İslâm’ın ilk döneminde kadınlar

Her yıl sekiz Mart’ta dünya kadınlar günü olarak etkinlikler yapılmaktadır. Bu bağlamda İslâm’ın ilk dönemlerinde kadınlara verdiği önemi biraz anlatmak istiyorum.

İslam’dan önceki devirlerde kadınlara ayrılabilecek şerefli sayfalar pek olmadığı gibi kadını küçük düşürecek, ezecek, hakkını gasp edecek olaylar sayılamayacak kadar çoktur. Bu dönemde, kadının aile içinde söz hakkı olmadığı gibi cinsel anlamda da sömürülmekteydi. Toplumda kız çocuğuna sahip olmak bir utanç olarak kabul ediliyordu. Kız çocuklarının diri diri gömülmesi de yaygın bir adetti. Bu hususa Kuran-ı Kerim’de şu şekilde işaret edilmiştir:

 “Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!”

Semavi dinler arasında da kadınların kültürel çalışmalara katkısı İslamiyet ile başlamıştır. “Oku” emriyle başlayan son ilahi davete ilk “evet” cevabını verenin kadın (Peygamberimizin [S.A.S.] mübarek zevceleri Hz. Hatice) olduğunu düşünürsek İslam’ın kadın eğitimi konusunda ne köklü bir inkılâp yaptığı tarihi gerçeğini vurgulamış oluruz. Hele dualarında kadın yaratılmamış olmakla övünen Yahudi erkeklerini kadını erkek için yaratılmış mahlûk sayan Hıristiyanlık düşüncesini göz önüne getirdiğimiz zaman “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyen islâmiyetin kadın haklarına verdiği önemi daha iyi anlamış oluruz. “Biz cahiliye devrinde kadınları adam yerine koymazdık” diyen İslam halifesi Hz. Ömer’in kadınlardan ilmi ve idari sahada hizmet talep edecek seviyede yükselten kudret, İslam’dan başkası değildir.

Kuran-ı Kerim’de insanın kız veya erkek olarak doğmasının Allah’ın takdirinde olduğu üzerinde durulmuştur. Hitap ve emirleri kadın-erkek arasında ayrım gözetmeyen, bir umumilik arz eden Kuran-ı Kerim’de ilimden bahseden veya ilmi teşvik eden 750 ayetin hepsi cins ayrımı yapmadan hem kadına hem de erkeğe hitap etmektedir. İslam’ın tebliğcisi Hz. Muhammed [S.A.S.] ise kadını ve erkeğiyle bütün insanlara gönderilmiş bir peygamberdir. Kitap ve peygamberiyle İslam’ın gayesi cins ayrımı yapmadan nerede ve ne zaman olursa olsun her türlü cahilliği yok etmek, insanı bilginin ışığında yaratanına kul etmeyi sağlamak ve iki dünya mutluluğuna kavuşmaktır.

Hz. Muhammet tarihte önemli roller üstlenmiş kadınlardan övgü ile bahsetmiştir. Bunlar arasında Firavun’un karısı Asiye, Hz. İsa’nın annesi Meryem, karısı Hatice ve kızı Fatıma sayılabilir. Bunlar arasında Hz. Ali’yle evlenene kadar babasıyla yaşamış ve ona bakmış olan Hz. Fatıma, babasına olan düşkünlüğü sebebiyle “babasının annesi” olarak isimlendirilmiştir.

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”, “İlim öğrenmek (kadın-erkek) her Müslüman’a farzdır”, “Beşikten mezara kadar ilim öğrenin” hitaplarını duyan ilk Müslümanlar kadını ve erkeği ile bu davanın yolcusu olmuşlardır. Bu zihniyetle İslam hanımları kendi güç ve iffetlerinin imkân verdiği her sahada topluma hizmet sunmuşlardır. İslam tarihini incelediğimizde sadece hadis ve fıkıh sahasında 90 kadın muhaddis ve fukaha görmekteyiz. İlahi tebliğde de kadınlar erkekler ile yarış halinde olmuşlardır.

628 yılında yapılan Rıdvan bey’atine katılmış olan Medine’li Hanım sahabi Ummu Hişâm, Hz. Peygamber’in Cuma hutbelerine devam ettiğini bildiriyor ve minberde her Cuma okudukları için Kaf Suresini bizzat Resullullah’ın tilavetinden ezberlediğini söylüyor.

Medine’li Ensâr kadınları bir gün Hz. Peygamber’in huzuruna çıkıp:

“Erkeklerden bize fırsat kalmıyor bizler için ayrı bir gün ayırıp Allah’ın [C.C] sana öğrettiklerini bize öğretsen” teklifinde bulunduklarında; Hz. Peygamber de gün ve yer tayin ederek bu ilim âşıklarına bilgi öğretmiştir. Daima “Ya Rab, ilmimi arttır” diye dua eden O yüce Peygamber kadın erkek diğer insanların ilmini arttırıcı faaliyetlerden uzak kalamazdı.

Hz. Peygamber’in bu nevi eğitim-öğretim faaliyetlerine diğer Müslümanlar da katılmaktaydı. Sahabe-i kiram’dan Muaz İbni Cebel, kadınlara mahsus bir mesele soran kişiye yeterince açıklama yaptıktan sonra şöyle diyor: “Resulullah (S.A.V) bize öğretmiş ve kadınlarımıza öğretmemizi bize emretmiştir.”

Kadın eğitimine verdiği önemi Ebu Musa’l-Eşari’nin Hz. Peygamberden rivayet ettiği şu hadis daha da şumullendiriyor:

“Bir erkek, cariyesini güzelce terbiye eder, güzelce öğretimden geçirir, sonra azad edip onunla evlenirse iki ecre nail olur.”

Böylece kadın eğitim-öğretimi cariyelere kadar teşmil edilmesi yanında kaldırılması zamana bırakılmış olan cariyelik müessesesinin de kaldırılması teşvik olunuyor.

Vahy sürecinde kadına ve kadın eğitimine böylesine önem verildiği için Müslüman kadınlar; İslam dininin yayılmasında, öğretilmesinde ve tebliğinde büyük roller üstlenmişlerdir. Mekke’de iken Müslüman olarak hicret etmiş akil, fazıl hanımlardan Kureyşli Şifa Ummu’l Mu’minin Hz. Hafsa’ya yazı öğretmiştir. Hz. Ömer hilafeti zamanında arkadaşı olan işbu hanıma fikir danışmış ve bazı işlere de memur etmiştir. İlmi çalışmaların ilerlediği Tabiun devrinde bilgin hanımlar, ilim talibi erkeklerin yazılı müracaatlarına muhatap olacak seviyeye ulaşmışlardı.

Aşere-i mübeşşere’den Hz. Talha’nın kızı Aişe, teyzesi olan Hz. Aişe’nin evine çıkmaz, İmam Buhari’nin naklettiğine göre muhtelif memleketlerden genci, yaşlısı pek çok ilim talibi Hz. Aişe’ye soracakları hususları genç Aişe’ye yazıyorlar ve cevabını yazılı olarak ondan alıyorlardı.

Daha sonraki asırlarda erkek bilginleri önlerinde diz çöktürecek pek çok hanım bilgin yetişmiştir. Hatip Bağdadi gibi bir âlimin (ö: 463/1071) Mekke’de 445/1053 senesinde Kerime isimli âlime bir hanımdan 5 gün Buhari okumuştur

İslam âlimleri, ilmi mükellefiyet bakımından kadınla erkek arasında hiçbir ayrım yapmamışlardır. Endülüslü büyük ilim ve devlet adamı İbn-i Hazm (ö 456/1064) bu konudaki görüşleri şöyledir:

“Resullullah (S.A.V.) erkeklere ve kadınlara eşit şekilde gönderilmiştir. Allah (CC) ve Peygamber erkek ve kadınlara tek hitapla hitap etmiştir. Bu noktada kadınların dışında erkeklere tanınmış bir ayrıcalıktan bahsedilemez; ta ki Celi bir nas veya icma ile olsun. Dinde ilim sahibi olmak ve dini tebliğ vazifesini (Emr-i Maruf, nehy-i münker) yerine getirmek için yollara düşmek, erkeklere olduğu gibi kadınlara da vaciptir. Bu ilmi seviyeyi kazanmış hanımların uyarmalarını bizlerin kabul etmesi gerekir, nitekim de böyle olmuştur

Hz. Peygamber (s.a.v.) e vahyin ilk gelişinde destekçi olan bir kadın olarak mübarek eşi Hz. Aişe validemizdir. Gene Hz. Peygamberin ilk inananı Hz. Aişe olduğuna göre ilk Müslüman da bir kadın olmaktadır. Vahy sürecinde Hz. Peygambere devamlı en önemli yardımcıları zevceleri olmuştur. 

Ne yazık ki huzurlu zamanlarındaki kadınların bu kültür ve eğitim hizmetleri sonraları kesintiye uğradı. Hz. Osman’ın ihtilalciler tarafından şehit edilmesinden sonra İslam dünyasını saran siyasi buhran, ahlaki ve sosyal değerleri sarsan çizgilere ulaştı. Din adına dinin yasak ettiği fiiller işlendi. Kargaşalar, fitneler İslam tarihinde Yüce Dinin hiç de tasvip etmeyeceği olayları doğurdu. Bunun paralelinde çok iyi başlamış olan kadının kültürel ve eğitim çalışmaları arzu edilen boyutlara ulaşmadı. Çeşitli faktörlerin de etkisiyle bu sahadaki gelişmeler cılızlaştı ve güdükleşti. İleriye gideceği yerde geriye götürülmüş oldu.

Gönül ilk zamanlarda (vahy döneminde) şahlanan bu kültür, ilim ve eğitim hamlesinin günümüz Müslüman kadınları arasında yeniden yeşermesini arzu ediyor. Belki böylece ilim hakkındaki ayet ve hadislerin paralelinde birazcık olsun yol alabiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fahri Kayadibi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?