Balıkçı Hamdi olmak…

Küçüklüğümden beri balık bizim evde çok kıymetliydi. Her gün sabah akşam olsa yerim diyecek kadar balığa düşkün olan annem, her çeşidini alır ama ben özellikle hamsi ve orkinosu çok severdim. Balığın her aşamasıyla annem ilgilenir bizlere sadece yemesi kalırdı. Evlenip İzmir’e gittiğimde bu sefer balığa düşkün bir eşim vardı. Eşim de annem gibi her aşamasıyla kendisi ilgilenir, hatta yazları Karaburun’da balığı kendi tutup taze taze yedirmek için tekne alacak kadar düşkündü. Dolayısıyla balık konusunda fazla bilgim de olmadı, nasıl olsa balıktan anlayan annem ve eşim vardı. Hayatım boyunca balığın yeme kısmı kalan ben, sonrasında ayıklanmış balık alarak sadece pişirme aşamasıyla ilgilendim.

Geçtiğimiz Çarşamba günü Kocaeli Dokümantasyon Merkezi toplantısında konuğumuz İzmit’te yılların balıkçısı olarak bildiğimiz, tanıdığımız balıkçı Hamdi ( Hamdi Bineklioğlu) idi. Balık hakkında bilmediğimiz pek çok konuyu bizlerle paylaştı.

Müzeyyen Ünal, açılış konuşmasında “Değerli arkadaşlar, Kocaeli Dokümantasyon Merkezinin üyeleri, katılımcıları ve değerli misafirler, bugün 31 Ocak 2024 bu haftaki misafirimiz Sayın Hamdi Bineklioğlu. Hepiniz kendisini balıkçı Hamdi diye tanırsınız, herhalde tanımayanınız da yoktur. Balıkçılığı ve tamamen balıkçı olarak tanıdığımız Bineklioğlu ailesini de bugün kendilerinden öğreneceğiz. Hoş geldiniz, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?” diyerek sözü Hamdi Bineklioğlu’na bıraktı.

Aile olarak İzmit’e ait bir kökenimiz var. Babam ve büyük dedem de İzmitli. Dedem İzmit’in yerlisi, manav derlerdi. Babaannem İstanbullu, babaannemin babasının Gelibolu ile bir bağlantısı var. Ben 1953 yılında Veliahmet Mahallesinde doğdum. Biz dört kardeştik ve 1961 yılında küçük yaşta babamızı kaybettik. Babam da ölmeden önce balıkçılık yapıyordu. Vefat ettikten sonra da bizler bu mesleği dedemle birlikte devam ettirdik. Ticaret insanı bir yerlere çekiyor. Maddi manevi, olumlu olumsuz şeyler yaşanıyor.” diyerek kendisini anlatıyor Hamdi Bineklioğlu.

Hamdi Bineklioğlu balık ticaretiyle uğraşıyor ama “Pek balık avlamayı sevmem. Balık alıp satma ticareti bambaşka bir konu, denizde balık tutma da üzerine gittiğim bir konu değil.” diyor. “Balığı tutmak da pazarlamakta bambaşka bir şey…”

Müzeyyen Ünal’ın “Babanız ve dedeniz kendi tuttuğu balığı mı satıyordu yani kendi balıklarını kendileri mi tedarik ediyorlardı?” sorusuna ise, Hamdi Bineklioğlu, “kimse kendi tuttuğu, kendi tedarik ettiği balığı dışarı çıkartıp kendi satamaz. O çok sorun, problem bir iş, olsa bile çok cüzi bir şeydir.

Müzeyyen Ünal’ın “Ereğli ile bir bağınız var mı?” sorusuna. “Orada akrabalarımız bulunuyor. Babam vefat ettikten sonra da aynı şekilde devam etti iş bağlarımız. Değirmendere ve Karamürsel ile de aile ilişkilerimiz var.”

Dedem balıkçı olarak hayata atılmamış, balıkçılık benim baba mesleğim.” diyor Hamdi Bineklioğlu. “Babamı İstanbul Boğazında bir deniz kazasında kaybettik. Ben dokuz yaşlarındaydım. Bugün kardeşlerimden Kemal ile birlikte çalışıyoruz. Bir de dedemin adını taşıyan kardeşim Şevket var, o da Bakırcılar Çarşısı’nda bulunan kendi işyerinde balıkçılığa devam ediyor. Dedemlerin ilk tezgâh açtığı yer, Halkevinin şimdiki E5 kıyısında olan balık pazarındaydı. İkinci balık pazarı demiryolunun üst tarafındaydı, Tekel binasının yan tarafında. Ufuk sinemasının olduğu yerde bir boş alan vardı ve biz 1967 – 1968 yıllarından sonra 1973 – 1974 yıllarına kadar orada devam ettik. Sonra eski Perşembe pazarının Belsa Plaza’nın olduğu yere geldik. Sonraki balık pazarı Saraybahçe Belediye Binası’nın arkasında su işlerinin olduğu yer. Oradan da ayrıldık, tekrar perşembe pazarının olduğu yere gittik. 1991 yılında Otel Asya’nın olduğu yere geldik. Oradan da sahilde kurulan Balıkhan’a gittik. Orası da İzmit halkı adına biraz zor oldu. Arabayla intikal edecek kişiler için çok rahat ama benim çocukluğumdan beri bu şehrin içinde benden alış veriş eden insanlar var, gelmek isteyip gelemedikleri için şikayette bulunuyorlar.”

Müzeyyen Ünal, “Acaba Marmara ve Karadeniz’den yaptığınız balık tedariklerinizle ilgili bize neler anlatabilirsiniz?”

Sonbahar olduğunda, balık sezonu palamutla açılır, Çingene palamuduyla başlar. Çingene palamudunun olduğu yer İstanbul Boğazı ve Karadeniz’dir. Çünkü bütün balıkların göç yeri Karadeniz’dir. Karadeniz balıklar için bir yayladır. Yemi boldur, balığı boldur, balıkların vücut gelişiminde az tuzlu olmasından dolayı balıkların gelişimi açısından önemi var. Sonbahar balıkçılığı Karadeniz’de oluyor derken palamut balığı Marmara Denizi’nde de yumurta atıyor, Karadeniz’de de. Torik kış döneminde Karadeniz’den çıkış yapıyor, boğaza, boğazdan Marmara Denizi’ne, burada hava şartlarından dolayı rahatsız olmayıp kalırsa Akdeniz’e akıp gidiyor. Ama bu göç yollarını, aynı göçmen kuşlar gibi tamamlıyor ve tekrar dönüş yapıyorlar. Bir kısmı dönebiliyor, bir kısmı dönemiyor. Eğer dönüş kuvvetli olursa sezon içinde havyarlanmayla beraber balıkta güçlü oluyor. Bu bereket Marmara Denizi’nin ve Karadeniz’in en büyük özelliklerinden birisi... Her yıl olduğu gibi dünyada insanların bile azalması, nesillerin çoğalmaması, ağaçların kaybolma şekli, hayvanların azalma şekli gibi denizlerde de bu sıkıntılar oluyor. Birçok balıkta kayıplar var. İzmit Körfezi’nde çok ciddi kayıpta olduğunu biliyoruz ama son yıllarda benim sevindiğim bir olay var, İzmit Körfezi’nde ıstakoz bile çıkıyor, sekiz - on yıldır bir kiloluğundan on kiloluğuna kadar kalkan balığı çıkıyor, bunu halk bilmez, Kocaeli de bilmez, dışarısı da bilmez. Levrek çıkıyor. Bunlar doğal balıklar. İzmit Körfezi’nde mercan kayaları, barbun kayaları vardı. Herkes oltasıyla çıkıp kırlangıcını tutar, mercanını tutar, karagözünü yakalar, sahilden oltayla kefal, pisi gibi birçok balık çeşidi vardı. Sahilde yaşayanlar bunları gördü, bizler zaten sistemin içerisindeydik. İstavrit, hamsi, gümüş balığından bahsetmiyorum. Onlar zaten tutuluyordu. 1970’li yıllarda İzmit körfezinde balık diye bir şey kalmadı. Fabrikaların atıklarından dolayı balıklar katledildi. Rahmetli babamların döneminde kırlangıç balıkları çok çıkardı ve o zamanlar buzhane yok, şehrin buz deposu vardı. Şu an eski yılların haricinde çok ciddi bir balık var. Buradan çıkan balık şu an Türkiye’ye dağılıyor ama bunu kimse bilmiyor. İstanbul balıkhanesine gönderiliyor, Ereğli balıkhanesine, Bursa’ya gönderiliyor, İzmit balıkhanesine gönderiliyor.”

Balık mezatı, tekneler denizden balıklarını avlarlar, limana gelirler, Karadeniz’den Kefken Limanına, Ağva’ya, Şile’ye, Zonguldak Ereğlisi’ne, İzmit Körfezi’nde de avcılık olduğu zaman yakın olduğu için İstanbul Balıkhanesi’ne gider. Marmara’da avcılık yapıp hangi bölgeye yakınsa tekne o bölgenin limanına çıkar. Hava şartlarında olumsuzluklar oldu mu bu gitmesi gereken limanlara gidemediği zaman belli bir iskeleler var. O iskelelere yanaşır ve gideceği yere oradan dağıtım yapılıyor. Ve bu teknelerin hepsi kayda giriyor ve takip ediliyor. Bu işlemleri su ürünleri ve sahil koruma takip ediyor. Eskiden sabah 05.00 ile 06.00 arası mezat başlardı şimdi gece 24.00 ile 01.00 arası yapılıyor. Uzak yola gidecekler gelen balığını alıyor, teknesine koyup gidiyor. Birde marya tarzı balıklar var. Bunlar az miktarda olan balıklar, kalkan, lüfer, turna mezgit, barbun, ıstakoz gibi çeşitli balıklar mezat dediğimiz saate bırakılır. Onların da mezat saati 05.00 ile 06.00 arasıdır. Ama hamsi istavrit, palamut bunların standart ı yok. Balıkların fiyatını mezat belirliyor. Aslında dünyanın en kaliteli en çılgın ürünü bizim denizlerimizde çıkıyor ama kıymetini bilen yok.” diyor Hamdi Bineklioğlu balık mezatını anlatırken.

Bizler balıkçı bir aileye doğduk, aileden balıkçıyız, balıkla donanımlıyız. Ben balık yemediğim zaman rahatsız olurum. Günün her saati balık yiyorum. Civa konusu, Marmara denizinde ve izmit körfezinde var ama şöyle bir şey bu civanın şu anda eski yıllara göre azaldığını düşünüyorum. Her yıl üniversiteden gelip etütlerini yapıyorlar. Ben üniversitedeki hocalarla da bu konuda görüşmelerim oluyor ve onların olumsuz olduğuyla ilgili çok fazla bir şeylerle karşılaşmadım. Özellikle Körfezin balığını istediklerini biliyorum.

Balık için “ Dünyanın en değerli ürünü bizde.” diyor Hamdi Bineklioğlu.

Hamsi balığı korkunç bir rezerve sahip bir balık… Bu ülkede on iki ay değil yirmi dört ay, kırk sekiz ay bu balığı tutsan bitiremezsin. Yem’e çekmeseler hamsi balığının kilosu beş liranın üstüne çıkmaz. Ancak o balık ne yapılır yeni bir düzen kurulur yurt dışına ihraç edersin.”

Çarşamba günü Hamdi Bineklioğlu’na sorularımız da oluyor. Gelen sorulardan birisi “Balıkçı Hamdi ismi bir marka, balıkçı Hamdi olmak ne demek, nasıl bir disiplin gerektiriyor, biraz açabilir misiniz?”

Balıkçı Hamdi, olmak biraz dürüstlük gerektiriyor, çok çalışmak gerektiriyor, fazla uyku uyumamak, insana saygıyı gerektiriyor. İnsanlara güven vermen lazım. Bunlar çok önemli şeyler. Bizler ticaretin içinde çekirdekten yetiştiğimiz için büyüklerimizden böyle gördük. Balıkçı Hamdi olmak demek geceleyin araba sürmek, denizde olmak demek, uykusuz ayakta kalmak, sabahın erken saatinde işinin başında olmak, çizmelerini giymek. Buna benzer o kadar çok alternatifler var ki, böyle bir şey diyelim.”

Müzeyyen Ünal kapanış konuşmasında “Bugün Kocaeli’de, Türkiye’de, hatta Dünya’da balıkçılığı da konuştuk. Balıkçı Hamdi Bineklioğlu’na, üç kuşaktır İzmit’te balıkçılık yapan değerli balıkçı kardeşimize çok teşekkür ediyorum.” diyerek toplantıyı bitiriyor.

Balıkçı Hamdi olmak…

Balıkçı Hamdi olmak…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket KOCAELİSPOR PLAY-OFF'A KALACAK MI?
Tüm anketler