Reklamı Kapat

Futbolda Fransa başarısı, neden yine saman alevi gibi söndü?

Değişen bir şey yok.

Onlarca yıldır aynı duygu ve düşüncelerle, aynı mantıkla hareket ediyoruz.

Tesadüfi bir başarıyla kendimizi göklere çıkarıyor, hemen ardından yaptığımız bir maçta boyumuzun ölçüsünü alınca yeniden karamsarlığa bürünüyoruz.

Dön babam dön, dön babam dön, bir arpa boyu yol alamıyoruz.

Fransa maçı…

Ve hemen peşinden yaptığımız İzlanda maçı…

Tamam, Fransa’yı yendik.

İyi oynadık, bugüne kadar hiç yenemediğimiz son dünya şampiyonunu sahamızda devirdik.

Ama bu galibiyet, bizim futbolda belirli bir seviyeye geldiğimizi göstermiyordu.

Bir “rast geliş” idi.

Büyüklük kompleksine kapılan, rakibini cüce gören her takımın tadacağı bir mağlubiyetti.

Nitekim bunun böyle olduğunu çok geçmeden anladık.

Nüfusu İzmit’ten daha az, mini minnacık bir ada devletine yenildik.

Fransa’yı yenmemiz tesadüftü, ama İzlanda’ya yenilmemiz tesadüf değildi.

İzlanda ile bugüne kadar 12 maç yaptık.

Bu maçlardan 2’sini Türkiye, 8’ini İzlanda kazandı, 2 maç da berabere sonlandı.

İzlanda’nın 23, bizim 11 golümüz var.

Demek o “323 bin nüfuslu” diye küçümsediğimiz İzlanda’nın bile futbolda bir seviyesi var, bizim yok.

“Euro 2016”da elde ettiği sonuç, bunu göstermiyor mu?

Biz gruplardan bile çıkamadık, İzlanda ise İngiltere’yi eleyerek çeyrek finale kadar gitti.

İzlanda nasıl başardı, biz neden başaramıyoruz?

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde bir ada.

Minnacık bir Avrupa ülkesi…

Toplam nüfusu 323 bin.

İzmit’ten daha küçük…

Okyanusun ortasında yapayalnız bir ülke!

En yakın ülke, 350 kilometre uzaklıktaki Grönland.

İskoçya’ya 800, Norveç’e 1050 kilometre uzaklıkta.

Ekonomisi; tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayalı.

Kişi başı yıllık milli gelir, 50.270 Dolar. 

Biz, İzlanda’nın Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki başarılarını “mucize” olarak değerlendiriyoruz, ama onlar başarılarına bu gözle bakmıyorlar.

Çünkü batı kafasında, batı mantığında “mucizelere” pek yer yoktur.

Onlar; planlarlar, hedef koyarlar, çalışırlar ve başarırlar.

Başarısızlık, onlar için bir “mucize”dir.

Beklenmeyen bir durumdur…

Sürpriz bir sonuçtur…

Otururlar, onu da araştırırlar.

Nerede hata yaptık?

Planlamada mı?

Adam seçiminde mi?

Çalışma yönteminde mi?

Çalışma süresinde mi?

Yoksa bilgi eksikliği mi?

Nerede?

İzlanda, Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılmayı “proje” olarak ele almış.

Proje, ayrıntılarıyla planlanmış ve uygulanmış.

İzlanda 16 yıllık projeyle o günlere gelmiş.

Neler yapmışlar?

Önce tesislerini dört mevsim futbol oynanabilecek hale getirmişler.

Kapalı futbol sahaları yapmışlar…

Sonra futbolcuları yetiştirecek teknik adamları yetiştirmişler.

Spora ve futbola yatkın çocukların seçimine beş altı yaşlarında başlamışlar.

Fizik gücüne, teknik ve taktik eğitimine önem vermişler.

Çalışmışlar, çalışmışlar…

Başaramayan gitmiş, başarabilen kalmış.

Ve futbolda “İzlanda başarısı” ortaya çıkmış. 

Şunu unutmayalım. 

Başarının da bir nedeni vardır, başarısızlığın da…

Hiçbir şey sebepsiz değildir.

Efendim çok çalıştık da, çok güzel futbol oynadık da, yine de kaybettik…

Yok böyle bir şey!

Türkiye’nin durumu

Aslında yıllardır devam eden başarısızlığımıza söylenecek söz yok!

Ne diyeceksin?

Türkiye’de liglerin başarısı yüksek de, milli takımın başarısı mı düşük?

Türkiye’de takımlar altyapılarına önem verip iyi futbolcular yetiştiriyorlar da, bu futbolcuların milli takıma seçimlerinde mi isabetsizlik var?

Suç teknik direktörlerde mi?

Futbolumuz, futbolu bilenler tarafından mı yönetiliyor?

Tesis sayımız yeterli mi?

Yurt dışında kaç futbolcumuz futbol oymayabiliyor?

Uluslararası şampiyonalar için şimdiye kadar nasıl bir proje ortaya koyduk?

Bu işi bilen kaç teknik adamımız var?

Konuşuyoruz eleştiriyoruz, ama hepsi laf!

İş dönüp dolaşıp yine genel ülke yönetimine geliyor.

Siyaseti iyi yönetemiyorsan…

Ekonomiyi iyi yönetemiyorsan…

Uluslararası ilişkileri iyi yönetemiyorsan…

Futbolu da iyi yönetemezsin!

Senin ülkende milli gelir 8-9 bin dolarsa…

Senin ülkende eğitim buysa…

Senin ülken borç harç içinde yaşıyorsa…

Senin ülken “yabancı futbolcu” çöplüğüyse…

Futbolda “uluslararası başarı” bekleme!

Başarı, her alanda olduğu gibi futbolda da…

*Çok çalışanındır…

*Planlı ve disiplinli çalışanındır…

*Bilimsel çalışanındır…

*Yürekli çalışanındır…

*Ekonomik yönden güçlü olanındır…

*Proje üretenindir…

*Hedef koyanındır…

Gerisi hikâye!

Öyle atmakla tutmakla, zart zurt etmekle bu işler yürümez.

Başarı ve kaliteyi sürekli istiyorsak, bunu planlamamız şart!

Hedef koymamız şart!

40 yıl önce, 40 yıl sonra… Gezi notları (9)

Ege’de Türk-Yunan karışımı bir “hava atma” yeri, Alaçatı

Ege’ye gidip de Alaçatı’yı görmemek olur mu?

Son yılların en popüler yeri…

Yazılıyor, çiziliyor, gidip gören ağzı açık anlatıyor.

Canlı dar sokaklar…

Cumbalı taş evler…

Otantik mekânlar…

Sörf, rüzgâr, değirmen…

Damla sakızlı dondurma…

Begonvil kokuları…

Konsept butik otelleri…

Dillere destan “ot festivali”…

Alaçatı denince, hep saydığım objeler geçiyor kafamdan.

Acaba okuduklarımı, dinlediklerimi görebilecek miyim?

Antik dönemden bu yana kullanılan bir yerleşim yeri

Alaçatı, Çeşme’nin bir mahallesi.

Bir zamanlar hep Çeşme bilinirdi, Alaçatı’yı kimse bilmezdi.

Son yıllarda Alaçatı, Çeşme’nin pabucunu dama attı.

Artık herkesin dilinde “Alaçatı” var.

Alaçatı’yı görmek, Alaçatı’nın dar sokaklarında dolaşmak, restoranında yemek yemek, hatta damla sakızlı dondurmasını tatmak, bir “statü”!

Ben Alaçatı’da üç bölge gördüm.

Antik dönemden kalan yerleşim yerleri…

Sonradan yapılan siteler, konutlar…

Deniz kıyısındaki yalılar ve plajlar…

Alaçatı’nın merkezi, denize 10-15 dakika uzaklıkta.

Bütün bölge 2006 yılında “kentsel sit alanı” ilan edilmiş.

Çok iyi korunmuş…

Sörf yapılan koya baktım, tek bir yapılaşma yok.

“Sörf” deyince, Alaçatı dünyanın en iyi üç sörf merkezi arasında.

Bölgede “rüzgârlı gün sayısı” çok fazla!

Yılda ortalama 330 gün rüzgâr esiyor.

Bu arada “damla sakızı”nı da yazayım.

Ülkemizde damla sakızı ağacının yetiştiği tek yer.

Bir şey daha…

Alaçatı denize yakın, ama denize hasret!

Alaçatı’da oturup da denize girmek isterseniz, 10-15 dakika uzaklıktaki plajlara gideceksiniz.

Giriş paralı, yeme içme ateş pahası…

Öğrendim, 3-4 kişinin bir günlük deniz keyfi 600-700 liraya patlıyormuş.

Gerisini siz düşünün!

“Alaçatı” ismi sonradan uydurulmuş bir ad değil.

Bölge için sırasıyla Agrilla, Alatsata, Alacaat ve nihayet “Alaçatı” isimleri kullanılmış.

Alaçatı, sosyetenin ikinci Bodrum’u

Gördüğüm şu:

*Alaçatı, Bodrum’u eskiden sosyetenin ikinci Bodrum’u.

*Alaçatı; sosyetenin, tanınmış kişilerin bir “boy gösterme-hava atma” yeri.

*Alaçatı’da oturmak, Alaçatı’da yaşamak; bir statü!

*Alaçatı, orta tabaka için “piyasa” yeri!

*Alaçatı, bir “gösteriş” ve “tüketim” arenası!

Peki, Türkiye’de böyle bir yere ihtiyaç var mı?

Var ki, ortaya çıkmış.

Bir zamanlar Bodrum modaydı, şimdi Alaçatı!

Gezi notları devam edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Confiçyüs - İZLANDA dediğiniz emperyal birleşik İngiliz sömürge imparatorluğu imkanları ile gelişmiş,zeninleşmiş ada "ülkesi;"

büyük "UK" İngiltere parçacığı.

1600-1700 lü yıllarrın siyasi,ekonomik,idari yapılanması ile herşeylerini bu günlere taşıyan sömürge aklın devamı.

Tabiiki 300-400 yıllık birleşik temelin üzerinde spor,sanat,ekonomide gelişmişir.

biz ne yaptık.

1000 yıllık medeniyeti,tarihi,geleneği yok edip,yıkıp Üzerine Laik,çağdaş,muasır Ütopyalarla"hayal,masal,hikaye"adam gibi bir toplum,devlet,kalkınma planlayamadık.

Spor kulüplerindeki sahaya sürülen 11 kişinin 9 u yabancı ise sonucun tartışılması yanlış.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Haziran 10:50
01

Cenk - Türkiyemiz fizik olarak kendisi gibi zayıf olan ekipleri yenmiştir ! Fransa ise, bizi çok küçümsedi ve futbolcuları çok laubali oynadı ! Hal böyle olunca biz de cezalarını kestik ! İzlandanın tekniği az ama, mütiş bir fizik gücü var ! Başarılarını da bu güce dayandırmışlar ! Biz de şayet fizik gücümüzü arttıramaz ve bu yönde başarılı olmazsak, 2020 şampiyonasını da ancak TV'lerden izleriz !

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Haziran 18:21

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?