Toplumsal hafızanın laboratuvarı: Müze

UNESCO her yılın 18 Mayıs tarihini bütün dünya için “Müzeler günü” ilan etmiş ve  18-24 Mayıs “Müzeler haftası” olarak kutlanıyor.

Ben “Kültürel varlık konumundaki yapılara, açık alanlardaki heykellere ve müzelerdeki eserlere zararlı etmenler” başlıklı bir yayın hazırlamaktayım. Bunu yaparken edindiğim bilgiler beni çok şaşırttı. Meğer bunları yıpratan ve çoğu zaman farkında olamadığımız  ne kadar çok şey varmış.

Okuduğum bilimsel bir yayında şu yazıyor: Günümüzde  toplumsal hafızanın bir laboratuvarı olarak tanımlanan müzelerde korunan  eserler de risk altındadır.

Çünkü hava kirliliği yaratan gazlar, atmosferik tozlar, yüksek hava sıcaklığı, yüksek rutubet, doğal ve yapay ışık, mikroorganizmalar, yüksek ses ve motorlu araçlardan kaynaklı titreşimler ve hatta böcekler müzelerin açık ve kapalı alanlarında bulunan eserleri yıpratıyor. Bu bağlamda günümüzde  kitle halinde turizm sanatsal mirası çok olumsuz etkiliyor. Örneğin müzelerde kapalı alanlara, aynı zamanda  girmesine izin verilen çok sayıda  ziyaretçi  nedeniyle ortamda rutubet artmakta, tozlar girmekte, kirli unsurlar içeri işlemekte ve böylece tarihi eserlerin özellikle  hassas yüzeyleri için tehlike oluşmaktadır.  

Müzelerdeki eserlerin yıpranmasına neden olabilecek etkilerin oluşumu ve değişkenliğini bu yazıya sığdırmam mümkün değil. Bu nedenle onların korunması için her türlü tedbirin alınması gerektiğini çok çarpıcı bir örnekten hareketle ortaya koymak istiyorum.

Ağustos 1972’de  Romalı bir  dalgıç İtalya'nın güney ucunda, deniz kıyısı belde Riace açıklarında, M.Ö. 460-420 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen iki heykel buldu. Yunan döneminin şaheserleri arasında sayılan ve bulunduğu yer nedeniyle 'Riace Savaşçıları' ve 'Riace Bronzları' olarak anılan göz kamaştırıcı bronz iki heykel. Biri genç, diğeri yaşlı yunan savaşçının betimlendiği bu iki heykelin boyları yaklaşık iki metre, her birinin ağırlığı 160 kilo.

İtalya'nın Reggio Calabria kentindeki Milli Arkeoloji Müzesinde bu iki  buluntu olağanüstü koruma altına alındılar. Bu kent İtalya'nın deprem riski en yüksek bölgesinde bulunduğundan paha biçilemez değerdeki bu iki eser, olası bir depremden zarar görmemeleri için antisismik sistemle donanımlı  bir mermer platform üzerinde sergileniyorlar. 

Sistem, iki mermer blok ve onların arasına yerleştirilen dört mermer top ile yaylardan oluşuyor. Bununla yatay ve dikey yönde oluşacak sismik dalgaların alttaki ve üstteki mermer blokları, sağa-sola ve öne-arkaya hareket ettirmesiyle heykellerin devrilmesi önlenebiliyor.

Heykeller, kendisine ev sahipliği yapan sergi odasında, deniz altında bulundukları nem koşullarında ve ideal sıcaklıkta korunuyor. Uzmanlar bunun nedenini yüzyıllar boyunca bu iki heykelin  o koşulda bozulmadan kalmış olmalarına dayandırıyorlar.

Alınan tedbirler daha bitmedi… Ziyaretçilerin bu iki heykelin bulunduğu salona ulaşmadan, iki ayrı filtre odasından geçmeleri gerekiyor. Sıcaklığı 22 derece olan bu odalarda bulunan özel havalandırma sistemi, ziyaretçileri taşıdıkları tozlardan arındırıyor. Heykellerin bulunduğu salona her seferinde en fazla 20 ziyaretçi alınıyor.

Anlaşılıyor ki müze kavramı tarihi eserleri kapalı ve açık alanlarda bir araya getirip sergilemekten ibaret değildir.

Kaynak:

1) Vanessa D’Agostino. 2005. Condizione microclimatche  e di qualita dell’aria negli ambienti museali. Universita degli studi di Napoli.Frederico II.    

2) Anonim.2019.La storia

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?