Türkçe’nin Özgürlük Mücadelesi (2)

İnsan da toplum da, “dili ve kültürü” ile “kimlik” kazanır.

Kimliksiz birey ve kimliksiz toplum “KÖLE” düzeyindedir!

Osmanlı Devlet’i, 16. Yüzyıla kadar ordusunun gücü yanı sıra, dili ve kültürü ile yücelmiş, egemen olduğu topraklarda “saygın bir güç” olarak varlığını sürdürmüştür.

Ne var ki, 16. Yüzyıldan sonra, “eğitim, bilim, teknoloji ve ekonomi” alanında dünya ölçeğinde gerilere düşmüş, üstelik özündeki “Türk Dili” varlığına sahip çıkamayarak, ana dilini Arapça ve Farsça’nın egemenliğine bırakmıştır!

Bu ağdalı dil, halk katında hiç anlaşılamamış, Saray ve bağlı çevresinde kullanılan bir dil olmuştur.

Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, geniş halk kitlesinin “dil ve kültür” alanında beslendiği kaynak “Halk ozanları ve Halk Bilgeleri” olmuş,

Saray ile halk arasındaki “kültürel ve manevi bağ” kopmuştur!

“Diller Koalisyonu” Osmanlıca’da egemen olan Arap Alfabesi’dir!

Bu Alfabe’de sesli harfler yoktur! Bu nedenle öğrenilmesi ve kullanılması zordur!

Evet, Osmanlı’nın son dönemlerinde okullaşma oranı yükselmiş, ancak “eğitim-öğretim kalitesi” çağın gerek ve koşularının gerisinde kalmıştır. Sübyan Mektepleri’nden başlayarak, her kademede “dinsel eğitim” ağırlıklıdır.

Evet, din her toplum için temel bir manevi ihtiyaçtır ama, özellikle İslami yaşamın temel koşulu, “Özgür bir ülkede yaşamak” dır!

Özgür yaşamın yolu da “ekonomik, bilimsel, teknolojik güç” olabilmekle mümkündür!

Yönetim ile halk arasında “dil ve kültür birliği” yoksa, o ülkede gelişme ve özgür bir yaşam mümkün değildir!

İşte, yaşamı büyük ölçüde savaş ortamlarında geçmesine rağmen, beş binin üzerinde kitap okuyarak, yaşadığı çağın koşul ve gereklerini görebilen, ülkesinin özgürlüğü, gelişmesi ve geleceği için köklü değişimler oluşturan Mustafa Kemal Atatürk, yönetimle halkın aynı ortak dili kullanabilmesi ve anlaşabilmesi için, halk çocuklarının iti bir eğitim ve öğrenim görerek “nitelikli insan gücü” oluşturabilmesi için, DİL DEVRİMİ ile köklü bir değişimin düğmesine basmıştır.

Kimileri, Osmanlı’da “okuma yazma oranı yüze 60’larda idi” ya da; “Bir gecede cahil kaldık, atalarımızın mezar taşlarını okuyamaz hale geldik” palavralarına sığınsalar da, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için bireysel ve toplumsal gelişmenin önünü açmıştır.

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlerine düşman olmalarına rağmen, Devlet içinde çeşitli kademelerde üst düzey görev üstlenenlerin de bu köklü değişim sayesinde o görevlere gelebildiklerini unutmamaları gerekir!

Dil Devrimi, yalnızca okuma yazma bilen vatandaş sayısını artırmakla kalmadı.

  • “Özgür düşünen insan” sayısını da artırdı.
  • Yöneten-yönetilen arasında oluşan “dil uçurumunu” yok etti.
  • Düşüncelerde açıklık, bilgi iletmede kolaylık sağladı.
  • Eğitim ve öğretimin yaygınlaşmasını sağladı.
  • “Kültür Emperyalizmi” karşısında, bilinçli ve dirençli bir aydınlık gücün oluşumuna olanak sağladı.
  • Ülke ve dünya kültürüne saygın katkılar getirdi.
  • Türk kadınına “kişilik” kazandırdı! Hayatın her alanında, her meslekte dünyanın en başarılı kadınları arasında pek çok “Türk Kadını” kazandırdı.

Oysa, çağ dışı kalan “Arap Kültürü” ile yoğrulmuş, ulusal kimliklerini yitirmiş ve hatta “küresel düzenin işbirlikçileri” haline gelmiş kimilerinin, ne bir “üst kimlik” olarak TÜRK sözcüğüne, ne “ortak bir kültürel bağ” oluşturmanın sembolü olan “Andımıza” ne de “TÜRK DİLİNE” tahammülleri yok!

Yüce Allah, Türk halkına zihin açıklığı versin!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cenk - Sayın Yazar,

Yazınızda attığınız başlıkta bile ARAPÇA kelime varken, siz hangi MÜCADELEYİ ( cenk'i ) neye karşı vermeye çalışıyorsunuz?

Yanıtla . 0Beğen 10 Kasım 13:11

Anket Başiskele Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?