Yeni vilayetin “ek bina” ihtiyacı

Daha taşınırken belliydi.

Bazı müdürlüklerden “Biz sığamıyoruz” yakınmaları gelmeye başlamıştı.

Hatta bazı resmi daireler yer olmadığından taşınamamıştı.

İl Ticaret Müdürlüğü…

Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü…

İl Göç Müdürlüğü…

İş ve İşçi Bulma Kurumu…

Çevre İl Müdürlüğü…

Aradan 4 yıl geçti, “acı gerçek” resmen ilan edildi.

Vali Hüseyin Aksoy, cuma günkü basın toplantısında, Köseköy’de eski askeri alanda “vilayet ek binaları” için 40 bin metrekare yer temin edildiğini açıkladı.

Ne diyelim, hayırlı olsun!

Bu nasıl planlama?

                            ******

Biz neden böyleyiz…

Neden doğru dürüst ve uzun vadeli planlama yapamayız…

Birisi çıksın, söylesin!

Benzer sıkıntıyı daha önce de yaşadık.

Vilayet, 1975 yılına kadar halen Vergi Dairesi Başkanlığı’nın kullandığı tarihi binadaydı.

Yeni bina yapıldı, vilayet oraya taşındı.

Hani şu bir süre önce yıkılıp yerine katlı otopark yapılan bina var ya, işte o bina.

Dönemin valisi, rahmetli Ertuğrul Ünlüer yapılan binayı öve öve bitiremiyor, “Dışarıda hiçbir daire kalmayacak, devlet tek çatı altında hizmet verecek” diyordu.

O zaman da denildiği gibi olmadı, bir iki yıl sonra resmi daireler birer ikişer dışarıya kiralık binalara çıktı.

O bina tam 40 yıl hizmet verdi.

2015’e kadar…

2012’de şimdiki vilayetin yapımına başlandı.

Farklı bir projeydi…

“Villa” tarzı mı desek, “konak” tarzı mı?

Dokuz ayrı blok.

Bazıları 3, bazıları 3.5, sadece valilik binası 4 kat.

Çatı arası vilayet binası olur mu, yaptılar oldu.

Biraz daha açayım…

Üç bölümden oluşuyor.

Valilik hizmet binası…

İl müdürlükleri hizmet binaları…

Kapalı otopark bölümü…

38 bin 194 metrekare büyüklüğündeki arsa üzerine kurulu.

Binaların oturduğu inşaat alanı, 19 bin 500 metrekare.

Toplam inşaat büyüklüğü, 46 bin 660 metrekare.

İki toplantı salonu ve bir yemekhanesi var.

Dışarıdan bakınca, buranın “vilayet” olduğuna kimseyi inandıramazsın.

Gören, “konut sitesi” sanır.

Bir yüzme havuzu eksik.

İnşaat alanı çok hovardaca kullanılmış.

Koridorlar geniş, odalar büyük…

Herkes bir odanın içinde, açık servis yok.

Böyle olunca elbette yeni binalar da yetmedi.

Yıkmayın dedik, yıktılar

                                      *******

Bir hastalığımız daha var.

Eskidi deyip, boşaltılan binaları hemen yıkıyoruz.

Eski vilayet binası…

İki katlı, 40 yıllık bina…

Deprem görmüş bir şey olmamış.

“Yıkmayın, bazı müdürlükler burada kalsın, devlet boşuna kira ödemesin” dedik, konuyu tartışmadılar bile.

Hemen yıktılar.

Çok zengin bir ülkeyiz ya, yık gitsin.

Şimdi, taşınalı sadece 4 yıl olmuş, yeni vilayet binaları ihtiyaca cevap vermiyor.

Dokuz blok ve blokların az katlı olması nedeniyle yanlış bir projeydi, acısı şimdiden duyulmaya başladı.

Ne zaman akıllanacağız, bilmiyorum.

Adımızın “ERGENEKONCU”ya çıktığı o zor günler (6)

                                      ******

İşte ilk kez 7 Aralık 2011 tarihinde köşemde yayınladığım, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun cezaevinden gönderdiği 3 Kasım 2011 tarihli o mektup!

                                               ********

Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun ülkemiz adına cezaevinden feryadı

                                               *******

Sevgili okurlarım, biz gazeteciler tarihin tanıklarıyız.

Yaptığımız haberler, yazdığımız köşe yazıları, tarihe düşülen birer nottur.

Yazdıklarımız, gün gelir, karanlık günlere ışık tutacak bir “belge” olur.

İşte böyle bir “belge”yi bugün sizlerle bir kez daha paylaşmak istedim.

Bu belge, İzmitli Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun, 11 Şubat 2011 tarihinde, kendi ifadesiyle “bir kısım karanlık güçlerin işbirliği sonucunda hile ile esir alındıktan” sonra, cezaevinden gönderdiği mektup…

Bu mektubu ilk kez 7 Aralık 2011 tarihinde köşemde yayınlamıştım.

Mektupta yazılanlar çok önemliydi.

Ülkemizin nasıl bir “karanlık süreç” ten geçtiğini gösteriyordu.

Gelişen olaylar nedeniyle önemi bir kat daha arttı.

Çünkü mektupta yazılanların doğruluğu ortaya çıktı.

“Kumpas” bozuldu…

Esir alınanlar beraat etti.

Mektubu bir kez daha yayınlıyorum.

Daha önce okuduysanız da, hiç okumadıysanız da bu mektubu mutlaka okuyun!

Bu, bir amiralin ülkemiz adına feryadı!

Bu, bir “ibret belgesi”!

                                                               ********

3 Kasım 2011 Hasdal-İSTANBUL

Sayın Tanzer ÜNAL…

Geçtiğimiz yaz aylarında Cumhuriyet Gazetesi’nde Sayın Ali SİRMEN’in sütununda, “GÜL KOKULU TEZEK” isimli kitabınızdan ve sizden bahsedildiğini duyunca, bir İzmitli olarak “geçmişten bir şeylerle karşılaşır mıyım” saikiyle kitabınızı aldırttım ve ancak okuyabildim.
Vatanımızın ve milletimizin menfaatlerine gösterdiğiniz hassasiyet ve doğruları açık-seçik ifade etmedeki ustalığınız beni çok etkiledi. Bu nedenle sizi kutladığımı belirterek, kendimi tanıtmak istiyorum.

Ben Mehmet OTUZBİROĞLU, Koramiral rütbesiyle Kuzey Deniz Saha Komutanı olarak Kasımpaşa/İSTANBUL’da görev yapmaktayken, bir üst rütbeye (oramiralliğe) terfi şurasına (Yüksek Askeri Şura) altı ay kala, 11 Şubat 2011 günü “BALYOZ” olarak adlandırılan dava kapsamında, bir kısım karanlık güçlerin işbirliği sonucunda, kendi ülkemde “hile” ile esir alındım. Hâlâ, Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi’nde tutuklu olarak özgürlüğüm, ailem ve bahriyemden mahrum bulunmaktayım.

1951 yılında İzmit’te doğdum, Yeni Turan İlkokulu ve İzmit Merkez Ortaokulu’nda okuduktan sonra, 1965 yılında Heybeliada’daki Deniz Lisesi imtihanlarını kazanarak, daha 14 yaşına basmadan bahriye üniformasıyla tanıştım. Yani 46 yıldır bu şerefli üniformayı onur ve gururla taşıdım.

Babam Ahmet OTUZBİROĞLU, kırklı yıllarda İzmit Üssü Bahri’de (Acısu’nun karşısındaki eski hükümet binası) yedek subaylığını yaptıktan sonra, İzmit’te evlenmiş, altmışlı yılların başına kadar İzmit Belediyesi Zabıta Müdürlüğü görevinde bulunmuş, daha sonra da emekli olduğu 1979 yılına kadar, MANNESSMANN-SÜMERBANK BORU ENDÜSTRİSİ’nde İdare ve Sosyal Hizmetler Müdürü olarak görev yapmış, İzmit’te çevresi olan bir kişiydi. Altmışlı yılların ikinci yarısına kadar Tepecik Mahallesi’nde oturduk. Çok yakın komşumuz, o tarihte İzmit’in belki de tek diyebileceğim yerel gazetesinin sahibi, rahmetli Mehmet Yüce beyefendi beni çok sever, arada bir matbaasına giderdim. Matbaa, Tepecik Mahallesi’nden çarşı içine inişteki sokakta bulunurdu. Daha sonra aynı yerde Kocaeli Gazetesi yayın yapmaya başlamıştı.

Kitabınızı ısmarladığımda, acaba ortak bir şeyler bulur muyum merakı içinde olduğumu belirtmiştim. Ancak biyografinizi okuduğumda bu ihtimalin düşük olduğunu düşündüm. Sizin İzmit’e geldiğiniz 1970 yılında ben subay çıkmış ve gemilerde görev alarak vatanımızın deniz alaka ve menfaatlerini korumak ve kollamak maksadıyla denizlerde dolaşmaya başlamıştım.

Yine de ailemin İzmit’te oturması nedeniyle seyirlerin arasında, tatil günlerinde hem onları görmek, hem de akranımız olan İzmitli arkadaşlarımla buluşmak için her fırsatta memleketime geliyordum. O arkadaşlarımdan biri, kitabınızın 59’ncu sayfasında adı geçen Av. ATAKAN SONUGELEN idi. Umarım sağlığı ve keyfi yerindedir. Birlikte Fethiye Caddesi’nin kaldırımlarını az arşınlamadık.

Bu arada 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’na gemimle katılıp Kıbrıs Gazisi oldum. Yıllar yılları kovaladı, 1983 yılında Deniz Harp Akademisi’ni bitirerek, kurmay subay titriyle gemi ve karargah görevlerine devam ettim. 1994-1996 yılları arasında İslamabad Kıdemli Askeri Ateşesi olarak Pakistan’da ülkemi temsil ettim. 1998 yılında Tuğamiral, 2002 yılında Tümamiral, 2006 yılında Koramiral rütbesine hiç bekletilmeden terfi ettirildim. Bu rütbede Deniz Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanı, Genelkurmay Muhabere, Elektronik ve Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı görevinden sonra, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevimin ikinci yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan bir komplonun kurbanı olarak kendimi tutuklanmış buldum.
Yargılanmakta olduğumuz mahkeme “Özel Yetkili” diye adlandırılan, 250’nci madde kapsamındaki Beşiktaş 10’ncu Ağır Ceza Mahkemesi.

Duruşmalar Silivri’de yapılıyor, iddianamedeki tüm suçlamalar, defalarca çürütüldüğü, sözde delillerin sahteliği, ki yüzlerce adet sahtelik, açık ve seçik olarak mahkemeye sunulduğu halde, aynı kurgu ile BALYOZ-2 iddianamesini Balyoz’a bağladılar, önümüzdeki günlerde de BALYOZ-3 iddianamesini kabul ederek BALYOZ’a ekleyecekler.

İşin tuhafı, tüm sanıkların savunmaları dinlenmeden tutuksuz yargılamaya geçmeye niyetinde olmadıklarını mahkemenin gidişatından anlıyoruz. Davalar birleştirildiği ve yeni sanıklar eklendiği için de sorgu safhası uzuyor.

Size yazmaya karar verdiğim zaman, içinde bulunduğumuz durumdan ve kovuşturmadan bahsetmeye niyetim yoktu; ancak tutuklu arkadaşlarımın savunmalarından derlenerek bir CD’de toplanan, yüzlerce sahtekârlığın sadece birkaç örneğini, ekteki CD elime geçince gördüm ve sizinle paylaşmaya karar verdim, size bir fikir vermesi açısından takdirlerinize sunuyorum.

Tek elden hazırlanmadığı için, size tekrar ediyor gibi gelebilir, ancak hepsi başka bir sahtekârlığı içermektedir ve sonuna kadar sıkılmadan izlemenizi rica ediyorum.

Şimdi bir bilgi olarak HASDAL’da tutuklu general ve amirallerin adetlerini vermek istiyorum. (Rakamlar halihazırda görevdekilere aittir.)

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan: 5 Korgeneral, 9 Tümgeneral, 3 Tuğgeneral.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan: 1 Orgeneral, 4 Korgeneral, 3 Tümgeneral, 2 Tuğgeneral.
Jandarma Genel Komutanlığı’ndan: 1 Tümgeneral ve 2 Tuğgeneral.
Gelelim Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na: Şu anda Hasdal’da tutuklu muvazzaf amiral sayısı 24’tür.
Görevdeki 6 Koramiralden 4’ü tutukludur, ilaveten 6 Tümamiral, 14 Tuğamiral görevlerinin başında olması gerekirken, bir hıyanet çetesinin iftirası dolayısıyla esirdirler.

Bunlara bir emekli Oramiral (Deniz Kuvvetleri eski Komutanı), iki emekli Koramiral, beş emekli Tümamiral ve üç emekli Tuğamirali de ekleyebiliriz, ki onlar SİLİVRİ İnfaz Kurumu’nda tutukludurlar.

Deniz Kuvvetleri personeli, büyük çaplı bir komplo kapsamında, POYRAZKÖY, AMİRALLERE SUİKAST, KAFES, ASKERİ CASUSLUK VE ŞANTAJ, BALYOZ ve İNTERNET ANDICI olarak isimlendirilen bir dizi davada yargılanmaktadır. Hemen hepsi de tutukludurlar.

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı neden bu komplolar kuruldu?” sorusunun cevabını siz çok iyi biliyorsunuz, kitabınızdaki yazılarınızdan bu belli oluyor. Ben size sebeplerini jeopolitik ve jeostratejik olarak global çerçevede yorumlayabilirim; ancak “Deniz Kuvvetleri’ne ne oluyor, çünkü en fazla üzerine gidilen kuvvet personeli denizci” diye sorarsanız size ipucu, ya da anahtar olabilecek bir yorum getirebilirim.

Türk Deniz Kuvvetleri bugün, ARAŞTIRAN, GELİŞTİREN, ÇOK ÇALIŞAN, BAŞARAN, RAKİPLERİYLE YARIŞAN çağdaş ve etkin bir deniz gücüne sahiptir. Bu etkinlik, sahip olduğu platform ve silahlardan çok personel gücüne dayanmaktadır. Türk Deniz Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz ilgi ve çıkarlarını her hal ve şartta koruyacak eğitimli ve bilinçli personeliyle, geleceğin denizlerinin şekillendirilmesinde söz sahibi olabilecek kapasitededir.

Bunun son örneği olarak gemilerimizde, çok az ülkenin imkan kabiliyetinde olan komuta kontrol sistemi yazılımları olarak, milli olarak geliştirilen GENESİS (Gemi Entegre Savaş Sistemi) komuta kontrol sistemi kullanılmakta ve deniz harekatında çok önemli bir kuvvet çarpanı olan komuta kontrol sistemi, emsallerinden çok iyi imkanlara bizi sahip kılmaktadır. Diğer bir örnek olarak, harp gemisi dizayn ve inşa etme kapasitemizi sayabiliriz.

MİLGEM projesi ile, yine birçok bahriyenin hayalinden bile geçiremeyeceği harp gemisi dizaynını, Deniz Kuvvetleri personeli, ilgili akademik kuruluşlarla da işbirliğiyle başarmış ve projenin ilk gemisi TCG HEYBELİADA, 27 Eylül 2011’de göreve başlamıştır. Bu gemideki yerli pay oranı yüzde 70’e çok yaklaşmıştır.

Deniz Kuvvetleri’nin gösterdiği dikkat; denizlerimizin kullanılmasında ekonomik yararlarımıza halel gelmemesi, anlaşmalardan doğan haklarımızın başkaları tarafından yıpratılmaması, deniz yetki alanlarının hakça paylaşımı gibi konularda farkındalık yaratmış, yetkili organlara bunları gecikmeden hal tarzları ile hatırlatmış, uluslararası platformlarda hakkımızı taviz vermeden savunarak, telafisi güç sonuçların önüne geçmiştir.

Deniz Kuvvetlerimizin bu başarısına, son 25 yılda kazanılan önemli bir ivme ile ulaşılmıştır. Bu başarıdaki en mühim pay da, son 25 yılda görev yapan emekli ve muvazzaf personele aittir. Bugün görevde olan tutuklulardan amiraller, son ana kadar Deniz Kuvvetlerimizin kritik görevlerindeydi, muvazzaf subaylarımız da Deniz Kuvvetlerimizin geleceğine yön verecek olan görevlere hazır, yetişmiş personeldi.

Bu dava, Türk Deniz Kuvvetleri’nin geleceğine vurulmuş bir darbedir. Bundan kim yarar umar, onu size bırakıyorum.

“Gelecek 100 Yıl” kitabının yazarı George Friedman, “Gelecek 10 yıl” adlı bir kitap daha yazdı. Bu kitabın 311’nci sayfası, son paragrafını dikkatinize sunmayı değer buldum. “OKYANUS” kelimesi, Amerikalı bir şahıs için denizle eşdeğerdir. Amerikalı bir çocuk, denizi gördüğünde, kendi yurdunda öğrendiği şekliyle “Okyanus” demeyi tercih eder. Bu bakışla aşağıdaki yazıyı okursak, daha anlamlı olur.

“Amerikan gücünün temeli okyanuslar. Okyanuslara egemen olması, diğer devletlerin ABD’ye saldırmasını önlüyor, gerektiğinde ABD’nin müdahale etmesine imkân tanıyor ve ABD’ye uluslararası ticaretin kontrolünü veriyor. ABD’nin bu gücü kullanmasına asla gerek yok, ama başka her hangi birinin kullanmasına da izin vermemeli.

Küresel ticaret okyanuslara bağımlı… Okyanusları kim kontrol ediyorsa, küresel ticareti de o kontrol eder. Güç dengesi stratejisi bir çeşit deniz savaşı ve Amerika’nın görevi, denizleri kontrol etmesini tehdit edecek meydan okuyucuların güçlenmesini engellemek.”

Bu sözler, bir anlamda Büyük Türk Denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın “Denizlere hâkim olan, cihana hâkim olur” özdeyişiyle örtüşüyor. Ama bunun nasıl yapılacağını George Friedman formüle etmiş, birileri de uygulamaya geçmiş gözüküyor.

Umarım sizi fazla sıkmamışımdır, satırlarıma son verirken her şeyin gönlünüzce olmasını diler, en derin saygılarımı sunarım.

Mehmet OTUZBİROĞLU
Koramiral”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

soran adam - çok gerçekçi bir yazı ...devlette israf diz boyu...belediye çalışanı için kreş yeri bulamıyor ama....binaların mermer kaplanması ayrı komedi. deprem bölgesinde mermer kaplı kamu binası olur mu?

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 07 Temmuz 21:48
01

Erkan tekin - TANZER BEY SIZI TEBRIK EDERIM.VALILIK BINALARI V.S INSAATLAR YIKILER YENILERI BASKA YERLERDE YAPILIR HESAPSIZCA.CUNKU AMAC HEP RANTTIR.GERISI HIKAYE.ELEKTRIK ELEKTRONIK MUH.SON SINIFTA OJUYAN OGLUMU HAVA HARP OKULUNA TUM ELEMELERI GECEREK UCMAK DAHIL SAPASAGLAM 19 OCAK 2019 DA VERDIGIM OGLUMU EGITIMININ 5.GUNUNDE HAŞAT EDIP ELIME VERDILER.SAHIP CIKMADILAR.BUNA CIMER DE DAHILDIR.INSANLAR DEGISSEDE ZIHNIYET DEGOSMEDIKTEN SONRA GERISI HIKAYEDIR.HER SEKILDE ISPATLARIM.SAYGILARIMLA.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 07 Temmuz 19:26
03

Baykaka - @Erkan tekin 01 nolu yoruma cevabı: Yapılan binanın ,makamodalarının perdelerine,musluklar altın diye polomik yapan zihniyet,beşer yıllık planı, binaların yetersizliğini hesaplamamışmı...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 08 Temmuz 02:34

Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?