Kaybederken, kazanmak

Değerli kardeşimiz Cengiz Çakar, salı günü gecesi şu mesajla bizlere iyi geceler diledi, ''Önce üzüldüm zannedersin...Sonra sevindiğini yaşayabilirsin... Allah hayırsızı alıp hayırlısını sana ikram ettiğini gördüğünde imtihanda olduğunu görür. Bunu bile Allah'ın ikramı olduğunu bilir ve O'na hamd edersin. Şükürler olsun... Hayırlı geceler.'' Kendisi CHP’den İzmit Belediye Başkanlığına adaydı. Faaliyetlerine erken başladı. Çok başarılı bir alan çalışması yaptı, ama aday olamadı. Merkezin takdiri. Bu işlere başladığında kendisini çok istekli gördüğümden ''Seni üzmesinler.'' diye mesaj attım. Çünkü başımdan geçti. Merkepten düşme misali. Şimdi bakıyorum mütevekkil ve başına geleni hoş karşılayarak erdemli bir davranış sergiliyor. Doğru olan bu, çünkü hayatta kaybederken kazanmak ta var. İşte o budur.

**

Ben 1960 yılı ocak ayının ikisinde Yedek Subay Okuluna (Polatlı) intikal ettim. On sekiz ay vatan görevini yaptım. Kura ile İstanbul Rami Top Taburuna düştüm. Hukukçu olduğum için bana Beşiktaş Balmumcu'da siyasi tutukluların bulunduğu özel garnizonda koruma subayı görevi verildi. Yirmi dört saat nöbet, yirmi dört saat dinlenme sistemi ile çalıştık. 1960 dönemi öncesinin bürokratları ve önemli simaları da (Aziz Nesin, Prof. Ali Fuat Başgil, oyuncu Muazzez Arçay v.s.) oradaydı. Bir sabah Yassıada’dan vali ve genel müdürler getirildi. Hoş geldin demek için koğuşlarına gittim. Kendilerine, '' Buradan evinize giden yol kısaldı. Daha sonra da demokrasiye geçilecek ve sizler ülkemizin önemli kişileri olacaksınız.'' dedim. Çok şaşırdılar, onlar adına İhsan Sabri Çağlayangil söz aldı, özetle, ''Biz sadece hürriyetimize kavuşalım, ben kızım Fatoş'la evde  oturayım yeter.'' dedi. Bu cümle hürriyetin ne demek olduğunun, uğruna insanların nelerden vazgeçebileceğinin kısa ifadesidir. Yıllar geçti kendisi Dışişleri Bakanı oldu. Bir çoğu vekil bakan ve üst bürokrat olarak görev aldılar. Ben de Kızıltepe, Yapraklı Hakimliği, ihtisas için İtalya Roma ve sonra Akyazı hakimi oldum. Yıllar geçip ihtisasım olan Çocuk Mahkemeleri kurulmayınca ümitlerim kırıldı. Ankara'da bir bürokrat büyüğüm bana akıl verdi, ''Lisanın var, neden Akyazı'da orman davaları ile uğraşıp duruyorsun, Bakanı tanıyorsun Dışişleri Bakanlığına geç'' dedi. Hemen bitişikteki o bakanlığa gittim ve Özel Kalem Müdiresine Sayın Bakanı ziyaret etmek istediğimi söyledim. Yurt dışında imiş. Talebimi de belirten bir not yazıp bıraktım ve Akyazı'ya döndüm. Bakan bey kadirşinaslığını gösterdi ve bir süre sonra bana bir form gönderildi. Doldurdum iade ettim, diğer formalitelerde tamamlandıktan sonra Ankara'ya çağrıldım. Bir gün önce gittim aynı ortamda tanıdığım Senatör Deliveli ile görüştüm. O bana,'' Ne işin var dışişlerinde iki yıl yurt dışında kalırsın, sonra beş yıl içeride memur. Sen hakimsin tam bağımsızsın gitme.'' dedi, aklımı karıştırdı. Ben daha bakanlığa gitmeden yani sabah olmadan sıkıyönetim ilan edildi ve hükümet istifa etti. Bende tıpış tıpış Akyazı'ya döndüm.

**

Aynı Cengiz Çakar kardeşim gibi huzurluydum üzülmedim. Geç kaldım fakat Balmumcu anılarımı bir gün yazmak isterim. Ondan bir iki yıl sonra Müfettiş Hakim oldum. Artık Yüksek Hakimler Kurulu mensubu idim. Sekiz yıl Anadolu'yu dolaştım durdum. Yıl 1980 oldu, eylülde de ihtilal oldu. Yüksek Hakimler Kurulu kaldırıldı, bizler açıkta kaldık, yani sıfır olduk. Neyse ki Anayasa'nın Hakimler kadroları lağvedilse de maaşlarından yoksun bırakılamazlar maddesi gereği parasız kalmadık. Sonra beni Adalet Müfettişliğine atadılar. Ama artık işin sihri bozuldu, sevdiğim mesleğimden çok soğudum. Kocaeli Danışma Meclisi adaylığı için başvurdum. Altmış iki aday arasından seçildim. Kaybettikten sonra kazanmış oldum. Kardeşimiz Cengiz Çakar gibi iyi niyetle işe başladık oldu, Tanrı onu da ödüllendirecektir.

**

Sonrasında bilindiği gibi partimizin istemi doğrultusunda İgsaş Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı oldum. Zannederim dokuz yıl kadar sürdü zira toplantılarda diğer genel müdürler bana en uzun süreli genel müdür sizsiniz diye takılıyorlardı. Bu süre zarfında beş yıl Kocaeli vergi rekortmeni bizdik ve Cenevre’de Uluslararası Kalite ve Teknoloji ödülü aldık.

Davet üzerine milletvekili aday adayı oldum. Listeye bile giremedim. Soranlara üç lisan biliyorum fazla geldi hata yapmışım dedim ve üzülmedim, o yüzden de seçim sonrası görevden alındığımda dava açmadım. Bütün bu mücadeleler bana üç mide kanaması, bir by-pass ve bir kanser tedavisine mal oldu. Hepsi devletime feda olsun. Bana Kocaelisporumuzun kazandığı iki şampiyonluğun verdiği mutluluk yeter.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feridun Güray - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Sedat Çelik - O günleri andığımda, bende saygı uyandıran insancıl, yüksek öngörü,yön verici ve hoşgörülü yaklaşımızın içimdeki derin izi mutlaka sızlar. Kimmiyim: m.küpçü ve n. Gülşahın önerisiyle 95 yılında bayilik verdiğiniz fakat tavsiyelerinizi aynen söylediğiniz gibi gençlik heyecanıyla dinlemeyip kazanırken kaybettik(((.. Saygılarımla ferridun abi..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Mayıs 17:22
01

Ersoy Kandemir - Son üç yılda tam 14 dava soruşturma baskı zulüm,2016ya kadar tek birkere şikayet edilmişliğinin yokken,tek sebep,zamanının generalinde hürriyet diye zikrettiği gibi,ben de önce VATAN diyenlerdenim hep,çok güzel bir yazı olmuş sizi daha iyi tanımak adına,saygılarımla.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 07 Ocak 21:03

Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?