Demek Salomon Calvi’nin yazdıkları dikkate alınsaydı, 1999 deprem felaketi yaşanmayacaktı

“27 Ocak 1945 günü SSCB’nin Kızıl Ordusu Polonya’nın Krakow şehri yakınlarındaki Nazi konsantrasyon kampı Auschwitz’e girdi. 

Ve böylece bütün dünya soykırım gerçeğiyle yüzleşti. 

Daha sonra yapılan tespitlere göre sadece Auschwitz’de 1942’den itibaren üç yılda 1.1 milyon insan öldürülmüştü. Bunların büyük çoğunluğu Nazilerin Avrupa’dan trenlerle taşıdığı Yahudilerdi. Kurbanların arasında ‘ari ırkı’ bozduklarını düşünülen Çingeneler, eşcinseller de vardı.

Bu yıl 79'uncu yıldönümü için kurbanlar Auschwitz’de düzenlenen anma töreninde anıldı.

1933’de Almanya’da iktidara gelen Naziler, 1942 yılında Nihai Çözüm yani Yahudi soykırımı kararını alana kadar adım adım ilerlemişlerdi.

İktidara geldiklerinin üçüncü ayında Yahudi işyerlerine boykot hareketini başlatmışlar, 7 Nisan 1933’de de Yahudilerin memur olmasını yasaklayan “Devlet Memuriyetinin Meslek Olarak İfasına Yeniden Dönüş Yasası”nı çıkarmışlardı.

Bu yasayla işini kaybedenlerden biri de 37 yıldır Heidelberg Üniversitesi’nde ders veren 67 yaşındaki jeoloji Profesörü Wilhelm Salomon-Calvi’ydi. 

Heidelberg’in meşhur termal su kaynağının da kâşifi olan profesör, kısa bir süre sonra Alman vatandaşlığından da çıkarıldı.

67 yaşındaydı, 20 yıl önce eşini kaybetmiş, bir daha da evlenmemişti. Nereye gidecekti? 

Almanya’daki binlerce Yahudi, komşu Avrupa ülkelerine kaçmıştı. 

İsviçre’ye iltica etmiş tıp profesörü Philipp Schwartz’ın kurduğu “Yurtdışındaki Alman Bilim Adamlarına Yardım Cemiyeti”, işsiz kalan Yahudi ilim adamlarına başka ülkelerde iş buluyordu. 

1933’te Türkiye’ye geldi

1933’de Türkiye’de de hükümet eskimiş olduğunu düşündüğü Darülfünun’u kapatıp, yerine yeni bir üniversite kurmak için çalışmalar başlatmıştı. 

Prof. Schwartz ile Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı ile arasında yapılan anlaşmayla Nazilerin kovduğu 82 Yahudi bilim insanının Türkiye’deki üniversitelerde çalışabilmesinin yolu açıldı. 

O 82 bilim insanından biri de 67 yaşındaki Profesör Wilhelm Salomon-Calvi oldu.  

1934 yılında daha önce hiç bilmediği Ankara’ya geldi.

Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne bağlı Tabii İlimler Fakültesi bünyesinde bulunan Jeoloji Enstitüsü’nün başına geçti. 

Uzun sakalları, ütüsüz pantolonu, dizlerine kadar inen gömleğiyle derbeder görünen bu yaşlı profesörün gelir gelmez ilk işi Türkiye’yi dolaşmak oldu. 

1936 yılında yayınladığı “Türkiye Cumhuriyetinde Jeolojik Görünümler” kitabının girişinde söylediğine göre 1 yıl içinde Anadolu ve Ege’de 13 bin kilometre yol kat etmişti. 

Türkiye’yi adım adım dolaşmış, kimsenin gitmediği dağlara tırmanmış, vadilerden geçmişti. 

Peribacalarını ilk o fark etmiş, Ankara için su kaynakları keşfetmiş ve projeler geliştirmiş, 1936 yılında Başbakan İsmet İnönü’ye “Türkiye Cumhuriyeti Jeoloji Kurumu Organizasyonunun Bir Zaruret Olduğunu Gösteren Esaslar” başlıklı bir rapor sunarak Türkiye’de sadece jeolojik araştırmalar yapan bir kurum kurulmasını teklif etmişti.

Bu teklifi üzerine 1936 yılında çalışmaları yürütmek için Tarım Bakanlığı bünyesinde görevlendirildi. Fakat istediği kurum kurulamadı. Bunun üzerinde 1939 yılında yeni kurulmuş Maden Tektik Arama Enstitüsü’nde jeolog olarak göreve başladı.

Tehlikeyi ilk o gördü

Anadolu ve Ege’deki gezileri ve araştırmaları sırasında Türkiye’nin çok acil bir meselesi olduğunu keşfetmişti; Türkiye’nin şehirleri fay hatları üzerine kuruluydu. Ve bu şehirlerdeki yapılaşma depremlerde yerle bir olabilirdi.  

MTA’daki çalışmalarını deprem üzerine yoğunlaştırdı. 

Hatta bu sırada kendisine teklif edilen ülkenin en prestijli akademik kurumu olan İstanbul Üniversitesi’ndeki Jeoloji Kürsüsü başkanlığını MTA’daki araştırmalarını gerekçe göstererek reddetmişti.  

Nihayet 22 Ocak 1939’da deprem ve depreme karşı alınacak önlemler üzerine bir kanun tasarısını ve raporunu (“Yer sarsıntıları hakkında bir kanun kabulüne müteallik layiha ve yer sarsıntılarından mütevellit zararlarını tenkisine ait kanun projesi”) hazırlayarak hükümete sundu.

Hazırladığı kanun tasarısında Türkiye’deki 17 birinci derecedeki deprem bölgesini ve bu deprem bölgelerinde depremin zararlarına karşı alınacak tedbirleri anlatmıştı. 

O bölgelerden biri de Erzincan’dı. 

Ama geç kalmıştı. Teklifi sunduğu 1939’un son günlerinde Erzincan büyük bir depremle yıkıldı. 40 bin insan enkaz altına can verdi. 

Ankara’da nihayet yaşlı profesörün uyarılarının değeri anlaşılmıştı. 

Artık 70 yaşına basmış olan Prof. Salomon-Calvi, Erzincan deprem bölgesini gezdi, oturup geniş bir rapor daha hazırladı. 

1940 tarihli “Türkiye’deki Zelzelelere Müteallik Etüdler” adlı raporu okuyanlardan biri de o sırada Sanayi İşleri Tektik Dairesi başkanı olan Şevket Süreyya Aydemir’di.  

Aydemir daha sonra yazdığı bir yazıda raporu okuduğunda hissettiklerini şöyle anlatmıştı: “Okudum ve irkildim. Salomon Kalvi gerçek bir bilgindi. Raporunda halkın hayatından sorumlu olanların uykularını kaçıracak bilgiler, uyarılar vardı...”

Prof. Salomon-Calvi raporunda şöyle diyordu:

“İstikbalde zelzele hasaratını azaltmak arzu edildiği takdirde, birinci derecede ehemmiyeti haiz zelzele mıntıkaları için bir kanun kabul edilerek binaların inşası, temellerin intihabı, tesis ve imar edilecek mevkilerin seçilmesi hususunda tedbirler ittihazı icap eder. Bu meyanda zelzelelere maruz Japonya, İtalya, Kaliforniya ve Güney Amerika’nın batı kısımları gibi memleketlerde elde edilen tecrübeleri nazari itibara almak ve bunları Türkiye’nin hususi jeolojik, iklim ve iktisadi vaziyetlerine intibak ettirmek lüzumlu olacaktır.”

Ankara bu kez profesörün önerilerini uygulamaya geçirmekte kararlı gözüküyordu. Şevket Süreyya’nın başında olduğu daire, Bayındırlık Bakanlığı ile anlaşarak, bütün şehir planlarının ve sanayi bölgesi taslak planlarının bu rapordaki önerilere göre hazırlanmak üzere kendilerinin onayından geçmesini sağlamıştı. 

1940 yılında yazdığı bir makalede Prof. Salomon da bu kez ümitli görünüyordu:

“Salâhiyettar makamlar ileride vuku mümkün zayiatı önlemek üzere lazım gelen tedbirleri almaya karar vermiş bulunmaktadırlar."

Ama yaşlı profesörün ömrü, deprem için hazırladığı önlemlerin hayata geçirilip geçirilmediğini görmeye yetmedi. 

15 Temmuz 1941 günü Ankara’da hayatını kaybetti. 

Kendisini Türkiye’ye adamış profesör, Nazilerin savaş meydanında zafere yürüdüğü ve Ankara’ya da Türkiye’ye sığınmış Alman Yahudilerinin kovulması için baskı yaptığı günlerde hükümet yetkililerinin de katıldığı bir cenazeyle hala mezarının bulunduğu Cebeci Asri mezarlığında toprağa verildi.

Onun ölümünden sonra, Türkiye pek çok büyük deprem meydana geldi ve bu depremlerde binlerce insan yine enkazlar altında kalarak hayatını kaybetti. 

Prof. Salomon-Calvi’nin raporları, önerileri hatta adı bile unutuldu. 

1971 yılında yine bir depremin ardından adını tekrar hatırlatansa Şevket Süreyya Aydemir oldu.

İzmit, Salomon Calvi’nin raporunda

Artık ünlü bir yazar olan Aydemir, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı köşe yazısında profesörü anlattıktan sonra 1940’da okuduğunda irkildiği deprem raporundaki bir bölümü hatırlattı:

“Bu rapor devlette vardır. Bunlardan parçalar naklederek, bugün en tehlikeli sahalarda yerleşmiş olan bütün vatandaşlarımızı tedirgin etmek istemem. Ama Salomon Kalvi’nin o kadar açık, o kadar kesin olarak üstünde durduğu bir bölge veya şehir üzerinde bir şeyler yazmaktan kendimi alamayacağım. Çünkü bu bölge ve şehirden her geçişimde, bir taraftan Salomon Kalvi’yi hatırlarım bir taraftan da oradaki gamsız, gözü kapalı ve sahipsiz yerleşme hareketine bakarak ürperirim. Tanrı saklasın. Fakat Tanrı da evvela tedbirinizi alın demiştir herhalde. Bu bölge İzmit bölgesidir. Bu şehir İzmit şehridir.”

Salomon Calvi’nin 1940’larda yerleşim yapılmaması için uyardığı, 1971’de gördüğü yerleşimler karşısında Şevket Süreyya’yı ürperten İzmit’te kıyamet 1999’da koptu.

1999 depreminden bu yana artık depremle ilgili bilmediğimiz hiç bir şey yok. 

Türkiye’nin yetişmiş jeologları, deprem bilimcileri var, tehlikenin ne olduğu ve hangi tedbirlerin alınması gerektiği de herkesin malumu. 

Ama profesörün 1940’da söylediği “Salâhiyettar makamlar ileride vuku mümkün zayiatı önlemek üzere lazım gelen tedbirleri almaya karar vermiş bulunmaktadırlar" cümlesinin gereği hala yerine getirilmedi.

79'uncu yıldönümünde Auschwitz’de yaşanan büyük insanlık suçu dünyanın her yerinde “hatırlıyoruz” sloganıyla anılıyor. 

Biz de bu yıldönümünde, 1934’de Nazilerden kaçıp Ankara’ya gelerek Auschwitz’e gönderilmekten kurtulan ve ömrünün son yıllarını yüzbinlerce insanın hayatını kurtarmak için Türkiye’yi depreme karşı uyarmaya adayan Profesör Wilhelm Salomon-Calvi’yi hatırlayabiliriz.

84 yıl sonra hala Ankara Cebeci’deki mezarında o uyarıların gereğinin yerine getirilmesini bekliyor.”

Ah, o kafalar ah!

Yukarıda okuduğunuz yazı Yıldıray Uğur’a ait.

28 Ocak 2020’de “Bay Salomon’u hatırlamak” başlığıyla KARAR gazetesinde yayınlandı.

6 Şubat depremlerinin yıldönümünde söz konusu edecektim, gündem yoğunluğundan bugüne kaldı.

Yazının içindeki tarihlere ve raporun içeriğine dikkat ettiniz mi?

Nazi zulmünden kaçarak ülkemize sığınan Prof. Willhelm Salomon Calvi, bizi taa 1940’larda “Tehlike içindesiniz” diye uyarmış, ama dinleyen olmamış.

O raporunda “İzmit” de var.

“İzmit’e yerleşirken dikkat edin, tehlikedesiniz” demiş.

Dinleyen olmuş mu? Olmamış…

O rapor bakanlığın raflarında tozlanmış unutulmuş, tam 59 yıl sonra, 1999’da felaket gelmiş kapımızı çalmış.

Demek Salomon Calvi’nin yazdıkları okunup uygulansaydı, 1999 deprem felaketi yaşanmayacaktı.

Ne diyelim, ah o kafalar ah!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

07

İsmail - Yazının ortasında ''Peribacalarını ilk o fark etmiş, Ankara için su kaynakları keşfetmiş ve projeler geliştirmiş'' cümlesini okuduğumda aklıma geldi Osmanlı'nın piramitlere yönelik umursamaz tutumu. Osmanlı 400 küsur sene Mısır'da ikamet ediyor, koskoca PİRAMİT'ler var orda dünya harikası falan filan, adamların umuru değil. Hiç ilgilenmemişler merak edip. Gene iyi 600 yıl ayakta kalabilmek bu duyarsızlıkla.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 15:26
06

Lâle tığ - Güncelliğini hiç bir ,zaman kaybetmeyen deprem ve riskli yerleşim bölgeleri hakkındaki makalenizi dikkatle okudum.

Maalesef gelmiş geçmiş tüm halkların kurban seçildiğini düşünüyorum.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 11:56
05

Jeol.müh. Behzat Gönül - Almanlar, Osmanlı döneminde Türkiye 'de yaptıkları demir yollarını bölgede bulunan ve büyük depremler yapan Fay'ları dikkate alarak inşaa yaptıklarını 2001 yılında pano sunumu ile İzmir 'de katıldığım bir deprem sempozyumunda sunum yapan Jeoloji Mühendisinin görsel anlatımları sırasında öğrendim. Jeoloji Prof. Wilhelm bunları kendi gözlemleri ve yeni bulguları ile rapor haline getirdiğini bu yazıda bilgi sahibi oldum. İkinci dünya savaşı sırasında, Türkiye ' ye gelen Jeoloji Mühendisin konusunda çok az bilgim vardı. Bu yazıda yer alan bilgiler meslek yapımda faydalı oldu, Sayın Tanzer Ünal bey bu bakımdan çok teşekkür ediyorum. Bir meslekte başarılı olabilmenin yollarından birinin de, tarihinde olan gelişmeleri bilmekten geçtiği kanaatindeyim. (Jeoloji Müh. Behzat Gönül / Kocaeli).

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 10:46
04

Jeol.müh. Behzat Gönül - Jeoloji Mühendisi olarak depremlerin önceden tespiti konusunda yaptığım başarılı çalışmalarım TV ve basında yer almaktadır.

Başta, 17/08/1999 yılı Ml:7.4'lük Kocaeli depremini aylar önce, haftalar önce, son hafta ve son günler öncesi, son saatler ve en son 5 dakika öncesinde; ölçümler, gözlemler ve deneyler yaparak elde olunan "deprem öncül belirtileri" verilerine dayalı olarak önceden belirledim ve kesin tespitini yapabildim. 1999 yılı Kocaeli depreminin artçılarında ve sonrasında Türkiye özelinde meydana gelen Ml:5.0-7.2-7.8 civarı büyüklüğünde olabir çok depremleri önceden tahmin ve tespitlerini yapabildim, bu sayede nitelikli bilgilerimi ve deprem tespit tecrübelerimi çoğalttım ve geliştirdim. Günümüzde (Şubat-2024 yılı) depremlerin önceden tespitini tek başıma yapabilmeyi sürdürmekteyim. Şahitlerim ve delillerim var. Deprem tespit yöntemlerim; ekonomik, güvenli ve pratiktir, bilgi altyapısı olmalı ve yoğun emek vermek gereklidir.

Deprem zararlarını azaltmada etkili bir yöntem de depremlerin önceden tespitinin yapılıp gerekli önlemlerin alınması ile can ve mal kayıplarını azaltmada faydalı olur. Bunun da maliyeti var. (Jeoloji Müh. Behzat Gönül / Kocaeli)

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 10:33
03

Bülent - Hocam Bu yazıyı yazarak bizi aydınlattığınız için tşk ederim Böyle bir değerli insanın varlığından bile haberim yoktu Biz millet olarak okumuyoruz, çalışmıyoruz üretmiyoruz sizin

anlayacağınız kadercilik hastalık olmuş bizlerde

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 09:12
02

Burhan Akçin - Son derece etkileyici jir yazı bir solukta okudum gerildim

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 08:59
01

Jeol.müh. Behzat Gönül - 1990 yılında "Milliyet" gazetesinde "...ON YIL İÇİNDE İZMİT 'TE YIKICI BİR DEPREM BEKLENİYOR" haberini okudum ve İnşaat Meslek Yüksekokulunda aynı hafta derste işlendi. 1994 yılı KOÜ Jeoloji Müh bölümünde ilk derste İzmit' te on yıl içinde yıkıcı bir deprem beklendiği fay haritası ile anlatıldı, tarihte yedi defa büyük depremler ile yıkıldığı söylendi. Benim hedefim de, depremi önceden nasıl bulabilirim ve neler yapmalıydım. Dokuz yaşımda, 1977 yılında Romanya merkezli Ml:7.4' lük bir depremi Razgrat/Bulgaristan 'da yaşadım ve okulda işlendi, dönüm noktası oldu. 1978 yilinda Kocaeli' ye gedik ve deprem konuşmaları oluyordu. 1983 yılında Korfez/Kocaeli 'de bir ml:4.5 civarı oldu. Şubat-1992 yılında Körfez/Kocaeli merkezli Ml:5.2'lik depremde vücudumun ölçüm cihazı hassasiyetinde etkilendiğini farkına vardım ve diğer "öncül belirti" verilerini de yaşadım. Aylık bilim dergisi alırdık, içlerinde deprem ve deprem öncesi belirtiler, ABD, Çin, Japonya 'da olan Ml:7.5 civarı depremlerde görülen "öncül belirtileri" de yazıyordu. Lisede elektrik bilgisi dersimize gelen öğretmen, yer altından doğal olarak ve depremlerden önce çıkan elektriğin insanların vücudunu etkilediğini ve yürümede zorluk çektiklerini anlattı. Bu yeteneğim üzerine 1994 yılında KOÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümüne başladım ve 17/03/1999 tarihinde mezun oldum. 17/Ocak/1995 yılında Kobe/Japonya 'da Ml:7.2 büyüklüğünde olan deprem sonrası bazı akademisyenler deprem öncesi belirtileri ve depremleri önceden tespit yapılması konularını işlediler. Bu bilgi birikimleri ve 1992 deprem tespit tecrübelerime dayalı olarak 17/08/1999 yili İzmit/Kocaeli depremini önceden belirleyebildim, bir çok insana da anlattım, 2001 yilinda yerel ve ulusal basında ve Tv'lerde haberlerim oldu. Günümüzde, depremlerin önceden tahmini ve tespiti konusunda başarılı çalışmalarımı sürdürmekteyim. (Jeoloji Müh. Behzat Gönül / Kocaeli).

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 00:13
08

Cengi̇z - @Jeol.müh. Behzat Gönül 01 nolu yoruma cevabı: Behzat bey sizleri ve yayınlarınızı nasıl takip edebiliriz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Şubat 16:37


Anket KOCAELİSPOR PLAY-OFF'A KALACAK MI?
Tüm anketler