Durup düşünme zamanı

Bugün arife, yarın bayram.

Yaşam tempomuzun düştüğü günler…

Hepimiz için bir fırsat…

Hepimiz için durup düşünme zamanı.

Kişi olarak, aile olarak, ülke olarak…

Nereden yola çıktık, nereye vardık?

Varmak istediğimiz yer burası mı?

Neleri yapmayı hedeflemiştik, hangilerini yaptık, hangilerini neden yapamadık?

Neden hâlâ enflasyonla boğuşuyoruz?

Neden hâlâ hayat pahalılığı altında eziliyoruz?

Neden adalet, liyakat, hak ve hukuk bizden çok uzak?

Neden son yıllarda “din”le ve “Allah”la aldatma çoğaldı?

Neden ülkemizin kaynakları emperyalist devletlere peşkeş çekiliyor?

Neden işsizlik diz boyu?

Neden emek-sermaye dengesi, sermaye lehine açık ara açıldı?

Neden emeklilerimiz sürünmeye mahkûm edildi?

Bu kadar sığınmacının, bu kadar göçmenin ülkemizde ne işi var?

Toplum olarak neden ayrıştık?

Neden herkes birbirine höt höt?

Ülkemizdeki bu huzursuzluk, bu kaos neden?

31 Mart seçim sonuçları, ülkemizin dertlerine derman olabilecek mi?

Sorunların çözümünde vatandaş olarak bize düşen görev ne?

Günlerdir yaşamın hızlı temposuna kendimizi öyle kaptırdık ki, bunları düşünmeye belki zamanımız olmadı.

Şimdi durup düşünme zamanı.

Sorgulama ve özeleştiri yapma zamanı…

Sürdürülemez bir sistem

Mustafa Kemal Atatürk, taa 100 yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken, Türk toplumunun Osmanlı’dan kalan bu hastalığını keşfetmiş ve şöyle uyarmıştı:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar. “

Atatürk’ün bu uyarısına ne yazık ki kulak asmadık.

Yeterince çalışmadık, yeterince üretmedik.

Çok çalışıp, çok üreten ülkelerden borç aldık, yan gelip yattık.

Başkasının parasıyla keyif çatmayı, yaşam tarzı olarak benimsedik.

Bundan hiç yüksünmedik.

Utanmadık…

Sıkılmadık…

İşte sonuçta döviz cinsinden dış borcumuz 500 milyar doları çoktan aştı.

Sadece önümüzdeki bir yılda ödeyeceğimiz dış borç, 225.4 milyar dolar.

Yeni borç alarak borcumuzu çevirmeye çalışıyoruz, ama tefeci faizi ile dahi yeni borç bulamıyoruz.

Bütün ekonomik işletmelerimizi sattık, elde avuçta da bir şey kalmadı, şimdi ne yapacağımızı kara kara düşünüyoruz.

Tıkandık.

Devletin kasası tam takır kuru bakır!

Merkez Bankası, daha yeni hükümete mektup yazdı, “Sakın arada asgari ücreti artırmayın” diye uyardı.

Bu ne demek?

Bu, “iflas ettik” demek.

Böyle bir sistemi sürdürmek mümkün mü?

Daha neler var neler…

Böyle bir günde, tam bayram arifesinde, gerçeklerimizle yüzleşmek ağır gelecek, ama ne yapalım, gerçeklerimizden kaçarak da bir yere varamayız.

İşte acı gerçeklerimizden bazıları:

*4 milyon insan, sadece devletin yardımıyla karnını doyurabiliyor.

*5 milyon hane, yaklaşık 25 milyon kişi, sosyal yardımla geçiniyor.

*4 milyondan fazla hane, yaklaşık 16 milyon kişi, elektrik faturası desteği alıyor.

*8.5 milyon kişi, odun-kömür-doğalgaz gibi yakacak desteği alıyor.

*Hiçbir sağlık güvencesi olmayan 10 milyona yakın insan, devletin sağlık hizmetlerinden faydalanmak için gerekli olan “Genel Sağlık Sigortası” primlerini ödeyemiyor.

*Ülkemiz nüfusunun dörtte biri, yaklaşık 21-22 milyon kişi, devletten bir şekilde “ayni ya da maddi yardım” alıyor.

*Ülkede en düşük emekli maaşı 10 bin lira, asgari ücret 17 bin lira, ama açıklanan asgari geçim ücreti 28 bin lira.

Gördüğünüz gibi, ülkemizin gerçekleri böylesine “can yakıcı-iç acıtıcı” hale geldi.

Mutlaka çözüm üretmeliyiz

Artık bunun kaçar tarafı yok.

Kulağımızı tıkasak da, gözümüzü kapasak da, bu gerçekler bizim gerçeklerimiz.

Türkiye, bu gerçeklerle daha fazla yol yürüyemez.

“Durup düşünme zamanı” demem bundan.

Siz hiç “gırtlağına kadar borç içinde olmasına rağmen çevresine zenginlik taslayan bir kişinin”, onurlu bir yaşam sürdüğünü gördünüz mü?

Şirketler de devletler de, “böylesine bir onursuzluğu” kaldıramaz.

Türkiye, “borç prangası”ndan mutlaka kurtulmalı.

Biran önce…

Zaman kaybetmeden…

Bu da ancak çok çalışmakla ve çok üretmekle olur.

“Başkasının ürettiğini tüketerek yaşam sürdürmek onursuzluğunu”, ülke olarak artık bırakmamız şart!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Reşat Keçeci - Öncelikle bayramınızı kutluyorum.31 Mart seçimleri benim alacağım son ders ve olanak gibi görünüyor.Kazanırken düşünmek gerekiyor ve belediyeler gösterdi ki,devletin yapamadıklarını pekala belediyeler de becerebilir; metrolar,yurtlar, çiftçiye destek, Kooperatifler ile üretim, sağlık,çocuklara süt vs..Bu fırsatı iyi kullanıp iktidara gelip daha rahat büyük işleri de örneğin eğitim,yatırımlar, dış politika gibi işlerin de düzenlenmesi yapılabilecektir.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 09 Nisan 10:12


Anket KOCAELİSPOR PLAY-OFF'A KALACAK MI?