Reklamı Kapat

100 yıldır hepimiz aynı vapurun içindeyiz

19 Mayıs 1919’da Samsun’a yanaşan o vapur…

Adı her ne kadar “Bandırma” olsa da…

O bir…

”Diriliş, dikleniş, ayağa kalkış” vapuruydu.

O bir…

“Emperyalist ülkelere kafa tutma” vapuruydu.

O bir…

“Sömürüye ve işgalcilere başkaldırı” vapuruydu.

O bir…

“Ulus devlet” vapuruydu.

O bir…

“Aydınlanma” vapuruydu.

O bir…

“Ümmetten millete, kuldan yurttaşa geçiş” vapuruydu.

O bir…

“Muasır medeniyet”, yani “çağdaş uygarlık” vapuruydu.

O bir…

“Milli egemenlik” vapuruydu.

O bir…

“Demokrasi, laiklik ve özgürlük” vapuruydu.

Büyük bir ruhla, büyük bir heyecanla, büyük bir aşkla yola çıkıldı ve bu yolculuk hâlâ devam ediyor.

Dünyada bir vapurda başlayan kaç “kurtuluş mücadelesi” var ki?

Kaç ulus, böylesi bir mücadelenin 100’üncü yılını kutlayacak kadar yol alabildi?

Bir örneği var mı?

Yolculuğumuz nasıl devam ediyor?

100 yıl önce yola çıktık da…

Hiç durmadan yol alıyoruz da…

O günden bugüne,“keyifli bir yolculuk” mu sürdürdük?

Vapur, hiç “batırılma” tehlikesi geçirmedi mi?

Önünü kesen “korsan grupları” çıkmadı mı?

Dümenini ele geçirip “fırtınaya karşı” yönlendiren olmadı mı?

Hem bizimle yolculuk edip, hem kaderbirliği yapıyormuş gibi görünüp, düşmanla iş tutan hainler fışkırmadı mı aramızdan?

Bakın şöyle geriye, kaç “badire” atlattı bu ülke!

Kaç tehlike?

Kaç zorluk?

Yolculuğumuzun ilk yılları nasıldı?

Yolculuğumuzun ilk yılları…

Anadolu ağzıyla “yedi düvele”, yani bütün dünyaya kafa tutmuşuz.

Milli mücadeleyi başlatıp; mağlup olmuş, parçalanmış, paylaşılmış imparatorluktan bir “ulus devlet” kurmuşuz.

Sevr’i yırtıp atıp Lozan’la bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerini atmışız.

Elde avuçta bir şey yok.

“Eğitimsiz” ve “üretimsiz” bir toplum!

“Aydınlanma dönemi” başlatıldı.

Köylerde yaşayanları aydınlatmak için “Köy Enstitüleri”, kentlerde yaşayanları aydınlatmak için ise “Halkevleri” kuruldu.

Amaç; kırsal kesimi eğitmek, bilinçlendirmek ve üretime yönlendirmekti.

Ülkemizde sanayi üretimi yok denecek kadar azdı.

Osmanlı, sanayi devrimini ıska geçmişti.

O şartlar içinde “sanayileşme seferberliği” başlatıldı.

Bölgelerde dengeli bir şekilde devlet eliyle fabrikalar kuruldu.

Bu tesisler, bölgelerde değişim ve dönüşümü başlatmıştı.

Toplumun sosyal ve ekonomik yapısı, gözle görünür derecede değişiyordu.

Ülkemizin geleceği için iyi bir sistem kurulmuştu.

Osmanlı’nın bize bıraktığı borçtan, borçla yaşamanın zorluğunu biliyor, kesinlikle yeni borç para almıyorduk.

Zengin değildik, ama bağımsızdık ve onurlu bir yaşam sürüyorduk.

Atatürk’ün ölümünden sonra

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’nin çizgisi değişti.

Elbette bu değişiklikte “2.Dünya Savaşı sonrasının şartları” da büyük etken oldu.

Ama şartlar ne olursa olsun, Türkiye direnmeliydi, direnebilmeliydi, soğuk savaş döneminde dünyanın paylaşılması sırasında daha akılcı davranmalıydı.

1945’te “dünya patronluğu” İngiltere’den ABD’ye geçmişti.

Türkiye, paylaşımda Sovyetler Birliği’nin tehdidi karşısında ABD’nin yanında yer almak zorunda kalmıştı.

ABD’nin yörüngesine giriş o giriş, hâlâ aynı yörüngede.

Tabii bu serüven çok uzun!

*Sovyetler Birliği’ne karşı “yeşil kuşak” olayı…

*Türkiye’nin bilimsel eğitimden koparak dinsel eğitime geçişi…

*Atatürk devrimlerine karşı “karşı devrim”in başlatılışı…

*Şartlar uygun olmadan “çok partili demokrasiye” geçiş…

*Partilerin, sandıktan çıkma pahasına Atatürk devrimlerinden ödün verme konusunda birbirleriyle yarışması…

*ABD’nin Türk eğitimine, Türk sanayisine ve Türk tarımına doğrudan müdahalesinin başlaması…

*Osmanlı’dan kalan “borçla yaşama” hastalığının yeniden nüksetmesi…

*ABD’nin kontrolünde ardı sıra yaşanan askeri ihtilaller…

*”Üretim ekonomisi”nden tamamen “borç ekonomisi”ne geçiş…

*Özelleştirme yöntemiyle Türkiye’nin elindeki cumhuriyet dönemi ekonomik değerlerin çarçur edilmesi…

*”Tohum-gübre-yakıt” kıskacıyla tarımın tamamen çökertilmesi…

*Borç alan Türkiye’nin doğal olarak “siyasi emir” almaya başlaması…

*Milli kimliğimizden uzaklaşmamızın istenmesi…

*Resmi dairelerden TC’lerin ve Atatürk portrelerinin kaldırılması…

*Okullarda “andın” yasaklanması…

*”Türk” sözcüğünün “ayrımcılık” olarak kabul edilmesi…

*Toplumda ayrıştırmanın başlaması…

*”Açılım”ın diretilmesi…

*FETÖ’nün oyuna dahil edilmesi…

*ABD güdümündeki PKK ve IŞİD gibi terör gruplarının sürekli devrede tutulması…

*Devlet yönetiminin “tek kişide” toplanması…

Daha hangi birini anlatayım, yazarken atladıklarım da olmuştur.

Sık sık sert dalgalara yakalansak da, ara sıra su alma ve batma korkusu yaşasak da, 100 yıl önce çıktığımız vapur yolculuğunu sürdürüyoruz.

Hepimiz aynı vapurun içindeyiz, unutmayalım!

İçinde bulunduğumuz durum…

Kabul edelim, itiraf edelim, hiç de iyi değil!

Hızla vapur yolculuğuna başladığımız çizgimizden uzaklaşıyoruz.

Daha doğrusu; bilinçli bir şekilde, planlı bir şekilde Türkiye o çizgisinden uzaklaştırılmak isteniyor.

Emperyalist ülkeler hedef koydular, bizi, devletimizin kuruluşunun 100’üncü yıldönümünde Ortadoğu bataklığına iyice gömmek istiyorlar.

Kafalarındaki, Türkiye’yi “İslam cumhuriyeti” yapmak!

Bunu anlamamak için kör ve aptal olmak gerekir.

Ülkemizde yaratılan iklim bu!

Cumhuriyet ve demokrasi değerlerimiz, bir bir elimizden kayıp gidiyor.

Ama her şey bize bağlı!

Bu oyunu bozmalıyız.

Bu oyunun içerideki ve dışarıdaki oyuncularına, en sert tepkimizi göstermeliyiz.

19 Mayıs 1919 ruhunda; Rum, Ermeni, Musevi, Kürt, Gürcü, Abaza, Arap ayrımı yoktu.

“Ne mutlu Türküm Diyene” şemsiyesi altına giren herkes, bu milletin özbeöz evladı sayılırdı.

Bizim önce 1919 ruhuna geri dönmemiz gerekiyor.

Tamam, bugün dirilişin, kurtuluşun, milli mücadelenin birinci asrını geride bırakıyoruz.

Yazdığımız “100 yıllık destan”la gurur duyuyoruz.

Ama bu yolculukta karşılaştığımız zorlukları ve halen karşı karşıya bulunduğumuz sıkıntı ve tehlikeleri de bilelim.

Her şey bizim elimizde.

Tam yol ayrımındayız.

Ya destan yazmaya devam edeceğiz…

Ya da iç ve dış hainlerin oyunlarına boyun eğeceğiz.

Bizim tercihimiz, birinci olmalı!

Bize bu yakışır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Confiçyüs - Farklı açıdan protest sorgulama ile100 yılda;

O bir,o bir satırıyla başlayan ve alt satırlarla devam eden yazınız çok güzel,isabetli tesbitli olmasıyla beraber;

100 yılda ürettiğimiz Markalar:

Laiklik:içi doldurulamayan tercümesi,tarifi yapılamayan "ağmanın tarifindeki deve misali gibi bir ucube"

Kul,Yurttaş:Ne kul ne yurttaş 3 ncü bir cins, tip.

Kulluğu kabul eden kim ise,eğer kulsa inandığı güce namusluca,samimice,ahlaklıca tabi olması gerekir.

Yurttaş sa: Üzerinde yaşadığı topraklara,insanlara yine samimi,namuslu,erdemli olarak bağlanıp asgari insanlığının gereğini yerine getirmek"çalışmak,üretmek,icat etmek"

Çağdaş,demokrasi,özgürlük vs.:bu başlıklarda ki açılım da bu topraklarda insanları Türk,doğru,çalışkan sevgi,saygı gibi erdemleri,olması gereken değerleri oluşturamadı.

Çapraz karşılaştırma ile son 80-90 senenin japonyası,çin i,koresi,ispanyası,italyası"e""emperyalis sömürgeci ler de dahil" nereden nereye geldi.

Kore ve biz ABD güdümüne idik öyle ya.

Korenin SAMSUNG,HUNDAİ,KİA, ile ürettiği değerleri,buluşları,patentleri,trilyon dolar milli gelirleri,

varda, biz 85 milyon Çağdaş,laik,demokrasi,cumhuriyet markalı bizler, İÇİ BOŞ "tarifini dahi yapamadığımız sadece ayrımcı mikroplar ürettiğimiz saçmalıklarla" neden,ne-den burada,bu haldeyiz.

sonuç:

hamasetin de bir ahlakı olmalı.

Yanıtla . 1Beğen 19 Mayıs 01:47

Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?