Reklamı Kapat

Bizden söylemesi (1)

İslam dünyasında mezhep tabanlı çatışmaların hızla yayılması ve bölgeyi adeta ateş topuna çevirmesine yönelik gelişmelere binaen İlahiyatlara yönelik eleştiri ve “müdahalelerin” de gittikçe arttığını hayretle gözlemliyoruz.

En azından şahsım için hayret verici bir durum.

Zira İlahiyat fakülteleri, tüm sıkıntılarına rağmen, söz konusu çatışmaların Türkiye’ye sirayet etmemesinde en önemli unsurlardan biridir.

Çünkü İlahiyat fakülteleri bu hususta Türkiye’de “savunma gücü” rolünü oynamaktadırlar. Bu fakültelerden yetişip de şiddet eğilimli dini anlayışlara yönelenlerin yok mesabesinde olması, bunun en önemli kanıtlarından biridir.

En azından bugüne kadar böyleydi.

Bundan sonra ne olur bilemiyorum.

Zira İlahiyat eğitiminin “açık öğretim” düzeyinde verilmesine yönelik “imkanın” genişletilip çoğaltılmasını sağlama doğrultusunda çabaların hız kazandığı görülüyor.

Bu çabalara bir örnek olarak bir sivil toplum kuruluşunun müracaatı üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu 30.10.2018 tarihinde bazı tavsiye kararları almış, 31.01.2019 tarihinde konuyla ilgili bir çalıştay gerçekleştirmiştir. İlgili tavsiye kararında İlahiyat Açıköğretim Lisans Eğitimi verilmesi yönünde çalışmalara ivedilikle başlanılması, İLİTAM programının yaygınlaştırılması, kontenjanların arttırılması ve başvuranların kendilerine özgü durumları dikkate alınarak programdan yararlanma şartlarının kolaylaştırılması gibi hususlar yer almaktadır.  

Bu gelişmelerin akabinde İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Konseyi Yürütme Kurulu da konuya dair bir bildiri yayınladı ve bildiride şu haklı tavsiye ve uyarılara yer verdi:

  1. Örgün eğitim veren ilahiyat fakültelerinin sayıları ve kontenjanları son derece yeterli olup 7141 sayılı kanun kapsamına girenler haklarını kullandıktan sonra İLİTAM programı tamamen sonlandırılmalı veya adalet gereği sınavlı olarak ve belli bir kontenjanla ayrıca niteliği artırılarak devam etmelidir.
  2. İLİTAM programları İlahiyat öğretimi alanında kaliteyi etkileyen bir sorun olarak karşımızda iken, açık öğretim lisans programı açılması problemi daha da derinleştirecek bir adım olacaktır. Yüksek din öğretimi konusunda yapılması gereken, açıköğretim sistemini getirmek değil, mevcut fakültelerdeki eğitim ve bilimsel araştırma yeterliliğini artırmaya çalışmaktır.
  3. Yüksek din öğretimi alanı, eğitim-öğretim sürecinin gerekleri itibariyle açıköğretim yoluyla eğitim yapılama­yan tıp, hukuk, mühendislik ve eğitim fakültesi gibi lisans programlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Din eğitimi almak veya kendilerini bu alanda geliştirmek isteyenler için özel sertifika programları açılıp, taleplerin bu şekilde karşılanması mümkündür. İnsan kaynağının, kalitesini arttırmak için uzaktan eğitim veya açık öğretim yoluyla sınavsız, lisans diploması vermek yerine, hizmet alanına yönelik sertifika ve hizmet içi eğitim programları uygulanması, daha adaletli ve doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu çerçevede zamanında dini yükseköğrenime geçiş yapamayanların Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleriyle ilişkilendirilmesi büyük bir abartı ve zorlamadır. Özellikle 2002 yılından sonra bu hakların engellendiğini ileri sürmek gerçeği yansıtmamaktadır.

Kurulun vurguladığı önemli bir nokta olarak ilahiyat öğretiminin açıköğretim ve/veya uzaktan öğretim ile sağlıklı ve yeterli biçimde gerçekleştirilemeyeceği hususu Türkiye’nin geleceği açısından mutlaka dikkate alınmalıdır.

İlahiyat öğretiminin anlamı bunu gerektirir.

Neden mi?

Devam edeceğiz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Bahri Yavuz istifa etmeli mi?