Trabzon ve Diyarbakır’dan Amerika’ya bakmak

Bayram haftası boyunca dokuz günlük tatilin son günündeyiz. Herkes biraz dinlendi, ekonomik darboğazın etkileri bayram alışverişleri sebebiyle biraz da olsa hafifledi. Yıllardır bitmek tükenmek bilmez bir şekilde kendisini siyasetin girdabına kaptırmış olan ülkemizde son üç aydır iyice bunalmış olan milletimiz de en azından rahat bir nefes aldı. Seçimler, iptaller, yeniden kampanyalar, iddialar, ithamlar, hakaretler, yalanlar, iftiralar havalarda uçuşuyor ve ne yazık ki siyaseti bu ahlaksızlıkları iyi becermek olan gören profesyonel siyasetçilerimiz millete az biraz da olsa huzur verdiler.

Ancak Türkiye’nin kalbi olan İstanbul seçimlerinin tekrarı sürecinde bu tansiyon ne kadar düşerse düşsün, belli bir seviyenin altına gerileyemiyor. İki aday da oylarını hedefledikleri seçmenlerin İstanbul’a göç ettikleri bölgelere adeta çıkartmalar yaptılar. Ekrem İmamoğlu Karadeniz turundaydı, Binali Yıldırım da Güneydoğu.

İstanbul’daki seçimin tansiyonu yurt geneline ister istemez sirayet ediyor. Türkiye’nin en azından elli altmış şehrinde yaşayan insandan daha fazlası o memleket kökenli olarak İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’da bir Trabzon kadar Trabzonlu var, bir Diyarbakır kadar da Diyarbakırlı. Bu sebeple iki adayın da yaptıkları ziyaretler esasen seçmenlerinin köklerine doğru politik hamleler olarak yerinde hareketler, doğru kampanya yöntemleri.

ELİN AMERİKALISI

Bu ziyaretlerin yaşandığı günlerde Twitter’da birkaç Amerikalı “uzman” Türkiye analistinin kendi aralarındaki açık mesajlaşmaları ve onlara güya bilgi sağlayan ülkemizin fasaryası vatandaşların yazışmalarını okuyunca; bu gelişmeler ekseninde daha geniş bir açıdan olaya bakmanın yararlı olacağını düşündüm.

Bir Amerikalı “uzman” diyor ki “Ekrem İmamoğlu’nun Trabzon’a gitmesi ne kadar anlamsız, İstanbul’da kampanya yapması gerekmiyor mu, buna bir tek şaşıran ben miyim?”

Bir diğeri cevap veriyor “Hayır yalnız değilsin, bu konuda çok yaygın bir kafa karışıklığı var”

Üçüncü bir daha mesnetli olduğu yorumundan belli olan uzman lafa giriyor “Benim görüşüm neden olmasın? Tüm ülkenin bir şekilde İstanbul’la bağı var, hem tatilde memleketine gitmesi bence anlamlı…”

İkinci ablamız tekrar lafa giriyor “Olmamalı, memleketine gitmek yerine İstanbul’da kampanya yapmalı…”

Sonra lafa tipik bir mütareke aydını Türk hanımefendi dalıyor “AKP nedense bu seçimde Karadenizlilere yönelik dışlayıcı bir tutum takındı, bunu oya çevirmeye çalışıyor…”

BAKIŞ AÇISI

Yukarıda aktardığım ve herkese açık bir şekilde Twitter’da duran diyaloglara uzun uzun cevaplar vermeye gerek yok. Kültürümüzün en önemli öğelerinden olan dini bayramlarda aile ve memleket ziyaretinin toplum tarafından ne kadar olumlu bir şekilde kabul gördüğünden, İstanbul’un zaten bayram tatilinde neredeyse yarıdan fazlasının boşaldığından, iktidarın içinden bir kısım kendini bilmezlerin memleketi üzerinden anlamsız bir dini hassasiyet inşa etme garabetine tepki olarak bu ziyaretlerin olması gerektiğinden… Daha onlarca madde yazabiliriz.

Söz konusu uzmanların bu derece sığ ve derinlikli bir bilgiden uzak yorumlarından bize ne diyebilirsiniz… Hatta aslında ne kadar cahil olduklarına gülüp geçebilirsiniz. Ancak ne yazık ki kazın ayağı pek de öyle değil.

Bu uzmanlar kendi ülkelerinde Türkiye hakkında dikkate değer olduğu düşünülen görüşlerin sahipleri. Stratejik Düşünce Merkezlerinde çalışmalar yapıyorlar, makaleler yazıyorlar, analizlerini ülkenin karar vericilerine aktarıyorlar. Amerikan Devleti, Meclisi, Başkanlık Ofisi, istihbarat kurumları ve özel sektörü yani kısacası koca bir dünya gücünü; bizim ülkemiz hakkında besleyen görüşleri ve fikirleri üretiyorlar. Yaptıkları yorumlar ne kadar anlamsız, hatalı ve yanlış olursa olsun; kendi ülkelerinde doğru olarak kabul ediliyor. Bu görüşleri temel alarak politikalar üretiliyor. Türkiye’nin küresel kaderinde karar verici mekanizmalarda yer alan kurumları yöneten kişiler bu yorumlardan besleniyorlar.

Bu noktada “bize ne” kolaycılığına kaçabiliriz ancak nihayetinde bu iş adam sendecilik kaldıracak bir noktada değil. Dünyadaki birçok sözde Türkiye uzmanı bu derece dar, sığ ve hala iki yüz sene öncesinden beslenen oryantalist yaklaşımla düşünceler üretiyorlar ve bunların sağlaması ne derece yapılıyor kocaman bir soru işareti.

ABD’de bırakın ülke dışını, kendi eyaletinden çıkmamış dış politika alanında kariyer yapmış onlarca, yüzlerce akademisyen var. Dünya ekonomisi hakkında yorumlar yaparak karar mekanizmalarını etkileyen, buralara insanlar yetiştiren ve sadece kendi kapitalist yaklaşımlarını bilmeyi yeterli gören akademik çevreler var. Elbette dünyayı yarım yüzyıldır tek başına yöneten bir süper güç bu kadar yetersiz kadroların elinde mahkum değil ancak genel yaklaşımı görmemiz için bize fikir veriyor. Afganistan ve Irak savaşlarında nihai ekonomik hedefleri yani genel stratejisi dışında tüm taktikleri hatalı çıkan bir ülkeden bahsettiğimizi de unutmayalım. Asla hafife almayalım ancak Trump gibi birisini başkan seçen bir milletten bahsettiğimizi de unutmayalım. Öte yandan karşısına aday diye Hillary Clinton’ı çıkaranların aczini de tespit edelim.

Türkiye kendisini hemen hiçbir konuda doğru anlatamayan bir hale geldi. Gerçi biz istediğimiz kadar anlatalım, işlerine geldiği kadarını anlayanlardan oluşan bir küresel düzendeyiz ve bu düzeni de ne bizim ne de bizim konumumuzdaki tüm ülkeler el ele tutuşup sevgi kelebekleri olarak nutuklar çeksek de değiştirebilecek durumda değiliz. Ancak hiç olmazsa yukarıdan aşağı yazsak sayfalar yetmeyecek olan dış politika gerginliklerinden uzaklaşarak yanımıza kısa ve orta vadedeki stratejilerimizde müttefikler bulmak zorundayız.

Mısır, Suriye ve İsrail’le didiştikçe bölgesel çıkarlarımızı koruma kavgamızda ne kadar haklı olursak olalım bize nefes aldırmayacakları ortada dururken; bir de tüm güvenlik sistemimizi üzerine inşa ettiğimiz NATO ile gerilimleri büyütmenin, bulacağı ilk fırsatta Türkiye’yi fiilen işgal etmekten bir adım bile geri durmayacak olan Rusya ile gereğinden fazla bir samimiyet içinde olmanın gereği yok. İnanmayanlar Kırım’a bakabilir.

Öte yandan Filistin’de yaşanan zulme, İran’a yapılan küresel şantajlara ve mezhepçilik kavgası körüklenerek Ortadoğu’da yaşayan milletlerin birbirine kırdırılmasına seyirci kalacak halimiz de yok. İşte konu yine dönüp dolaşıp yüz sene önce büyük bir adamın çizdiği kutsal bir felsefeye dayanır; yurtta sulh, cihanda sulh… Ne kadar dostunuz olursa, o kadar güvende olursunuz. Ne kadar dostunuz olursa o kadar çok sorun çözme kabiliyetiniz olur. Ne kadar dostunuz olursa, o kadar var olursunuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Halil Öz - ÇOK GÜZEL BİR YAZI HOCAM. KAFALARININ DİKİNE GİDENLER OKUSA DA ANLASA KEŞKE AMA NERDEEE...!!!...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Haziran 08:28

Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?