Reklamı Kapat

Partileri millet kurar

Son yerel seçimlerde iktidar partisinin büyük bir hezimete uğramasının ardından gözler yeniden “AKP küskünlerinin yeni partisine” çevrildi. Üstelik İstanbul seçimlerinin kanuna uygun ancak hukukun evrensel değerlerine ve kamuoyu vicdanına ters bir şekilde yenilenmesi kararının akabinde; yenilmez sanılan partinin arka arkaya iki kere seçim kaybedecek olması da işin içine girince, yeni oluşum arayışlarının hızlanmasını bekliyor herkes.

Söylenene göre iki farklı parti ortaya çıkacak. Birincisi Abdullah Gül ve Ali Babacan önderliğinde içinde Mehmet Şimşek gibi daha liberal ve daha dünyaya açık figürlerin yer alacağı 2002 AKP’si kıvamında bir oluşum ki ANAP’tan bu yana sağ iktidarlardaki köşe başı figürlerin de yine bu partide yer alacağı konuşuluyor. Ötekisiyse daha milli görüş çizgisine yakın, sürekli olarak büyük oyunu gören ve onu bozma peşine düşen Davutoğlu ve kendisiyle birlikte hareket eden genç akademisyenler ağırlıklı bir kadro.

İktidarın küskünlerinden iki parti çıkıyor olması esasen farklı kesimlere hitap ettikleri için birbirilerinin önlerini tıkamayacaktır ancak bugün halen daha iktidara oy veren kitlelerin gözünde “sıradanlaşma” riskini ortaya çıkaracaktır. Yarın öbür gün bu iki parti de kurulduğu zaman bir seçim sürecine girdiğimizde Cumhurbaşkanının ağzından şu cümleyi duyacağımıza eminim “işte bunlar da parti kurmuşlar birisi öyle birisi böyle, varsın gitsinler varsın kursunlar biz milletimizle beraberiz”. AKP’den ayrılan yeni parti fikrinin değerini düşürecekler ve bir enflasyon ortaya çıkacak. Birbirlerine verecekleri zarar budur. Yoksa Gül ve Babacan’ın oy alacağı seçmenlerle, Davutoğlu ve büyük oyunu bozmaya niyetlenmiş arkadaşlarının oy alacağı seçmen farklıdır. Zaten ikincisinin oy alabileceği bir seçmen var mıdır, bu da büyük bir soru işareti.

MAZİMİZDE PARTİ ÇOK

Siyasi parti kurmak ülkemizde çok da zor bir şey değildir. 50 kişi bir araya gelir, bir tüzük yazar, bir isim bir de amblem belirlersiniz. İçişleri Bakanlığına dilekçe verirsiniz ve partiyi kurarsınız. Sonrasında bu partinin tüzel kişilik olarak yaşaması için belli başlı şekil şartlarını yerine getirirseniz, siyasi arenada isminiz uzun yıllar kalabilir. Bilmem kaç şehirde kâğıt üzerinde de olsa il ve ilçe teşkilatlarınız olursa, bunlar kafeteryalarda sözde kongreler yaparak delegeleri seçerlerse ve dört beş senede bir de genel merkez kongresini Ankara’da küçük bir otel yüz kişilik toplantı salonunda düzenlerseniz; partiniz var olur.

Ancak iktidar olmak, güçlü bir muhalefet olmak ve ülkenin gidişatında bir şeyleri değiştirmek yukarıda saydıklarım kadar kolay bir süreç değil. Türk siyasi tarihi parti mezarlığıdır. Yüzlerce parti kurulmuş ve zaman içinde yüzde sıfır virgül bilmem kaç oy alarak yok olmuşlardır. Ancak bazı partiler vardır ki, başlarına ne gelirse gelsin tarih sahnesinden silinmezler; silinemezler. Çünkü bu partileri millet kurmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi bir milletin ülkesini düşmandan kurtarması ve akabinde iktidarI aşağılık bir padişahtan alıp kendi iradesinde tarihte varlığını sürdürme hareketinin neticesinde doğmuştur. Bugün tüm şartlar değişmiş olsa dahi bu iradenin toplumsal kökleri CHP’yi düşmez kalkmaz bir parti yapmaktadır. Baraj altı kaldıktan üç sene sonra %20 oy alabilmek gerçekten dünyada eşi benzeri pek görülebilecek bir durum değildir. Ayrıca baraj altı kaldıkları seçimde CHP seçmeninin oy verdiği parti de CHP’nin üçüncü genel başkanı olan Bülent Ecevit’in DSP’sidir.

Demokrat Parti de “milletlerin hem masum hem tabii arzusu olan değişiklik talebinin” (İsmet İnönü’nün 1950 seçimlerine yönelik olarak oğlu Erdal İnönü’ye o tarihlerde yazdığı mektupta yer alan tespit) neticesinde ortaya çıkmış bir parti olarak 1945 yılında kurulmuş, 1946 seçimlerinde hakkı olan bir zafer elinden alınmış ve nihayet 1950’de iktidara gelerek on sene iş başında kalmıştır.

Darbeler sebebiyle sağ partilerin sürekliliği olamaması sebebiyle DP’lilerin kurduğu Adalet Partisi de Süleyman Demirel önderliğinde aynı şekilde uzun yıllar iktidarda kalmış ve sonrasında yine darbe sebebiyle 1980’de kapatıldıktan sonra yerine kurulan ANAP iktidara gelmiştir. O dönemde CHP’nin yerine kurulan Halkçı Parti de yine CHP seçmeninin oyunu almıştır.

1990’larda dünyanın en saçma kısır döngüsüne giren ülkemizde merkez siyaset ANAP, DYP ve CHP eliyle çöküp rezil olduktan sonra, neredeyse otuz senedir ne uzayan ne kısalan Refah Partisi bir anda sıçrama yapmıştır. Bu durum da aslında bir partinin millet tarafından yeniden kurulması gibidir. Akabinde 28 Şubat ve 2001 krizi gibi suni gerekçelerle Türkiye siyaseti tekrardan bir bunalıma girdiğinde AKP kurulduktan bir buçuk sene bile geçmeden çok büyük oyla iktidara gelmiştir. Yine milletin kurduğu bir parti seçimleri kazanmıştır ve o gün bugündür de orada durmaktadır.

OLASILIKLAR NELER

2007’den bugüne kadar iktidara alternatif olmak amacıyla kurulan onlarca parti oldu. İktidarın kadrolarından ayrılan kişilerin başını çektiği bu yapıların hemen hepsi %1’den az oy alarak kepenkleri indirdiler. Son yirmi senede kurulmuş ve siyasi hayatını devam ettirebilmiş iki partiden biri AKP diğeri de iki sene önce kurulan İYİ Parti. Zira İYİ Parti de millet tarafından kurulmuş bir parti olarak diğerlerinden ayrılıyor.

Türkiye’nin köklü partilerinden MHP’de gidişatı beğenmeyen ve parti içinde de değişimi sağlayamayan güçlü ve geniş bir ekibin kurduğu siyasi oluşum olarak bugüne dek girdikleri iki seçimde de kötü sonuçlar almadılar. Çok aman aman olmasa da Türkiye genelinde yeterli teşkilat yapısını kurdular ve hayatlarına devam edecekler gibi görünüyor. Kentli, eğitimli, milliyetçi, seküler değerleri önemseyen ama dindarlıktan da uzak olmayan bir kitle için İYİ Parti kalıcı bir adres olabilir.

Kürt siyasi hareketiyse kendine özgü tarihsel geçmişi sebebiyle bunların hepsinden ayrılıyor. Terörü bir siyaset yöntemi olarak benimseyen, çağımızda artık çoktan yok edilmesi gereken bu sapkın anlayıştan kendisini kurtaramayan siyasetçiler eliyle insanların demokratik hakları suiistimal ediliyor. Ancak yakın gelecekte milletin yine devreye girerek terörle mesafeli bir partiyi ortaya çıkaracağını öngörmek mümkün. Sanıyorum ki önümüzdeki iki sene bu konuda önemli gelişmeler olacak ve Selahattin Demirtaş bu akımın öncüsü olacak gibi görünüyor.

Görüldüğü üzere ülkemizde bir yer edinebilmiş ve siyasi hayatımızda aktör olabilmiş partilerin kuruluşlarında temel dinamik halkın talepleri ve bu taleplerin mevcut siyaset tarafından karşılanamıyor oluşudur. Şimdi tekrar sormak lazım; ülkede aranan yeni bir parti mi? Yoksa yeni bir siyaset mi?

Ekrem İmamoğlu bugün Türkiye’de çok büyük bir boşluğu doldurdu. Milletin umutlarını bir gece yarısı bir kısa mesajla bitiren Muharrem İnce’nin siyasi hayatını da bitirdi gibi görünüyor. Büyük oyun bozucu Davutoğlu’nun siyaseten hiçbir şansı olmadığını düşünüyorum, düşünenlere de açıkçası gülüyorum. Gül ve tayfasınınsa ülkedeki siyasetin çözümleyemediği sorunlara bir çıkış olabilme ihtimali var. Var olmasına var da AKP iktidarına tepkisi olan kesimlerin; AKP hikayesinde uzun yıllar en önemli görevlerde üstelik en kritik dönemlerde bulunan Gül’e oy vermesini beklemek ne derece gerçekçi?

Bu noktada Ali Babacan isminin liderlikte ve ön planda olması, Gül’ün arka planda kalması sanki daha doğru bir hamle olur gibi görünüyor reel politik açısından. Yoksa bu parti ancak AKP’nin gidişattan memnun olmayan ama politik kimlik sebebiyle oy veren kesiminden oy alabilir. Bu da ne iktidar olmaya yarar ne de uzun yıllar siyasi sahnede kalabilmeye.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Bahri Yavuz istifa etmeli mi?