağlama hakkı ve zorunluluğu da ortada. Evin içinde otoriter, yasaklayıcı ve buyurgan bir ortamda yaşamasındansa; alternatif hesaplar üzerinden çocukların aileleri tarafından izlenmeleri çok daha naif kanaatimce.

Bir diğer yöntem ise yine bir hafiyelik taktiği olan çapraz ve dolaylı sorular sormak. Hem iletişim kanallarını açık tutmak hem de çocuğunuzun hangi konuda ne tür bir bilgisi ve eğilimi olduğunu anlamak için. Örneğin “internette terör örgütleri yayın yapıyormuş” ya da “internette çıplak fotoğrafları birilerinin eline geçen insanları tehdit ediyorlarmış” gibi sanki konuya pek de hâkim değilmiş gibi (ki ergenlikteki çocuğunuzun algısında öylesiniz malum: geri kafalı, sıkıcı ve hiçbir şey bilmeyen) soracağınız sorulara vereceği yanıtlardan çıkarımlar yapabilirsiniz. Tabi ki bu ancak, sürekli ve sağlıklı bir iletişim içindeyseniz işinize yarayacaktır.

Toparlamak gerekirse; ailelerin belli bir yaşa kadar teknik kısıtlamalar yapan koruma araçları ile yol almaları mümkün ama çocukluktan gençliğe doğru geçildikçe bu önlemler yetersiz kalıyor. En doğru ve kalıcı önlem çocuklarınız ile konuşmak, hayatın onlara getirebileceği güzellikleri ve kötülükleri onların anlayacağı şekilde öğretici olarak aktarmaktır ve onlarla hayatı paylaşmaktır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

03

Nilgün - Tamamen katılıyorum Arda Hocama. Çocuklarımızla refahımızı değil, hayatımızı paylaşmalıyız. Onlara son model telefonları alarak iyilik etmiyoruz.

Yanıtla . 2Beğen 04 Kasım 14:20
02

Şenol Gürçelik - bu yazarı bir süredir takip ediyorum, egolu ve kibirli bir adam gibi ama yazıları dolu ve bilgilendirici.

Yanıtla . 0Beğen 04 Kasım 11:03
01

Selim Temel - Geçen haftaki yazınızdan çok faydalanmıştık bu da üzerine bir kaymak gibi oldu hocam kaleminize sağlık. Gerçekten anne babalara eskiye göre çok daha fazla iş düşüyor ama ne kadar farkındayız ki??

Yanıtla . 0Beğen 03 Kasım 18:19

Anket Başiskele Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?