Depreme hazır mıyız?

17 Ağustos 1999 depremini Gölcük-Ulaşlı’da yaşadım. Felaketin büyüklüğünü anlatmak çok zor. İnsan, depremde yaşadıklarını pek unutamıyor. Bunlardan bazılarını hatırlatmak isterim.

Oturduğumuz bina önce havaya kalktı, sonra sallanmaya başladı. Hafif durur gibi yaptı, sonra yine sallanmaya başladı. Meğer ikinci fay kırılması Adapazarı’nda olmuş. Depremin 45 saniye sürdüğünü sonradan öğrendik. Bizim bina sanki yere yatıp tekrar kalkıyordu. Etraftan binaların yıkılış gürültüleri kulağımıza geliyordu. Sallantı durunca herkes üzerindeki gece kıyafetleriyle dışarılara koştu. Binamızdan en son çıkan bendim. ‘Kimse kalmasın, kimse var mı’ şeklinde bağırarak apartmanın dış kapısından çıktım. Tozdan etrafı tam göremiyordum. Dakikalar geçtikçe tozlar azalıyor ve ay ışığının altında çevredeki yıkıntılar fark ediliyordu. Aradan on dakika kadar zaman geçince yıkıntılar altından çığlıklar gelmeye başladı. Belli ki sarsıntının şaşkınlığını yaşamışlardı. Ölenlerden ses yok ama yaralıların inilti ve çığlıkları yürekleri dağlıyordu. Herkes boş alanlara doğru koşuyordu. İnsanların bir ara İzmit-Yalova yolunu doldurduklarını gördüm. Orasını daha emniyetli görmüşlerdi ama biraz sonra bu yoldan araçların geçeceğini düşünememişlerdi. Yanlarına gidip çağırıp-bağırarak yolu boşaltmalarını istedim. Boşalttılar. Az sonra araçlar yalpa yaparak geçmeye başladılar. Deprem artçı sarsıntıları devam ediyordu.

Elektrikler kesilmişti; sular akmıyordu. Hatlara fazla yüklenildiğinden cep telefonları ile sağlıklı iletişim yapılamıyordu. İnsanlar, gece kıyafetleriyle sokağa fırladığından arabalarının anahtarları ve önemle eşyaları içerde kalmıştı. Bunun için arabalarının kapılarını açıp içine de giremiyorlardı. Zaten bir takım arabalar da yıkılan binaların altında kalmışlardı.

Sabah ışıyana kadar bazı arkadaşlarla Ulaşlı’nın içini gezdik. Nerelerin yıkıldığını gördük. Akşam içinde çay içtiğimiz belediye parkı denize uçmuştu. Parkın içinde bulunan belediye binası ve araçları denize uçmuştu. Bazı yıkıntıların altında inleyen insanları enkaz altından çıkarmak isterken belimin kaydığının farkına bile varmamıştım.

Sabah olduğunda felaketin boyutu daha net anlaşıldı. Artçılar devam ettiğinden bazı hasarlı binalarda çöküntüler oluyordu. Askeri kampta bulunan askerlerimiz bütün gayretleriyle enkazlar altından insanları çıkarmaya çalışıyorlardı. Ama artçı depremler nedeniyle bazen bu çalışmalarına ara veriyorlardı. Sabahtan yoldan geçen araçlar geçmez oldu. Çünkü Gölcük’te bazı binaların enkazı yolu kapatmıştı. Ekmek-su yoktu. Yiyecekler içerlerde kalmıştı. Daha sonraları Yalova-Bursa istikameti yolu açıldığından gıda maddeleri gelmeye başladı.

Yıkılan binaların çimentolarını elinize alıp sıktığınızda un-ufak oluyordu. Yani beton kalitesi yoktu. Demirleri çok inceydi. ‘Deprem öldürmez, bina öldürür’ gerçeğini burada görüyordunuz. Depremden sağ kurtulanlar büyük şok yaşadıklarından ne yapacaklarını pek bilemiyorlardı. Çoğu altında yakınlarının olduğu enkazlara bakıp duruyorlardı. Herkes şaşkındı. Kurtarma çabalarını gösteren vatandaşlarımız da sağlıklı kurtarma tekniklerini pek bilmiyorlardı. Bu yönden halkımıza ilk yardım tekniklerinin öğretilmesi şarttır. Depremi yaşayan insanlar deprem şokunu yaşadıklarından kurtarma ekiplerinin dışardan gelmesi gerekledir. Zaten deprem bölgesinde kurtarma görevlilerinin bir kısmı da deprem felaketine uğramış durumda oluyorlar.

Akşama doğru Ağustos sıcağında cesetler kokmaya başladığından etrafı soluması zor ağır kokular sardı. Bir gün sonra İmam, cenazeleri yıkarken etleri dağıldığından nasıl yıkaması gerektiğini bana sordu. Ben de tazyiksiz su dökerek zarar vermeden yıkamasını önerdim. Bir ara Değirmendere’ye uğradım. Caminin etrafındaki gasil hanelerde cenazeler yıkandığından ağır kokudan zor solunum yapılabiliyordu. Her akşam kıyı gezisi yaptıran vapur karaya oturmuştu. Gölcük’e geçtiğimde içine girilmez haldeydi. Kıyı kesimlerindeki binalar tamamen denize uçmuştu. Kokular etrafa alabildiğine yayılmıştı.

Vatandaşlar cenazelerini kamyonlarla taşıdığından yanınızdan kamyonlar geçerken etrafa dayanılmaz bir koku saçıyorlardı. 12 Kasım 1999 akşamı İstanbul Türk Ocağında “Din ve Deprem” konulu konferansımı verirken bina sallanmaya başladı. Hemen salonu boşalttırdık. Konferansın devamını mezarların da içinde olduğu avluda devam ettim. Sonra öğrendik ki deprem Düzce’de olmuş.

**

Ülkemiz deprem bölgesi. Deprem gerçeğinden kaçamayız. Nerede, ne zaman, ne şekilde olacağı tam belli olmaz. Önemli olan depreme hazırlıklı olmaktır. Zaman geçtikçe deprem felaketini unutuyoruz. Ben bile kendi kendime deprem sonrası bundan sonraki hayatımı depreme dayanıklı bir barakada geçireceğim demiştim. Ama bunu henüz gerçekleştirebilmiş değilim. Üzerimizde geçmiş zamanın rehaveti var.

Depremlere hazırlıklı mıyız? Binalarımızı sağlam yapıyor muyuz? Deprem anında hangi tedbirleri alacağımızı biliyor muyuz? İlk yardım çantamız hazır mı? Deprem sonrası aile fertleri olarak nerede toplanacağız? Depremde yaralılara nasıl müdahale edeceğiz? Nasıl kurtaracağız? Din, felaketlere karşı tedbirli ve hazırlıklı olmamızı ister. Dinin gereğini yapıyor muyuz? Depremde ölenlerimizi rahmetle anıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fahri Kayadibi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

mimar İBRAHİM YILMAZ - HOCAM MERHABA.NASILSIN ,İYİSİNDİR İNŞAALLAH.SİZİNLE NASIL GÖRÜŞEBİLİRİM..?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ağustos 16:05

Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?