“Asgari ücret” konusunda bir de beni dinler misiniz?

Merak etmeyin…

Öyle klasik “işçi edebiyatı” yapmayacağım.

Başka şeyler anlatacağım size.

Önce şunu kabul edelim.

Ülkemizde “işçi” ve “işvereni” sürekli birbirine “düşman gibi” gösterme gayreti var.

Oysa “iş- işveren- işçi” eşit değerlerdir.

Bir arada oldukları zaman, bir anlamları vardır.

Ortada “iş” yoksa, “işveren” de yoktur, “işçi” de yoktur.

İşverensiz iş, işçisiz iş olur mu?

Bu nedenle önce “yatırım yapılabilir ülke” olmamız lazım.

Yatırım yapılabilsin ki, o işin bir sahibi (işveren) olsun, o işte çalışanlar (işçi) olsun…

İşçi-işveren ilişkileri neden sağlıklı değil?

Ülkemizde işçi ve işveren arasında eskiden beri “menfaat çatışması” var.

Doğaldır…

İşçi,  geçinebilmek için “cebine giren paraya” bakıyor.

İşveren ise, ayakta kalabilmek ve çarkını çevirebilmek için “bir işçinin kendine kaça mal olduğunu” hesap ediyor.

Her iki taraf da haklı mı?

Haklı.

Eğer işçi 2 bin lira net aylık alıyorsa, bu işçinin işverene maliyeti neredeyse 4 bin lira.

İki misli…

Ama işçi aldığı maaştan memnun değil, işveren de maaş dışında yaptığı ödemelerden.

SGK pirimi…

İşveren payı, işçi payı…

İşsizlik sigortasına hem işveren hem işçi adına ödenen para…

Vergi…

Servis, yemek, ulaşım…

Topla hepsini dünyalar tutuyor.

Böyle olunca, mevcut sistem işçiyi de işvereni de memnun etmiyor.

Bu nedenle, işçi ve işveren arasında yıllardır “didişme” var.

İşçi, düşük ücret almasını sürekli “işverenin pintiliğine” bağlıyor.

İşvereni “düşman gibi” görüyor.

Algı böyle.

Bu sıkıntı nasıl giderilir?

Bence sıkıntı, işçi ve işvereni temsil eden kurumlardan kaynaklanıyor.

Yani “işçi sendikaları” ve “işveren sendikalarından”…

Sorunu tam olarak ortaya koyamıyorlar, “çok istiyorsun-az veriyorsun” tartışmasına indirgiyorlar.

Asgari ücret belirleme dönemlerinde bir “ortaoyunu” sahneye koyuyorlar, kavga eder gibi görünüyorlar, beri taraf bir rakam diğer taraf başka bir rakam söylüyor, sonunda raconu kesen bakanlık yetkilisi oluyor, iş bitiyor.

Sorun, temel çözüme kavuşturulmadan bir yıl erteleniyor.

Bu neden böyle?

Böyle, çünkü işçi kesimi de işveren kesimi de ülkemizde gerçek anlamda temsil edilmiyor.

Temsil oranları çok düşük!

Ülkemizde sigortalı işçi sayısı, 14 milyon 121 bin…

Sendikalı işçi sayısı ise, 1 milyon 802 bin.

Türkiye’deki işletme sayısı 1 milyondan fazla…

TİSK’in (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) temsil ettiği işletme sayısı ise sanırım 200-300’ü geçmez.

Durum böyle olunca, işçinin ve işverenin gerçek sorunu ele alınamıyor ve çözümlenemiyor.

Yine “asgari ücret” tartışmasının başladığı günlerdeyiz

Ülkemizde asgari ücret net 1603 lira.

Komisyon toplandı, 2019 yılı için yeni asgari ücreti belirleyecek.

Rakamlar havada uçuşuyor.

2200 lira olsun diyen de var, 2800 lira olsun diyen de…

Seçim öncesi ya, seçmene yaranmak için ha bire yeni rakamlar ortaya atılıyor.

Mevcut asgari ücret çok mu?

Değil.

Ortada dolaşan asgari ücret rakamları?

Onlarda değil.

Ülkemizdeki geçim şartlarında az bile.

Ama konuya bir de işveren yönünden bakın!

Bu rakamları işveren kaldırabilecek mi?

Ekonomik kriz içindeyiz.

Görüyorsunuz, batan badana, konkordato ilan eden edene…

Çoğu şirket de “dokunsan” devrilecek durumda.

Böyle bir ortamda, hesapsız kitapsız bir asgari ücret artışını işverenler inanın kaldıramaz.

Peki, ne yapılmalı?

Yapılması gereken şu:

Bu kadar Suriyeliyi besleyen, inanılmaz israf içinde olan yönetim, asgari ücretteki artış yükünü işverenin üzerinden almalı.

Dört milyon Suriyeliye el bebek gül bebek bakacağına…

Ücretsiz doktor, ücretsiz ilaç sağlayacağına…

Her birine aylık bağlayacağına…

Biraz da kendi işçisini ve işverenini düşünmeli.

Önerim şu:

Asgari ücretten vergiyi kaldırsın, böylece vergi tutarı kadar asgari ücret artmış olur.

Bunun başka çaresi yok.

Eğer bu yapılmazsa…

Eğer işverenin üzerine yeni yük bindirilirse…

İnanın, zaten zor ayakta duran şirketler sapır sapır dökülür.

TÜİK verilerine göre, ülkemizde kurulan firmaların yüzde 72’si ilk 3 yılda kapanıyor.

Geriye kalan firmaların ortalama ömrü ise 12 yıl.

Biz firmalarımızı nasıl daha uzun yaşatabiliriz, bunun arayışı içinde olmalıyız.

Hesapsız kitapsız davranırsak, ortada Türk ekonomisini ayakta tutacak firma kalmaz.

Bunu böyle bilin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder 597 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Gebze Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?