Reklamı Kapat

Genel ahlak

Geçtiğimiz hafta insanların pek de önemsemediği bir haber vardı. Manisalı bir vatandaş dövmenin yasaklanması için TBMM’ye başvurmuş. Gerekçesi sanıyorum ki “toplumsal örf ve adetlerimize uygun olmaması, genel ahlaka mugayir bir durum oluşturması, kültürümüzde bunun yer almadığı…” falan gibi zırvalar olsa gerek. TBMM de “herkesin kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu” anayasa ilkesi sebebiyle başvurunun işleme alınmadığını belirtmiş. 

Benim aklıma takılansa bu vatandaşın neden dövme konusunda böyle abuk subuk bir talepte bulunduğu. Aşırı derecede mutaassıp bir çevrede yetişmiş olsa gerek diye düşündüm. Herhalde ya dövmesi olan bir kadın ya da erkek tarafından reddedildi ya da dövmesi olan birisiyle yaşadığı bir olay yüzünden kendince bütün ihaleyi dövmeye yıktı. Ancak burada da şu ortaya çıkıyor, eğer dövmeli insanlar kötü niyetli ve insanlara zarar veren tiplerse; bırak dövmeleri dursun, sen de “kim rahmani kim şeytani(!)” hemencecik tespit et. Bir insan dövmeliyse ona yaklaşma, iş yapma, gönül ilişkisine girme, eşini çoluğunu çocuğunu ondan uzak tut… İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’sında Yahudilerin kollarına bağlanan çaputlar gibi onları alenen damgalanmış şeytanlar olarak gör ve uzak dur…

Aynı hafta TBMM’ye bir başka başvuru daha oldu dövme meselesiyle ilgili. Bir diğer vatandaş da kolundaki dövmeyi sildirmiş olmasına rağmen Jandarma Uzman Çavuşluk, Polis Özel Harekat ve Bekçilik sınavlarından elenmiş olması sebebiyle mağduriyetinin giderilmesi amacıyla dilekçe vermiş. TBMM’nin ilgili komisyonu da bu dilekçeyi İçişleri Bakanlığına iletmiş. Dikkate alınır mı alınmaz mı bilemeyiz ancak ortada bir mağduriyet olduğu aşikar. Gençlik hevesiyle girişilen bir şeyden pişman olan ve bunu geriye döndüren bir vatandaşın böyle bir mağduriyet yaşaması çok da doğru değil. Öte yandan bu sınavlardan elenme sebebinin dövmesi olup olmadığını da bilmiyoruz. Eğer gerçekten kriter bu olmuşsa ve vatandaş kamu görevine sildirdiği dövmesi yüzünden alınmamışsa burada da bir hak ihlali olduğu ortada. O zaman devletin ilgili birimlerinin genel ahlak gibi başı ve sonu belli olmayan bir kritere göre değerlendirme yapıyor olduğu durumu ortaya çıkıyor ki pek de sağlıklı olmadığı konusunda aklı başında herkes hemfikir olacaktır.

ARABA TEKMELEYEN BAKLAVACI

Hemen herkesin ahlaki kriterleri birbirinden farklıdır. Bu insan olmanın doğal bir sonucudur. Yetişilen çevre, hayatta edinilmiş tecrübeler, eğitim seviyesi, görgü, kültür ve daha yüzlerce kriter işin içine girer bir insanın ahlaki çerçevesinin oluşmasında. Ancak tüm bu çeşitliliklerin arasında bazı konular vardır ki herhalde toplumun %90’ından fazlası hemfikirdir. Örneğin tecavüz, çocuk istismarı, hayvanlara eziyet, aleni ortamlarda cinsel beraberlik, hırsızlık, yalan, insan hayatına kast etme… Bunların herhangi birini genel ahlaki kuralların içinde görmeyen insanları marjinal ve hatta bazı sapık olarak nitelemek mümkündür. 

Geçen hafta yaşanan başka bir olaya bakalım. Adamın biri trafikte tartıştığı kişinin arabasını tekmeliyor, kaputunda tepiniyor ve üstelik arabanın içinde hamile bir kadın korkudan sinir krizi geçiriyor. Sonrasında kimliği ifşa olan bu baklavacı hemen yalan yanlış bir açıklama yapıyor. Sonra da ifadeye vermeye gidiyor. Hakkında talep edilen ceza oldukça yüksek ama ne kadar yüksek olursa olsun yaşanan rezaleti örtebilecek kadar büyük değil. 

Bugün artık tüm bilimsel veriler ve araştırmalar ortaya koyuyor ki anne karnındaki bir bebek, annenin yaşadığı her olayı bilinçaltına kaydediyor. Annenin yaşadığı büyük korku ve stresler o bebek doğduktan sonra karakteri şekillenirken ve psikolojik duygu durumu oluşurken birer etki olarak hafızanın derinliklerinde yer ediyor. Daha doğmamış bir çocuğun hayatını belki de allak bullak edecek bir olay aslında yaşanan. Ama bizim ülkemizde ne yazık ki bilim ve akıl önem sıralamasında listenin sonlarına doğru atıldığı için bu olaya sadece hamile annenin yaşadığı korkunç travma üzerinden bakılıyor. Asıl olan o anne rahmindeki bebeğin daha dünyaya gelmeden aldığı ağır psikolojik hasar olarak ele alınmadıkça bir arpa boyu yol gidemeyiz. Ceza yasaları bu bilimsel gerçeklere göre güncellenmek zorunda. 

ÇİFTE STANDARTLAR

Bu baklavacı saldırgan hadisesinde toplumsal infiali körükleyen başka şeyler de oldu. Saldırganın bir bakanla olan fotoğrafları ve o bakana bağlı kuruma bu olayla ilgili olarak gittiğinde kamu görevlileri tarafından kapıda karşılanma şekli. Ülkemiz derinlemesine bir kutuplaşma ve siyasi görüşlere göre bölünme yaşadığı için artık tüm olayları politik perspektife alarak değerlendiriyoruz. Bu durum bir nevi şartlı refleks olmuş durumda. Oysa ki her siyasetçinin herkesle fotoğrafı olabilir. Çünkü siyasetçiyle fotoğraf bizimkisi gibi geri kalmış toplumlarda güç simsarlığı için çok güzel bir araçtır. Mutlaka bazı yerlerde işe yarar ve kapıları açar. O siyasetçinin bundan haberi vardır ya da yoktur. Ancak bu tip durumları ele alırken ülkemizin şartlarını göz ardı ederek değerlendirme yaparsak sonuç alamayız. 

Doğulu toplumlarda en yetenekli ve kapasiteli insanlar genellikle siyasetin dışında yer alırlar. Siyaset denen şey insan kandırmak üzerine inşa edilmiştir çünkü. Ehil kişiler siyasette olmadığı için de siyaset dışındaki alanlarda yer alan ve gerçek manada hayata ve dünyaya katkısı olmayan “ayak takımı” da siyasetçilere yanaşarak güç devşirme peşinde koşarlar. Siyaset de fikir bazlı değil, sayısal çoğunluk mantığına dayandığı için siyasetçiler bu güç devşirme peşindeki ucuz insanlara gereğinden fazla yüz verirler. Baştan aşağı bir yanlışlar silsilesi. Doğal sonuç olarak da devlet mekanizması da sürekli hata yapar, siyasetçiler de sürekli hata yapar, bunlara yanaşarak güç devşirerek hayatta kalanlar da zaten zurnanın son deliği olan safi yanlışlıktan ibaret insan müsveddeleridir.

Tekrar başa dönersek, genel ahlak meselesinde toplumsal infiallerin olması normal ve hatta düzeni korumak adına insanların inisiyatiflerini ortaya koyduğu yerinde bir reflekstir. Ancak siyasi kaygılar işin içine girince, doğrular ve ilkeler yerine sayılar devreye girince bu genel ahlak normları sakız gibi çiğnenir, balon gibi şişirilir, çekiştire çekiştire uzatılır, laçkalaştırılır. Dövmeyi genel ahlaka aykırı bulan vatandaş tarikat yurtlarında tecavüz edilen kız erkek yüzlerce çocuk gerçeği ortaya çıktığında ses etmiş midir? TBMM’ye dilekçe veresi gelmiş midir? Kontrolsüz bir şekilde varlıklarına göz yumulmuş tarikat yurtlarında el kadar bebeler yanarak ölürken isyan etmiş midir? Ya da saldırgan baklavacının fotoğrafı iktidarın bir bakanıyla değil de muhalefetin önde gelen bir siyasetçisiyle olsaydı; tepki gösterenlerin ne kadarı aynı şiddetle bu konuyu bağırarak gündeme getireceklerdi? Hiç kimse “hayır, bizim tarafta böyle bir durum olmaz, olsa da sahip çıkılmaz” demesin. Çünkü yarın iktidar el değiştirirse, o baklavacı gibileri bugünün güçlü siyasetçileriyle olan fotoğrafları her yerden siler, yarının güçlü siyasetçileriyle fotoğraf çektirmek için sıraya girerler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?