Gerçek belediyecilik

Hakkı tanıyanların kölesi ol.

Hz. Ebubekir”

Devlet Başkanının dediği gibi gerçek belediyecilik diye bir şey var. “Gerçek belediyecilik” söylemi ortaya atıldığına göre doğru gitmeyen bir şeyler olduğu da zaten sır değildi. Daha açık yazmam gerekirse benim izlenimlerime göre her konuya el atılıyor, ama adaletli, düzgün giden bir şey görünmüyor. Var mı var, yapılıyor mu? Yapılıyor görünüyor da sonuç ne? Ben genelde doğru yoldan gidilerek ulaşılan sonuca bakanlardanım. Olaya ne at gözlüğü ile bakarım, ne de etrafında dolanırım; neyse o…

Çalışırken bir gün sınıfa müfettiş geldi. Dördüncü sınıfız. Matematik dersindeyiz. Tahtaya bir problem yazdı. Öğrencilerin çözüp, defterini masaya getirip, sonucu göstermelerini istedi. Bana “Siz arkada oturun,” dedi. Oturuyor ve izliyorum. Problemi çözen öğrenci defterine yaptıklarını gösteriyor. Müfettiş, ”Geç buraya, bekle,” diyor. Bekle dediği öğrenci sayısı arttıkça, artıyor. Sınıf mevcudumuz altmış dokuz. Doğru yapanlar mı, yapamayanlar mı anlayamadım. Bu arada müfettiş “Yapamamışlar, Hoca Hanım,” dedi. Kolay bir problemdi. Hepsinin çözememesi imkânsızdı. “Defterlere bakabilir miyim?” dedim. “Buyurun.” Dedi. Baktım, problemi doğru çözmüş öğrenciler. “Bu yanıtlar, doğru,“ dedim. Nasıl doğru? Şu şekilde çözülmeliydi, diye yanıt verdi. Elindeki kâğıda baktım; problemin bir çözüm şekli yazılıydı. Onun gibi yapmayanları yanlış kabul etmiş. “Hocam, bir problemin birden çok çözüm yolu, vardır, öğrenceler sonuca ulaşmış. Yanlış neresinde anlayamadım?” Dedim. Bu sırada zil çaldı. Defterini topladı gitti, bir dahaki ders gelmedi. Sözde bilirkişi; nereden bilecek, işin içine giremiyor ki… Teftiş etti mi etti. Rapor yazdı mı yazdı… İşlem tamam yani. Kazın ayağı öyle değil.

Belediyenin görevleri nelerdir? Kabaca şu şekilde tanımlanabilir; belediye bulunduğu şehrin hemen hemen her sorunundan sorumludur. Oluşan sorunları giderme görevi belediyeye aittir. Kimi zaman sağlık, kimi zaman genel sorunlarla ilgilenir. Bulunduğu mahallenin her türlü hizmetini yapmak ve yaptırmakla mükelleftir. Kararlar alır, uygulamaya geçirir. Belediye hizmetleri vatandaşlara en uygun ve yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur.

Yerleşim yerleri, mahallesinden büyükşehirlerine kadar insanların; sağlıklı, mutlu ve güven içinde oturdukları yerlerdir. Bunlardan belediye başkanından, her makamda çalışan belediyeciler mesuldür. Bunu sağlamak için her eleman işinde ehil olmalıdır ama kazın ayağı öyle değil. En basit örneği yandaş elemanlar. Yandaş sözü itibar etmediğim söylemdir. Eğer işi hak ediyorsa yandaş olmaktan çıkar. İşi hak etmeyen, konusunda uzman olmayanlar bir yere getirilerse işte o yandaştır ve bunların sayısı oldukça fazladır.

Belediye çalışanların yeri değiştiriliyor, hem de önce çalıştığı yerle hiç alakası olmayan bir birime. Hem de mahiyetiyle birlikte! Ne kadar uzmanlarsa ekipleri de var. Bunlar ne iş olsa yaparım modelleri. Bir konunun uzmanı değil. Çalışanların yerleri en çok neden değişiyor? O birimde işe yaramadığı, zarar verdiği anlaşıldığında… Bu durumda ne oluyor? Kötüye giden birimden şikâyetçi, yani mağdur olanların önü kapanıyor. Yerine gelen kişiye gidildiğinde “Benden önceki konular beni ilgilendirmez, ne olduysa oldu, ben bilmem. Beni rahatsız etmeyin” diyerek dosyayı kapatma yoluna giderler. “Beni rahatsız etmeyin”. Ne anlamına geliyor? Sizi kim rahatsız etmeli? Ya da siz oraya ne yapmaya geldiniz? Yaptım oldu demek için mi? Vatandaşın sorununu halletmek için mi? İşte bu kişilere emanet belediye işleri…

Sözlerimi bir alıntı ile tamamlayacağım: İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dı. Devlet işlerinden vakit buldukça arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve incelemeye başladı. Karıncalar sarmıştı dalları. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Birkaç dakika düşününce bu fikrin o kadar iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa ölebilirdi. Bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti, yoktu. Orada bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı, hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

Birkaç saat sonra hocası rahlenin üzerindeki kâğıdı görmüştü. Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve rahleye bıraktı. Kanunî tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Kâğıdın üst kısmında Kanuni’nin hocasına yazdığı soru vardı.

Meyve ağaçlarını sarınca karınca, Günah var mı karıncayı kırınca?

Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:

Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Bugün ve her zaman güneşin altın tozları sizleri bulutsuz gökyüzü ile kucaklasın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seher Keçe Türker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Başiskele belediye seçimlerinde hangi adaya oy verirsiniz?
Tüm anketler