Yumuşak Diken

“Kaybetmeyi öğrenmeyen,

erdeme ulaşamaz güvercin.”

Güvercinin uçarak geldiğini görmüştü. ‘Günaydın’, dedi Lal. ‘İyi sabahlar’, diye cevap verdi güvercin. ‘Bugün soru sorma sırası bende. Ama önce başka bir soru sormalıyım. Neden insanlar, hep günaydın, diye selamlaşırlar?’. ‘Sen olsan ne derdin güvercin’. ‘Biraz önceki gibi, iyi sabahlar derdim’. Gülüştüler. ‘İkisi de, aynı şey değil mi güvercin? Günaydın, sana aydınlık bir gün diliyorum demek. Işık dolu güzel bir gün dileği…’.

‘Eğer benim günüm kötü geçecekse, aydınlık bir günün bana ne faydası olacak?’. Bugün, biraz karamsar ve üzgün görünüyordu güvercin. Gözlerine yerleşen, kederli bakışları fark etmek için, onu iyi tanımak lazımdı. Son zamanlarda, çok sevdiği bir arkadaşını kaybetmişti. Üzgün ve kederli günlerinde, ayrıca Lal’in duygusal hezeyanları, depresyonuyla uğraşmış, Lal’e güç vermeye çalışmıştı. Şimdi sıra kendisindeydi. Ona destek olmalıyım, diye düşündü Lal. Güvercine nasıl destek olunabilirdi ki? Böylesi dar zamanlarında, kendi içine kapanır, kendini korumak üzere koyduğu sınır ve kalkanlar, otomatik olarak çalışırdı. Kendi istemedikçe, en yakınları bile o sınırları aşıp, güvercine ulaşamazlardı. Şu sıralar, yine kendi içine kapanmış, bir robot gibi yaşıyor, yapması gerekenleri yapıyor, gündelik sorunlarına uzaktan bakarak, sıradan çözümlerle, her şeyi geçiştiriyordu. Güvercine ancak, konuşmaya başladığında, ulaşılabilirdi. Yoksa ondan korkuyor muyum, diye düşündü Lal. Evet, korkuyorum, diye mırıldandı. Korkusu kendi için, değildi. Söylediklerini nasıl anlayacağını ve nasıl yorumlayacağını bilemediği, hiç kestiremediği için korkuyordu. Konuşurken, farkında olmadan onu incinmekten, daha çok üzülmesine neden olmaktan korkuyordu. Ne yapabilirdi ki? Böylesi durumlarda, sadece kendine gelmesini beklemek, onun yanında olmak, sevgiyle destekleyerek, enerjiyle onu beslemeye çalışmaktan başka, yapılacak bir şey yoktu. Ne yapacağını hiç bilemiyordu Lal.

En iyisi, güvercinin suyuna gitmek, diye düşündü. Kendine şaştı. Suyuna gitmek ne demekti? Bazen, abartıyordu. Eski zamanlarda kadınlar, birbirlerine, kocalarını idare edip, yönetmek için, en iyisi suyuna gitmek, diye öğüt verirlerdi. Şimdi nereden aklına gelmişti...

Güvercine döndü, Lal. ‘Bugün, soruları sen soruyorsun, aklına takılan nedir?’.

‘Bir hikaye yazıyorum Lal. Bir yerinde takıldım, kaldım. Nasıl yol alacağımı bilemiyorum. En iyisi, sana sorayım dedim, senden akıl almaya geldim’. ‘Tamam’, dedi Lal, bin umutla. Güvercin nihayet dertleşme aşamasına geçmiş, içindeki acıya cevap aramaya başlamıştı. İyiydi bu, çok iyiydi…Yavaş yavaş kendine geliyordu güvercin.

‘Yazdığım hikaye de, bir üçgenleme Lal. Kadının, iki talibi var. Birisi, çok iyi bir adam, kibar, nazik. Ve öteki, öfkeli, sert, yine de çok karizmatik, kadınlar konusunda da uzman. Hikayemdeki kadın, bunlarda hangisini seçmeli?’.

‘Doğal mantık, iyi olanı seçmek değil mi güvercin?’. ‘Ama Lal, iyiler, ne kadar nazik ve kibar olsalar da çok sıkıcılar. Üstelik kadının, karizmatik adama meyli var. Yine de tarafsız bir şekilde doğrusunu seçmek için çabalıyor, bir türlü karar veremiyor’.

‘Kurgu yapıyorsun değil mi güvercin’, dedi Lal. ‘Karakterlerinin kaderleri, senin elinde. Onları, istediğin gibi yönlendirebilirsin’.

‘Evet ama, karakterler, toplumsal kültürlerinin gereğini yapmak zorundadırlar. Karakterlerime yaptırabileceklerim sınırlı Lal. Bu konuda, sonsuz bir özgürlüğe sahip değilim’.

‘Bu hikayeyi, yazma amacın nedir güvercin? Ne anlatmak istiyorsun?’.

Bu soruya, güldü güvercin. Gülerken, gözlerindeki hüzün gitmiş, içindeki o yakıcı keder, bir an için olsa da silinmişti.

‘Ah Lal’, dedi. ‘Keşke… Neden yazdığımı, bir bilebilsem…’.

‘Karakterlerinin ne yapmalarını istiyorsun, güvercin?’.

‘İki adam var. Biri, iyi, diğeri kötü. Kadın, hangisi seçmeli?’.

‘Kadının kimi seçeceğini, sonraya bırak güvercin. Önce adamların kaderlerini belirle’.

‘İyi adamı, bir melek gibi mi görüyorsun Lal? Kadın onu mu seçmeli?’.

‘Doğalı, melek gibi olanı seçmesi’.

‘Meleklerin yaşamını, kimse merak etmez ki… Hem bir insan, nasıl melek olabilir? O da, her insan gibi, aydınlık ve karanlığı içinde taşıyor, tutkuyu, içindeki ateşi biliyor, için için yanıyor’.

‘İyi adam, çok da melek gibi değil o zaman. Ona nasıl bir karakter çizdin güvercin’.

‘İyi adam, biraz güçsüz ve beceriksiz, henüz iyiliği deneyerek, acı çekerek, öğrenmemiş. Ne istemesi gerektiğini bile, bilemiyor. Şefkatli, dikkatli, nazik ve çok kibar. Aynı zamanda da, bir yumuşak diken’.

‘Yumuşak diken mi? O, ne demek güvercin?’.

‘Yumuşak diken, yumuşak görünse de, nerede, ne zaman batacağı, hiç belli olmaz, demek. Hiç beklemediğin anda batar, diğerlerine göre çok daha fazla can yakar’.

‘Gülün dikeni gibi mi diyorsun?’. ‘Güle dokunma, Lal. Gül de, dikeni de kutsaldır.

Aşırı iyi ve aşırı nazik insanlara, yumuşak diken derler. Nasıl olur da, bu tabiri hiç duymazsın. Bu tip bir insanla, hiç karşılaşmadın, demek. Yoksa hiç içinden çıkmaz, hiç unutamazdın…’.

Lal, güvercinin sataşmalarını hiç umursamadan, kendi sorusuna döndü. ‘Adamların kaderlerini merak ediyorum. Ne yapacaklar’.

‘Ben, yaşamla birlikte akmayı, ona uyum sağlamayı severim, Lal’.

‘Yani, her zaman ki gibi, gözünü oyacaksın…’. Güvercin, böyle zamanlarda, hep ters köşe vururdu. ‘İyi adam, yaşananlar sonucunda, kötü adama dönüşecek, kötü olan da, hikayenin sonunda iyi bir insan olacak. Yaşanan her şey, bir döngüdür çünkü… Burada, adamları nasıl hareket ettireceğim konusunda çözümsüz kaldım. Bu adamlar, ne yapacaklar da, böyle bir dönüşüm geçirecekler? İyi adam, kolayca kötü adama dönüşebilir. Cahillik, ihtiras, kör tutku, aşırı hırs, herkesi yoldan çıkarır. Orada sorunum yok. Ama kötücül bir insan, nasıl iyi bir insana dönüştürülecek? Burası biraz sancılı. Bulduğum çözümler, hiç aklıma yatmıyor, hep yapay kalıyor’.

‘Tutku’, dedi Lal. ‘Tutku herkesi değiştirir. Adamın tutkusunu kullan’.

‘Haklı olabilirsin, Lal. Sevgi, hele de aşkın sevgi, her şeyi yeniden yaratır…’.

Düşüncelere dalmıştı güvercin. ‘Sevdiğini kaybetmeli. Yaşarken ona, seni seviyorum demediği, özen ve şefkat göstermediği için, büyük bir suçluluk hissetmeli, aşırı pişmanlık çekmeli. Çünkü ateş, her şeyi dönüştürür’.

‘Yazdığın hikayedeki sorunu, çözdün galiba güvercin’. ‘Kaybetmeyi öğrenmeden, erdemli bir yaşama ulaşılamaz. Evet, sorunumu çözdüm’. Ya iyi adamın sorunu?’.

‘Denenip sınanmamış iyilik, sana da korkutucu gelmiyor mu?’.

‘Hikayenin sonunda, kadının seçimi ne olacak güvercin?’.

‘Tahmin edemiyor musun Lal?’.

‘Hayır, asla’.

‘Neden, ama’.

‘Senin ne yapacağın hiç belli olmaz’.

‘Aşk olsun Lal. Ben öyle bilinmez birisi miyim?’.

‘Sana aşk olsun, sorma böyle. Sanki sen, kendini bilmiyor musun?

Kadının seçimini ne olacak?’.

‘Kadın, karakterine en uygun olanı seçecek’, dedi güvercin.

‘Yani, dedi hevesle Lal.

Sonra da, birlikte gülmeye başladılar.

‘Sen hangisini seçmek istersen, kader onu seçtirecek.

Hangisini seçmek istiyorsun…’.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gönül Balkır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Başiskele belediye seçimlerinde hangi adaya oy verirsiniz?
Tüm anketler