Reklamı Kapat

Çok sık ve çok uzun konuşma faydalı mı?

“Eski Türkiye’de” siyasetçiler çok sık konuşmazlardı. Yüzlerinin eskimesinden, halkta bir bıkkınlık yaratmaktan çekinirlerdi. Halka açık konuşmalarında da (Osman Bölükbaşı ve Necmettin Erbakan hariç) çok uzun süreli konuşmazlardı.

“Yeni Türkiye’de” Tayyip Erdoğan birçok hususta olduğu gibi bu konudaki alışkanlığı da değiştirdi.

Zannederim sadece Türk siyasi hayatında değil, dünya siyasetçileri arasında da Erdoğan kadar hitabeti seven ve konuşan lider yoktur. O her gün çeşitli özel gruplara veya halka açık 2-4 toplantıda konuşmak, bütün konuşmalarını canlı yayınla TV’lerden yayımlatmak suretiyle toplumu etkilemeye çalışıyor.

Sıkı sık tekrara düşerek yüzünü eskitmemek için profesyonel metin yazarlarıyla çalışıyor. Bu ekip Erdoğan’ın her konuşma metninin içine yüzde 90 benzer şeyler koysa da, yüzde 10’luk kısmında basına manşet olabilecek bir veya birkaç konu yerleştiriyor. Böylece gündem belirlemeye özen gösteriyor.

Gündem yaratmak için söylenen cümleler akşam TV kanallarında güya tartışılırken, muhalefetin halkın gündeminde tutmaya çalıştığı önemli konular gözden kaçırılıyor. Mesela ekonomik krizin tartışılması yerine Kılıçdaroğlu’nun bir sözü veya yandaş anketçilerin seçim sonuçları tahminleri öne çıkarılıyor.

Fakat arka planda sık tekrarlanan sözlerin (sürekli aynı noktaya düşen su damlalarının kayada iz bırakması gibi) insan beyninde iz bırakacağı düşüncesiyle bilinçaltına kazınmasına çalışılıyor.

Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbles’in propaganda ilkelerinden biri de, “Bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser” değil miydi?

Önce tek merkezden gündem konusu belirleniyor. Sonra bu konu hakkında, yukarıdan verilen talimatla benzer sözler müthiş propaganda makinesinin bütün uzantıları vasıtasıyla yayılıyor. Toplumun her kademesinde tekrar edile edile, “halkın verilen fikri kendi fikri imiş gibi benimsemesi” sağlanıyor.

ŞARTLI REFLEKS

Ünlü Rus bilim adamı Pavlov’un köpekleriyle yaptığı deneyler sonucu geliştirdiği bir kavramdır, “şartlı refleks”.  Deneyin 3 aşamalı sonucu ortaya çıkmıştır:

  • Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesiyle hayvanların salyası akmaya başlar. 

Bu şartlı reflekstir. Hayvanın tabiatında olmayan bir uyarıcı (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır.

  • Fakat eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner, devamının oluşması için arada et de gösterilerek bu refleks pekiştirilmelidir.
  • Bir gün Profesör Pavlov’un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur.

Su baskınından kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar. Köpeklerde tepki yoktur. 

Rus Bilgin, şu sonuca varır: Ağır travmalar, şoklar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır, insanı veya hayvanı en doğal haline döndürür.

EKONOMİK KRİZİN ŞOKU ŞARTLI REFLEKSİ SİLEBİLİR

Günümüzde sadece hayvanların değil, insanların ve toplumların da bazı uyaranlarla belli konularda şartlandırılabildiğini ve bu uyaranlara karşı aynı refleksi vermelerinin öğretilebildiğini biliyoruz.

Dinimiz ve milliyetimizle ilgili duygular böyle öğretilmiş değerlerdir. Peygamberimize yapılan bir hakarete, vatanımıza yapılan bir saldırıya karşı verdiğimiz tepkiler şartlı reflekslerdir. Pekiştirilmezlerse zamanla sönerler. Bu bakımdan eğitim sistemleri önemli rol oynar.

Futbol kulübü taraftarlığı, siyasi parti sempatizanlığı da böyle şartlı reflekslerdir.

Ancak bazı insanların belli uyaranlara karşı tepkileri farklı olabiliyor. Mesela çok kişinin fare, köpek, yılan gibi hayvanlardan korkmasına rağmen, bazıları bu hayvanlarla iç içe yaşamayı sevebiliyor.

Bu verdiğimiz bilgiler siyasetçilerin toplumu etkileme ve yönlendirme çabalarında dikkate alınan önemli konulardır.

Belli kavramlar kullanıldığında toplum daha önceden şartlandırılmış olduğu belli konularda refleks gösterir.

AKP ve Genel Başkanı Tayyip Erdoğan mevcut iktidarını sürdürebilmek için uzun yıllar içinde oluşmuş şartlı refleksleri pekiştirmek ve zaman zaman bunları harekete geçirmek konusunda çok mahir.

Erdoğan’ın sıkıştığı zaman, 1940’lı yılların tek parti iktidarını hatırlatıp, “zaten Ce Ha Pe böyledir” mesajı vermesi bu refleksi uyarmak içindir.

“Biz gidersek sosyal yardımlar kesilir, başörtüsü yasağı gelir” gibi belli korkuların uyarılması da aynı hedefe yöneliktir.

16 yıldır Türk vatandaşlarının çok önemli bir kesimi AKP tarafından belli refleksler vermeye şartlandırıldı.

Erdoğan bu kadar çok konuşarak bu refleksleri pekiştirmeye çalışıyor. Bugüne kadar da bu konuda başarılı oldu.

Ancak bu uyaranların oluşturduğu “sadık AKP seçmeni”  karakterini oluşturan reflekslerin silinmesi için yeni bir durum ortaya çıktı.

“Ekonomik kriz”, ağır bir travma ve şok yaratırsa şartlı refleksleri ortadan kaldırır. Sadık AKP davranışı içindeki vatandaşlarımız tamamen doğal hallerine dönerek sorgulayan, yeni tercihler yapabilen birer insan haline dönüşebilir.

Travma ve şok algısı herkesin krizden etkilenme oranına göre değişecek.

Kriz eğer kontrol edilemez bir boyuta gelirse, AKP için en sadık Erdoğan fanatiklerini bile kaybettiği bir çöküş süreci başlar.

AKP bunun farkında. Krizi önlemek için alınması gereken şok tedbirler yerine, krizin ani ve ağır bir travma yaratmaması için etkisini zamana yaymaya çalışıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?