Son Dakika Kocaeli Haberleri

Atatürk'süz 8 Mart

İki gün önce Dünya Kadınlar Günüydü. Sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesinden bu yana, bu tip özel günler çok daha yaygın bir farkındalığa erişir oldu. Zira evvelce sadece haber bültenlerinde bir iki cümleyle, gazete kupürlerinde iki üç satırla geçip giden, belki bir iki salonda düzenlenen etkinlikle kutlanan ve toplumun geniş kesimlerinden kopuk kalan bu tip özel günler artık kitlesel bir şekilde farkındalığa muhatap oluyor. Oluyor olmasına da günün sonunda elimizde kalana bakınca insanın üzülmemesi mümkün değil.

“Neden kadınlar günü var da erkekler günü yok” diyen zevzek kuş beyinliler mi ararsın…

“364 gün eziyet ettiğimiz kadınlarımızı bir günlüğüne anıyoruz da ne oluyor, ben kutlamıyorum” çıkışları yaparak karşı cins ayartma güdülerine baştan aşağı teslim olmuş azgın lümpen erkekler…

“Kadınlar günü kutlamak haramdır, kadın erkek eşitliğiyle aile ve toplum yok ediliyor” diyen kafasını Orta Çağda bırakmış, beyninde herhalde toplasan üç ya da beş tane hücre olan insanlığın her iki cinsten de yüz karaları…

Bu listeyi daha sayfalarca uzatabiliriz, ne de olsa memleketimizde her türden cins tipi bir arada bulabiliyoruz. Zira Ali Nesin’in tabiriyle “tımarhanemizde” her türlü gariplik normaldir. Ancak bir olay var ki ne zeka yoksunluğu ne de cehaletle açıklanabilir. Şimdi size iki yüzlü ve art niyetli bir “algı yönetimi” örneği anlatacağım.

TRT ARŞİV

Yaklaşık iki sene önce hayata geçen, dünyada birçok köklü yayın kuruluşunun da yaptığı şekilde TRT yönetimi uzun yıllardır âtıl duran ve Varyemez Amca misali üzerine yatıp kimseye zırnık koklatmadığı arşivini internet ortamına aktardı. Halen daha peyder pey geçmiş içerikler yayına alınıyor. Gerçi bazı yayına aldıkları içerikleri sonra durup dururken yayından kaldırıyorlar, kim bilir hangi kerameti kendinden menkul danışman bozuntusu kendi kuş beynince bir mazeret yumurtluyor da mesela Oğuz Atay’ın naif röportajı arşivden uçuveriyor. Hadi neyse, buraya kadar her şey çok normal diyelim. Ancak Dünya Kadınlar Gününde öylesine bir rezalete imza attılar ki bunu ihmal ya da hata olarak tanımlamak mümkün değil.

Ülkemizde kadın haklarının geçmişini anlatan kısacık bir belgeseli Instagram’da yayına verdiler. Osmanlıdan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar siyah beyaz görüntüler üzerine bir anlatıcı ülkemizde kadın haklarının nasıl geliştiğini anlatıyor. Şimdi noktasına virgülüne dokunmadan “1870’li yıllardan bu yana süren bir mücadele…” başlıklı belgeselin metnini paylaşıyorum.

“Osmanlı döneminde ilk önemli kadın hareketleri 1870’lerde başladı. 1908’den itibaren kadınların savunuculuğunu yapan pek çok dernek kuruldu. Kadınlar işgalleri, itilaf devletlerini protesto eden mitinglere büyük kitleler halinde katılıyor, Halide Edip gibi isimler mitinglerde ulusal direnişi destekleyen konuşmalar yapıyordu. Kadın dergilerinin sayısı Cumhuriyete kadar kırka ulaştı. Otuza yakın kadın ve yardımlaşma derneği kuruldu. İlk kurulan dernekler savaşların açtığı yaraları sarmaya yönelik yardım dernekleriydi. Ayrıca kız çocuklarının eğitimini destekleyen, kadınların iş yaşamına girebilmeleri için mesleki eğitim veren dernekler de vardı. İlk siyasi partiyi Kadınlar Halk Fırkası adıyla kurmak istediler. Ancak kuruluş izni verilmeyince 7 Şubat 1924 tarihinde Türk Kadınlar Birliğini kurdular. Kadınlar Birliği’nin kuruluş amacı; kadının siyasal haklarını elde etmesi ve sosyal yaşama aktif olarak katılmasını sağlamaktı. Kadınlar, hakları için mitingler düzenliyor, makaleler yazıyor, konferanslara katılıyordu. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun’la kadın, toplum içinde kimliğini ve yasa önünde eşitliğini elde etti. 1930 yılında kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını, 1934 yılındaysa TBMM’ye girebilme hakkını elde etti. 1935 yılında yapılan seçimlerde meclise 18 kadın milletvekili girdi.”

Türkiye’de kadın haklarından bahseden bu metinde eksik olan bir şey gözünüze çarptı mı? Elbette Atatürk… Görüntülerde sadece Türk Kadınlar Birliğiyle birlikte birkaç saniye görülen Atatürk’ün adı metinde bir kere bile geçmiyor. Oysa ki 17 Kasım 2018 tarihli yine bu köşede yayınlanan “Atatürklü Reklamlar” başlıklı yazımda detaylarını da paylaştığım 1935 yılında ülkemizde toplanan Uluslararası Kadınlar Birliği toplantısında, TRT’nin görmezden geldiği Atatürk için bakın dünyanın önde gelen kadın hakları savunucuları ne demişti; “Uluslararası Kadınlar Birliği’nin 1935 yılında ülkemizde yapılan toplantısında konuşan Mısır’lı delege Mustafa Kemal için: Biz Mısırlılar Atatürk'ü çok sever ve O’nun açtığı yolda yürümeyi bir şeref biliriz. Hatta siz ona Atatürk dersiniz. Biz ise onu ATAŞARK diye anarız. Çünkü o yalnız Türk'ün değil, bütün şarkın ve bilhassa kardeş Mısır'ın da atası ve önderidir” Hatta aynı toplantının organizatörlerinden biri olan bir başka yabancı kadın delege “Bizim için bu toplantının en büyük önemi Mustafa Kemal’le tanışmaktır” demiştir.

KURNAZLIK

Sözde belgeselin Atatürk’ü yok saymasının yanı sıra imza attığı bir diğer kurnazlık daha var. Belgeselin metnini dikkatle okuduğunuz zaman, sanki kadın hakları konusu, Osmanlıdan Cumhuriyete kalmış büyük bir miras gibi anlatılıyor ve zaten kadınların haklarının teslimi sürecin doğal bir akışı olarak gerçekleşmiş gibi anlatılıyor. Oysa ki kadınların haklarını alması için manevi kızı Afet İnan’ı teşvik ederek tüm Milletvekillerinin katıldığı bir konferans düzenleten ve ilk yerel seçimlere girme haklarının verilmesi sürecinde meclisle karşı karşıya gelerek bu reformlar için diretenin Mustafa Kemal Atatürk olduğu gerçeği sansürlenmiş. Üstelik “kadınların parti kurması engellendi” gibi bir anlamsız cümle de metnin içine bir zehir gibi zerkedilmiş ve haçlı emperyalizminin “diktatör Atatürk, baskıcı Cumhuriyet rejimi” yalanlarına omuz atan bir anlatım da cabası.

Atatürk devrimlerinin büyük bir kısmı Osmanlı entelejansiyasından kalmış miraslardır, bu tartışmaya açık bir konu bile değildir. Jön Türklerin can çekişen imparatorluğu hayatta tutma çabaları olmasaydı zaten Osmanlıdan elimizde kalan bir avuç toprakta yokluklarla bir vatan inşa etmemiz bile mümkün değildi. 3. Selim ve 2. Mahmut gibi tarihimizde reformcu padişahlar vardır. 2. Abdülhamit kurduğu despot idare ve imparatorluğunun neredeyse yarısını kaybetmiş olmasına rağmen özellikle eğitim alanında yaptığı reformlarla çok büyük işler yapmıştır, tarihin cilvesi; kurduğu batılı tarzda eğitim veren askeri okullardan yetişen ikinci kuşak Jön Türkler tarafından da normal olarak tahttan indirilmiştir. Tarihin hep gizlenen bir gerçeğidir, 2. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra insanlar aylarca kutlamalar yapmıştır ve bu kitlesel kutlamalar öyle bir boyuta varmıştır ki herkes aylarca sokaklarda kutlama yaptığı için İstanbul’un ekonomisi durma noktasına gelmiştir. Otuz küsur senelik bir baskı rejiminin sona ermesini insanlar çılgınca kutlamışlardır. Ancak şunu da es geçmemek gerekir, 2. Abdülhamit bir dönem Latin harflerine geçmeyi bile düşünmüş, bu yönde çalışmalar yapmış ancak asalak ulema sınıfı tarafından caydırılmıştır.

Demem odur ki Atatürk hayata geçirdiği devrimleri, yaptığı reformları bir gecede kafasından uydurmadı. Bir Osmanlı entelektüeli olarak, bir Türk subayı olarak binlerce yıllık kültür birikiminden, çağın gerçeklerinden ve dünyanın gittiği istikametten ilham alarak ölüm döşeğindeki milletimize bir nefes oldu ve biz hala daha o nefesle yaşamaktayız. Allah’ın bir lütfu dışında O’nu tanımlayacak daha güzel bir tanım olmadığını düşünüyorum. Peki tüm bu gerçekler ortadayken ya ifrat ya tefrit anlayışıyla Atatürksüz bir tarih kurmaya çalışmak, O’nu yok sayarak bir tarih yazımına uğraşmak bu millete mi yarar; yoksa bu milletin çanına ot tıkamaya çalışanlara mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Faik Türün - Herkes her konuda CHP kurucu genel başkanını görmesi mecburi bir gereklilik mi ?. Bu konuda çok duyarı CHP lilerin sürekli onla ilgili videolar izlemelerine, evlerini onun heykelleri ile resimleri ile donatmasın da, kurdukları her cümleye onun adını eklemelerine mani olan bildiğim kadarıyla bir kanun veya yönetmelik maddesi yok. Neden bu yapı toplumun her kesiminin kendisi gibi olmasını dayatmaya çalışıyor demokratik bir rejimde, kişisel hak ve özgürlüklerle çelişkili bu kafa yapısını anlayabilmek mümkün değil

Yanıtla . 0Beğen 10 Mart 00:02
02

Ali Demir - @Faik Türün 01 nolu yoruma cevabı: Türkiye Cumhuriyetini kuran adama bu nankörlük neden?

Yanıtla . 0Beğen 18 Mart 08:12

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (262) 323 39 17
Reklam bilgi

Anket Kocaelispor bu sene şampiyon olur mu?