Reklamı Kapat

Kişiye layık

Ülkemizde bazı şeylere akıl ve sır erdirmek mümkün değil. İşte bir örnek:   “Kuruluşundan Günümüze Kavakçılık Araştırma Enstitüsü. 1962-2014” başlıklı kitap.

İçinde yazılanlardan birkaç örnek vereyim:

“Teknik personel derdini ifade edecek kadar lisan biliyor, yabancı dilde konuşup az çok okuyup- yazabiliyordu” Kitabın yazarı onların bir yabancı dili Sultanahmet meydanında yabancı turistlere eşya satan işportacılar kadar bildiğini savunuyor. Halbuki enstitüde yabancı bir dili çok iyi bilen elemanlar vardı. Hatta devlet lisan imtihanlarında iki dilden sertifika alan elemanlar bulunuyordu.

Kitapta Pinus radiata ve Pinus taeda isimli çam ağaçlarına ait gövde hacim tabloları yer alıyor.  Kitabı okuyan bu iki çam türünün Türkiye’de ormanlarının olduğunu zanneder. Halbuki bunlar yabancı türdür ve P.radiata ile tesis edilen bütün ağaçlandırmalar bir böcek nedeniyle adeta perişan olduğundan bu ağacın Türkiye’deki dikiminden vazgeçilmiştir. Pinus taeda ise Türkiye’de esamesi okunmayan bir ağaç türüdür.

Ülkesinde ormanlar oluşturması mümkün olmayan yabancı ağaç türlerinin hacim tablolarını yayınlayan bir başka araştırma kurumu dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Çünkü bu, kolera salgını nedeniyle insanların çaresiz kaldığı bir yerde, ojenin sağlık acısından yarattığı tehlikeyi yayımlamak gibi bir şeydir.

Bu kitapta tuhaf başka şeyler de var: Kitabın yazarı önceden çalıştığı başmühendislik için tam on bir sayfa ayırmışken, diğer başmühendislikler için yarım sayfaları yeterli görmüş. Yazdıklarına göre, özellikle hızlı gelişen ağaç türleri konusunda enstitüde sadece 3-4 mühendis çalışmış! Diğerleri “avara kasnak” durumunda kalmışlar! Hiç çalışmamışlar! Veya çalışmaları çok önemsizmiş!

Bizim ülkemizde bir kurumun geçmişiyle ilgili yayınlarda sadece olumlu yönleri işlenir. Bu yayında da kitabın yazarı enstitüdeki orman mühendislerini bilimsel açıdan abartılı olarak methetmiş. Ama hepsi öyle mi? Örneğin sorumlu oldukları iki araştırmanın deneme alanlarını kurmadıkları halde kurduklarını ve hatta bunlara ilişkin ölçüleri yaptıklarını - üstelik bilimsel bir kurulun karşısında sözlü olarak anlatıp-yıllık raporda yazılı olarak belirttikten sonra, yıllık program kitapçığında bu iki çalışmayı yapmadıklarını hiç çekinmeden yazmalarını nereye koyacaksın? Bu durum ortaya çıktığı halde bunların enstitüde araştırmacı uzman olarak çalışmaya devam etmelerini nereye koyacaksın? Bu durumu ortaya çıkaran başmühendisi enstitüden uzaklaştırmak için yapılanları nereye koyacaksın? Bu olay bu araştırma kurumu için silinemeyecek kara leke değil midir?

Ben emekli olduktan sonra, 2014 yılında “Kentleşmenin Biyolojik Faturası” isimli bir kitap yazmış, orman fakültelerine, araştırma kurumlarına göndermiş, dostlarıma imzalayarak dağıtmıştım. Kitabın arka kapağında kendimi tanıtırken emekli olduğum bu kurumdan hiç söz etmemiştim.

Çünkü bazı şartlarda kişinin kuruma değil, kurumun kişiye layık olması gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?