Sevgi ihtiyacı

“Affetmek,

eylem halindeki

sevgidir, Güvercin.”

‘Neden ağlıyorsun Lal?’. ‘Ben mi ağlıyorum güvercin?’. ‘Bu gözlerinden dökülen yaş değil mi?’.

Lal, ellerini gözlerine götürdü. Elleri ıslanmıştı. ‘Ağlıyormuşum, neden ağlıyorum şimdi’. Sorusunu, kendi cevapladı sonra da.

‘Üzgünüm, öyle üzgünüm ki… Oysa aklımı, sabretmeye odaklamıştım güvercin. Sabredip, güzel davranmak, en güzel davranış neyse, onu göstermek istiyordum. Bedenim, dayanamamış, ağlamaya başlamış’.

‘Seni bu kadar üzecek ne oldu, Lal?’.

‘Neden insanlar, korktuklarında veya canları yandığında, yanındakilere saldırır, hırslarını onlardan alırlar?’.

‘Fiziksel şiddetten mi bahsediyorsun’, diye sordu güvercin. ‘Fiziksel şiddet, şiddetin en ilkel biçimidir. Şimdilerde artık kolay kolay fiziksel şiddete başvuramayacağını öğrenmeye başladı insanlar. Böyle davrananlar, cezalandırılacaklarını biliyorlar artık’.

‘Öyleyse…’.

‘En büyük şiddet, psikolojik baskıdır güvercin. Bilerek, kasten uygulanan psikolojik şiddet…’.

‘Şiddeti, nasıl tanımlarsın, Lal?’. ‘Yapılmasını istemediğin her zorlama, şiddettir güvercin. İstemediğin halde, seni bir şey yapmaya zorlamak da şiddettir’.

‘Tüm ilişkiler, neredeyse hepsi, böyle yürütülmüyor mu? Şiddetin en aşırı hali, nedir? Cinayet mi?’.

‘Evet, cinayet, güvercin. Bu şekliyle, Dünya da en fazla uygulananı ise, kadın cinayetleridir.

Fiziksel şiddet uygulayan, kendi suçunu başkasına yükleyendir. Acısını kendinden çıkaracak yerde, karşısındakilere saldıran, suçlamanın kolaycılığına başvurandır. Fiziksel şiddetin izleri, yaraları, hemen görünür. Bedendeki yaralar, çabuk iyileşir. Oysa Psikolojik şiddet, doğrudan ruhu yaralar. Ve hiç iyileşmez’.

‘Hiç iyileşmez de, ne demek Lal?’.

‘Yaşanılan psikolojik şiddet, travma yaratırken, eski yaraları da kanatır, eskilerle birleşerek, büyür. Bu yüzden, her zamankinden, çok daha fazla yorgunum, güvercin’.

‘Geçtiğimiz yıl, senin için çok zordu. Üstelik, çok çalışmak zorunda kaldın. Yorgun olmanda, şaşıracak ne var? Sende insansın. Duygusal olarak, daha ne kadar olgun olabilirsin ki?’.

‘Duygusal olgunluk, ne demek, güvercin?’. ‘Başkalarının eleştirilerine, kışkırtmalarına ve küçümsemelerine, olumsuz yanıt vermeye dair, çocuksu arzu ve eğilimleri aşmak, demektir. Kimse eleştirilmekten ya da küçümsemekten hoşlanmaktan hoşlanmaz ama bunlara karşı, nasıl tepki vereceğini seçebilir. Olgun seçim, olumsuz bir şeyle karşılaşınca, aynı olumsuz şekilde yanıt vermekten kaçınmaktır. Benzer şekilde davranıp, aynı şekilde yanıt vermek ve küçümsemek, eleştirenin seviyesine inmek, onun olumsuz atmosferiyle bir olmaktır. İnanların egosunu yaralar, özlerine zarar verirsen, asla onların sevgi ve iyiniyetini kazanamazsın,Lal. Herkes sevilmek ve takdir edilmek ister’.

Karşılıklı konuşma, iyi gelmiş, Lal’in yüzündeki üzüntü azalmaya başlamıştı. Lal, derin bir nefes aldı. Aklı, her zamanki düşünüş şekline dönmüştü.

‘Şimdi, daha iyi misin?’.

‘Kötü değildim güvercin, benim halim, öğrenilmiş çaresizlik…

Biraz da sevgi, elimi kolumu bağlıyor. Çok sevdiğin zaman, sevdiğine kıyamıyorsun, güvercin. İnsanların dünyası, güvercinlerin dünyası gibi değil’.

‘Haksızlık etme Lal. Sevgi, şefkat ve merhamet değil mi? Biz de sevdiklerimize hiç kıyamaz, çırpınır, dururuz. Gökyüzü, çok tehlikelidir. Tüm güzelliğine ve muhteşemliğine ragmen, uçmanın ve özgürlüğün bedeli vardır. Bir anlık dalgınlığın, boşluğun, affedilemez ağır sonuçları olur. Güvercinlerin, birbirini ittirmeye ve baskı kurmaya zamanları olmaz. Biz sadece yaşamaya, yaşar kalmaya çalışırız.

Kimse, kimseyi ittirmeye uğraşmamalı, Lal?’.

‘Dünyanın düzeni böyle güvercin’.

‘Kötü bir düzen bu, Lal. İnsanlar, kendi güçlerine, kendi emeklerine, neden razı olmuyorlar? Neden, kendi güçleriyle ayakta durmak yerine, başkalarından güç çalmaya kalkıyorlar? Bu, ne büyük bir bencillik…

Oysaki kendinde kalmak, kendine yeterli olmak, kendini sevmek, öz şefkat ve merhamet, her şey değil mi?’. ‘Ya hiç istemediğin bir şeyi, senden zorla yapmanı isteselerdi, güvercin?’.

‘Ne gibi, Lal?’.

‘Hiçbir kuş, uçmaya zorlanamaz. Zaten başına gelen her şeyin sebebi, uçmayı bilmendir.

Ya balık olsaydın ve senden uçmayı isteselerdi, ne yapacaktın, güvercin?

Lalin ne sorduğunu anlamamıştı güvercin. Bozuntuya vermedi. ‘Haklı olabilirsin, diye başını salladı.

Lal’in gözleri, hala kederliydi. Keşke yaşadıklarını, içinden geçenleri anlatsa, diye düşündü. Belki de anlatırdı… Korkarak, aynı konuya döndü.

‘Psikolojik baskı, gerçekte nedir, Lal?’.

‘Sevgi cinayetidir, yüreğin parçalanmasıdır, güvercin. Kırılan bir kalp, bir daha asla, yenisi gibi olamaz. Tamir edilse bile, geride mutlaka kırık bir iz, kalır. Bakmasını bilenler, ilk önce, o kırık çizgiyi görür’.

‘Gözlerdeki keder gibi mi?’. Lal, güvercinin ne yapmaya çalıştığını fark etmişti. Derin bir nefes aldı yine… ‘Beni merak etme güvercin. Ben zamanla toparlanırım…

Güçlü göründüğüm için, üzerime geliyor olabilirler. Zira fazlalık, eksikliği çeker’.

‘Keşke, bu kadar üzülmesen, Lal’.

‘Boş ver, güvercin. İnsan olmanın doğal sonuçları… Acı patlıcanı kırağı çalamaz. Her şey gibi, bunlar da geçer. Zaman, her şeyin ilacıdır’.

‘Ama, bu nasıl geçecek’, diye sormaya ve kaşımaya devam etti güvercin.

‘Bilmiyorum güvercin. Nasıl geçeceğini hiç bilemiyorum. Bu dünyadan gidesim, her şeyin mükemmel olduğu bir dünyaya kaçasım var’.

‘İdeal bir sevgi dünyasında yaşamak ve bunu istemek mi?

Gerçeklikler dünyasından kaçmanın, yaşamaktan daha kolay olduğunu, sana kim söyledi, Lal?’.

‘Ne kadar zor olabilir ki?Alıp başımı, giderim. İstemem, hatta bunu düşünmem yeter güvercin. Çevremdekileri, ne zaman değişecekler, diye beklemekten, her yaptıklarını hoş görmeye çalışmaktan gerçekten bıktım. Bu duruma, daha ne kadar katlanmam gerekiyor?’.

Senin izin verdiğin insanlar ve üzerine basılmasına izin verdiğin duygular… Bunlar seni neden, bu kadar hoşgörüsüz, öfkeli ve kırgın yapıyor? Sevgi adına, onlara, sen, izin vermiyor musun?

Bu yüzden, nasıl yorgun ve bıkkın olabilirsin ki?’.

‘Üzerime gelme güvercin’. Kızmıştı Lal.

‘İyi’, diye sevindi. Kızgınlık ve ateş ısıtırdı…Sözlerine devam etti.

‘Bizden başkası yok, Lal. Yapacak hiç bir şey, gidecek hiçbir yer yok… Kendimizden başkasını değiştiremeyiz. Olsa olsa, duygularımıza tutunmaktan vazgeçip, bağışlayabiliriz. Bağışlamak, zihinsel olarak tutunduğumuz duyguları, karşımızdakilere beslediğimiz önyargıları, şikayetleri ve haklı olmaya çalışmayı, bize nasıl davranılması gerektiğine dair düşüncelerimizi, bırakmaktır. Bağışlamak, bırakmak demektir.

Elimizde sevgi ve bağışlamaktan başka, yapacak başka hiç bir şey yok…

Yakın ilişkiler, güzellikle, karşılıklı sevgi ve saygıyla yürütülmelidir…’.

‘Sevgiye ne kadar fazla anlam yüklediğinin farkında mısın güvercin?’.

‘Yüreğin en saf eylemi, sevgidir, Lal.

Ve sevgi, iyi niyetle, başkasını anlamayı, kutsalına saygı duymayı gerektirir’.

‘Ya bağışlamak?’.

‘Ve bağışlamaya, kendimizden başlamak…

Belki de sevgiye dair tek ihtiyacımız, sadece bırakmaktır…’.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gönül Balkır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket KOCAELİSPOR PLAY-OFF'A KALACAK MI?