Masal şehir: Prag

Yazıma başlamadan önce ülkemin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Ramazan Ayının faziletinden feyz alarak dinimizin de emrettiği şekilde ülkemize kardeşliğin, barışın, sevginin, saygının, hoş görünün hakim olduğu günlerin gelmesini temenni ediyorum. Bu ayki yazımda sizlere Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’ı anlatmak istiyorum. Yakın zaman önce Polonya’nın da sınır komşusu olan Çek Cumhuriyeti’ni gezip görme fırsatım oldu. Buranın tarihini, güzelliklerini sizlerle de paylaşmak isterim.

İstanbul gibi yedi tepeden oluşan ve Vltava Nehri’nin üzerinde yer alan Prag, Çek Cumhuriyeti’nin en büyük şehirlerindendir ve 1.2 milyon nüfusa sahiptir. Avrupa’nın ortasında yer almasından ve Doğu Avrupa’nın bitişi, Batı Avrupa’nın başlangıcı olarak kabul edildiğinden dolayı başkentlerine kendi dillerinde “kapı eşiği” anlamına gelen Praha, yani Prag ismini vermişlerdir. Prag’ın en büyük özelliği ve bir nevi de şansı, Polonya’nın başkenti Varşova’nın II. Dünya Savaşı’nda zarar gördüğü gibi zarar görmemiş olmasıdır. Dolayısıyla, bozulmamış mimarisini tüm ihtişamıyla gözler önüne seren ve Ortaçağ’dan günümüze seslenen bir masal şehridir. Rönesans, Gotik ve Barok mimarisindeki binaların yer aldığı ve dolaşırken geçmişe doğru yolculuk ettiğiniz Prag sokakları ile Eski Şehir Meydanı’nın (Old Town Square) görkemli havası, tekne gezintisi yapabildiğiniz ve şehrin tüm güzelliğini görebildiğiniz Vltava Nehriyle, Avrupa’nın en güzel ve en romantik şehirlerinden biridir; haliyle UNESCO’nun Dünya Mirasları listesinde yer almaktadır.

Prag Kalesi

Biz, şehir turuna Prag’ın simgesi olan ve Vltava Nehri’nin batı tarafındaki geniş bir tepede yer alan tarihi Prag Kalesi’nden başladık. Şehir turuna başlamak için bana göre en uygun nokta burasıdır. Aynı zamanda bu bölge, şehrin en önemli noktalarından biridir. Bu tepe, şehrin en güzel manzaralarından birine sahip ve aynı zamanda şehre hakim bir tepedir. Kalede en dikkat çekici yapı ve görkemli yapısıyla hayranlık uyandıran Aziz Vitus Katedrali, Roma Katolik Kilisesi’dir. Çek Cumhuriyeti’ndeki en büyük katedraldir. Katedralin yapımını 1344 yılında başlanmış, 1929’da tamamlanmıştır. 124 metre genişliğe ve 33 metre yüksekliğe sahiptir. 96 metre uzunluğunda iki kuleye sahip bu katedral, Gotik mimarinin en iyi örneklerinden biridir. Barok ve Neoklasik tarzda eklemeler, 18. ve 19. Yüzyıllar’da yapılmıştır. İnsanı hayran bırakacak güzellikte bir yapıya, fresklere ve vitraylara sahiptir. Ayrıca pek çok kral ve kraliçenin taç giyme törenine ev sahipliği yaptığı gibi Kraliyet Ailesi üyelerinin mezarlarına da ev sahipliği yapmaktadır. Katedrali ücretsiz ziyaret edebilirsiniz; ancak katedrale girmek için bekleyen onlarca turistin oluşturduğu uzun kuyrukta beklemeniz gerekmektedir. Katedralin kulesine çıkmak için ise ücret ödemeniz gerekmektedir.Aşağıda bu katedralin fotoğrafını görebilirsiniz.

Kale içinde Aziz Vitus Katedrali haricinde şuan Cumhurbaşkanlığı Sarayı olarak kullanılan Kraliyet Sarayı, Eski Golovin Sarayı, Mihulka Toz Kulesi, Aziz George Bazilikası, Aziz George Manastırı, Rosenberg Sarayı, Lobkowicz Sarayı, Kara Kule yer almaktadır. Bu kompleks içinde yer alan bu binalar; Romanesk, Gotik, Rönesans, Barok ve Neoklasik Mimariye sahip binalardır. Birden fazla mimariye ev sahipliği yapan bu kompleksi dolaşırken aslında tarihin çeşitli dönemlerine de yolculuk etmiş oluyorsunuz.

Ben, yukarıda bahsetmiş olduğum Aziz Vitus Katedrali’ne ek olarak şuan Çek Cumhuriyeti Başkanlık Sarayı olarak kullanılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na da değinmek istiyorum. Krallık döneminden itibaren süregelen geleneğe göre Cumhurbaşkanları, kalenin ikinci avlusunda yer alan binada kalmaktadırlar. Cumhurbaşkanı’nın yaşadığı bu bina turistlerin ilgisini çeken Kale’deki ikinci yapıdır; çünkü Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde - bizde olduğu gibi - yüzlerce metre öteden başlayan herhangi bir koruma kalkanı bulunmamaktadır. Sizi engelleyen güvenlik kuvvetleri yoktur. Herkes binanın önüne kadar gidip rahatlıkla fotoğraf çektirebilmektedir ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın etrafında rahatlıkla da dolaşabilmektedir; sadece Cumhurbaşkanlığı’nın çalışma binasına giriş yasaktır. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın fotoğrafını aşağıda görebilirsiniz.

Çek Cumhuriyeti’nin şuanki Cumhurbaşkanı, Miloš Zeman’dır. Normalde bir tane koruması olması gerekirken, bu Cumhurbaşkanı’nın iki tane koruması bulunmaktadır. Bunun sebebi ise alkole biraz fazla düşkün olmasından kaynaklanmakatdır. Avrupa ülkelerinde çoğu siyasi liderler, olabildiğince halkın içindedir; aksine halktan uzaklaşmamaya çalışırlar. Bana göre olması gereken de budur.

Wallenstein Bahçesi ve Franz Kafka’nın Evi

Kalenin bulunduğu tepeden artık yavaş yavaş aşağı doğru inmeye başlıyoruz. Kaleden aşağı doğru, Karl Köprüsü’ne doğru yürürken yol üstünde Wallenstein Bahçesi ve Franz Kafka’nın evine uğruyoruz. Bu iki yerden aşağıda size kısaca bahsetmek isterim.

Wallenstein Bahçesi, Wallenstein Sarayı’nın bir parçasıdır. Bu saray, 17. yy’da (1634 yılında) General Albrech von Wallenstein tarafından barok tarzında inşa edilen bir saraydır. General Wallenstein, 30 yıl savaşları boyunca birçok zafere imza atmış bir ordu komutanıdır. Bu sebeple İmparator II. Ferdinand için önemli birisidir. General ünvanını almış olmasına rağmen bu şan, onun için yeterli değildi ve Bohemya tacını almak için mücadele etmeye başladı. Kral II. Ferdinand’ın haberi olmadan düşmanla anlaştı ve bu anlaşmanın ortaya çıkmasından sonra General Wallenstein tutuklanarak idam edilmiştir. Günümüzde bu saray, Çek Senatosu olarak kullanılmasından dolayı siyasi anlamda önemli bir binadır ve ziyarete açıktır. Bu sarayın bahçesi ise görülmeye değerdir ve bu sebeple turistlerin uğrak noktası haline gelmiştir. Aşağıda çekmiş olduğum fotoğraf yer almaktadır.

Wallenstein Bahçesi’ni de geride bırakıp Franz Kafka’nın yaşadığı eve doğru yol alıyoruz. Franz Kafka, 3 Temmuz 1883 tarihinde Prag’ta doğan bir roman ve hikaye yazarıdır. 20. yy’ın ve Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Kafka, Bohemya Krallığı'nın başkenti, daha sonra Avusturya - Macaristan İmparatorluğu'nun ve günümüzdeyse Çek Cumhuriyeti'nin bir parçası olan Prag'da orta sınıf, Almanca konuşan Yahudi bir ailenin en büyük çocuğudur. Kötü bir çocukluk dönemi geçirmiş olan Kafka, ailesiyle - özellikle babasıyla - hiç anlaşamamıştır. Ailesinin baskısı, çocukluk yıllarından itibaren başlamıştır ve bu sebeple babasına karşı sadece nefret duygusu beslemiştir; ki bu duygu, eserlerinde de görülmektedir. Almanca haricinde Çekçe de biliyordu; fakat Almanca konuştuğu için Çekler, Yahudi olduğu için de Almanlar tarafından sevilmemiştir. Hukuk eğitimi almış ve avukat olmuştur.

Daha sonraları sigorta şirketinde çalışmaya başlamış ve bu dönemde Max Brod ile tanışmıştır. Max Brod ile tanışması, Kafka’nın hayatında önemli bir dönüm noktasıdır ve bu sayede edebiyat dünyasına girmiştir. Birçok kez nişanlanmasına rağmen hiç evlenmemiştir. 1917 yılında Kafka verem olduğunu öğrenmiştir; 1918 yılında da ağır bir gribe yakalanmıştır. 3 Haziran 1924 tarihinde de 40 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Kafka’nın yaşamı boyunca çok az eseri yayımlansa da öldükten sonra sanatçıları, filozofları, yazarları ve eleştirmenleri etkilemiştir. Çünkü; Kafka, tüm eserlerini en yakın arkadaşı olan Max Brod’a teslim etmiştir ve öldükten sonra eserlerini yakmasını tembih etmiştir. Oysaki Max Brod, Kafka’nın bu sözünü dinlemeyip eserlerini sekreteri olan Ester Hoffe’ye göndermiş ve bu şekilde eserleri yayılmaya başlayarak eserlerinin ne kadar değerli olduğu öldükten sonra anlaşılmaya başlamıştır. Günümüzde Franz Kafka’nın Prag’ta yaşadığı ev, müze haline getirilmiştir. Müzeye giriş ücretlidir.

Karl Köprüsü (Charles Bridge)

Kafka Müzesi’ni de arkamızda bıraktıktan sonra Vltava Nehri’ni süsleyen ünlü ve büyüleyici bir atmosfere sahip Karl Köprüsü’ne doğru yol alıyoruz. Bu köprü, Kral IV. Karl (Charles) tarafından Mimar Peter Parler’e yaptırılmıştır. Köprünün yapımına 1357 yılında başlanmış ve 1402 yılında bitirilmiştir. 516 m genişliğinde ve 10 m uzunluğunda olan köprünün her iki ucunda birer kule yer almaktadır. Köprü üzerinde çoğu barok tarzında 30 adet aziz heykelleri bulunmaktadır ve en ünlü olanı da Aziz John Nepomuk heykelidir. Bir efsaneye göre bu heykelin altındaki bronz plakaya el sürüldüğünde Prag’a bir gün mutlaka geri dönüleceğine inanılır.

Köprü, araç trafiğine kapalıdır ve sadece yayalara açıktır. Bu sebeple Prag’ta mutlaka görülecek ve gezilecek yerlerden olan Karl Köprüsü’nün ziyaretçi sayısı da oldukça fazladır. Köprü üzerinde birden fazla satıcılar, müzisylenler ve ressamlar bulunmaktadır ve bu harika atmosfere renk katmaktadırlar.

Eski Şehir (Old Town) ve Astronomik Saat Kulesi

Köprüde de biraz zaman geçirip şehrin muhteşem manzarasını buradan da izledikten sonra Prag’ın eski şehrine doğru yol alıyoruz. Prag’ın bozulmamış mimarisi her köşe başında ve her sokakta karşımıza çıkmaktadır. Prag’ın bu güzel sokaklarından geçerek ünlü astronomik saat kulesinin olduğu eski şehir meydanına ulaşıyoruz. Bu meydanda Astronomik Saat Kulesi haricinde belediye binası, Tin Kilisesi ve Jan Hus heykeli de bulunmaktadır. Meydan çevresindeki bu ihtişamlı yapılar, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. 

Astronomik Saat Kulesi, bana göre eski şehir meydanında bulunan en güzel yapıların başında gelmektedir. Prag’ın da en önemli simgelerinden birisidir. Bu kule, 1410 yılında saat ustası Hanus tarafından inşa edilmiştir. Bu kule, Eski Şehir Meydanı’nın en çok turist çeken noktasıdır. Bu kadar önemli ve de ünlü olmasının nedeni, günümüzde hala daha çalışabilen dünyanın en eski saatidir. Aşağıda da fotoğrafı yer alan bu saat, 350 parçadan oluşmaktadır ve parçaların %75’e yakın kısmı yapıldığı dönemden günümüze kadar ulaşmış orjinal parçalardır. Bu saat, 12 saat dilimini ve 12 burcun sembollerini taşımaktadır. Bununla birlikte tarihi, Güneş’in Ay’ın ve Dünya’nın astronomik döngülerini ve konumunu, güneşin doğuş ve batış zamanını, aynı zamanda da Hıristiyan dininin kutsal günlerini göstermektedir.

Yukarıdaki fotoğrafta görülen üstteki yuvarlak kısımda takvim kadranının mavi parçaları, ufkun ötesindeki gökyüzünü sembolize eder. Kahverengi kısımlar ise ufkun altındaki gökyüzünü temsil eder. Latin sembolleri, doğu ve batıyı işaret ederken; güney ve kuzey yönleri, ufkun altındaki ve üzerindeki işaretlerle temsil edilir ve bu işaretler, Latince’de “alacakaranlık” ve “şafak” anlamlarına denk gelmektedir.

İlk kadran seti, eski Çek saatini temsil etmektedir; ikinci kadran seti ise Güneş’in imleci tarafından ölçülen Orta Avrupa zamanını temsil etmektedir. 3. kadran ise İbranice’dir ve Babil saatini göstermek için tasarlanmıştır. Böylece Astronomik Saat Kulesi, dünyada Babil saatini gösteren tek saat olması nedeniyle de önemli ve ayrıcalıklıdır.

Aşağıda fotoğrafı görülen dört adet heykel, saatin sol ve sağ kısımlarına eklenmiştir. Her heykelin ifade ettiği anlamlar mevcuttur. Sol karede yer alan ve elinde ayna tutan figür, “kibri ve kendini beğenmişliği” temsil etmektedir. Hemen yanında yer alan ve bir elinde baston, diğer elinde de para kesesi tutan Yahudi figürü ise “açgözlülüğü” temsil etmektedir. Sağ karede yer alan iskelet figürü ise ölümü temsil etmektedir ve her saat başında, elindeki çanı çalıp diğer elindeki kum saatini çevirmektedir. İskeletin her saat başında bu hareketi yapmasının sebebi insanlara ölümün her an gelebileceğini, ölümden kaçılamayacağını ve herkesin birgün öleceğini anlatmaktır. Mandolin Çalan Türk figürü ise zevk ve sefayı temsil etmektedir.

Saatin alt kısmında bulunan sarı kısımlı dairenin sol ve sağ tarafında da toplamda dört tane olmak üzere ikişer adet heykel bulunmaktadır. Aşağıda fotoğrafı bulunan bu heykellerin en soldan sağa sırasıyla anlamı ise şu şekildedir: elinde tüy tutan en soldaki heykel, filozofu; elinde kalkan ve kılıç tutan Mikail heykeli, adaleti; elinde teleskop tutan ve mavi kıyafetli heykel, astronomiyi; elinde kitap tutan heykel ise bilimi ve eğitimi sembolize etmektedir.

Böylesi bir eseri yapıp da insanoğluna kazandıran Master Hanus, bu eseri yaptıktan sonra dünya genelinde ün kazanmıştır. Hanus’un amacı, Prag haricinde iki ülkenin iki büyük şehirlerinde de bu saatin aynısını yapmaktı. Bu saatin aynısını yapmak istediği iki şehirden birisi Londra, diğeri ise İstanbul’dur. Fakat; o dönemin Çek Kralı, diğer ülkelerde de bunun bir benzerinin olmasını istememiş ve Hanus’un gözlerine mil çektirerek, gözlerini kör etmiştir. Yıllarca bu halde, esir edilmiştir. Esir edilişinden yıllar sonra Hanus, saatin çok önemli bir yerinde eksiklik olduğunu ve bunu tamamlaması gerektiğini söylerek izin almış ve bu kuleye gelmiştir. Bu kuleye gedikten sonra da kendini asarak intihar etmiştir. Ölümünün ardından 50 yıl kadar bu saat, çalışmamış ve bunu çalıştırabilecek usta da bu dönem boyunca bulunamamıştır. Fakat; Hanus’un intihar etmeden önce mi bu saati bozduğu, yoksa intiharından sonra mı bozulduğu bilinmemektedir.

Bir sonraki ay,yeni yazımda görüşmek üzere; sevgiler...

(NOT: Astronomik Saat Kulesi’nin figür fotoğrafları hariç yazımda kullanmış olduğum fotoğrafların hepsi, tarafımdan çekilmiştir. Astronomik Saat Kulesi’ndeki heykellerin fotoğrafları için Google’dan yararlanılmıştır.)

* Kaynak 1: https://www.tarihlisanat.com/astronomik-saat-kulesi-prag/

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Pınar Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?