Reklamı Kapat

Polonya'ya veda

Başlığından da anlaşılacağı üzere bu yazım, bir nevi Polonya’ya veda niteliğinde olacak; çünkü bu satırları yazarken, başka bir ülkeye taşınma sürecinde olacağız. O sebeple Polonya’daki bu son yazımı yazarken sizlere hem siyasetin, hem de müzik camiasının tanınan yüzünden bahsetmek istiyorum. Öncesinde de bu yazımı yazmaya ilham kaynağım olan; aynı zamanda da değerli Eğitimci ve Köşe Yazarı olan Nadir Çizenmıh’ın köşesindeki şu satırları olduğu gibi sizinle paylaşmak isterim:

“O, bir zamanlar Polonya'nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin'i en iyi yorumlayanlardan biri... Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya'nın başbakanı oldu.

Bir gün devlet başkanı olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi'nde müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip:

- ‘Siz o ünlü piyanist Jan Paderewski değil misiniz?’ diye sordu.

Paderewski:
- ‘Evet; O, bendim.’ diye yanıtladı. 
- ‘Fakat şimdi?’
- ‘Şimdi Polonya'nın başbakanıyım işte!’ deyince, genç:
- ‘Yaa, öyle mi? Ne büyük bir düşüş!’ diyerek, kinayeli bir cevap verir.

Paderewski, gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları kaydeder: 
- ‘Piyanonun tuşlarına hükmetmek, devlete hükmetmekten zormuş meğer! Başbakanken ırmak geçmeyen yere köprü vaadedersiniz ve herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz; ama 7 oktavlı bir piyanoda fa sesine basıp do diye yutturamazsınız. Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder.Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır.’ ”

Jan Paderewski’nin bu muhteşem sözlerinden etkilenmemek mümkün değil. Kendisi Polonyalı bir piyanist ve besteci, politikacı, devlet adamı ve Polonyalı bağımsızlık sözcüsüydü. Müzik alanındaki başarıyla birlikte etkin devlet adamlığı ile de tanınan Polonya’nın bu değerli şahsiyetini ve kahramanını, Polonya’daki son yazım olarak, bir de ben sizlere yazmak istedim.

Eğitim Hayatı

Tam adı,  Ignacy Jan Paderewski’dir. 1860’ta Polonya’nın Podolya kentinde (şuan Ukrayna) yer alan Kurylowka köyünde doğmuştur. Kırsal kesimde yaşayan bir ailenin çocuğudur. Babası Jan Paderewski, büyük mülklerin yöneticisiydi. Annesi Poliksena, Paderewski’nin doğumundan birkaç ay sonra ölmüştür ve uzak akrabaları tarafından büyütülmüştür. Paderewski, çocukluğundan beri müzikle ilgilenmiştir.Fakat, kısa bir süre sonra babasının Ocak İsyanı ile bağlantılı olarak tutuklanmasından (1863’te) sonra bir müddet Teyzesinin yanında kalmıştır. Yaşadığı bu ortam, erken yaşta milliyetçilik duygusuyla tanışmasına da sebep olmuştur. Babası serbest bırakıldıktan sonra tekrar evlenmiş ve Shepetovka yakınlarındaki Sudylkov kasabasına taşınmıştır.Daha henüz 6 yaşındaylen özel bir öğretmenle piyano dersleri almaya başlamıştır.

12 yaşında, 1872'de Varşova'ya gitmiş ve Varşova Konservatuvarı'na kabul edilmiştir. Sırasıyla Varşova Konservatuvarı’nda, Berlin’de ve daha sonra Viyana’da Leschetizki Okulu’nda öğrenim görmüştür. 1878'de mezun olduktan, Varşova Konservatuvarı’nda piyano dersleri vermeye başlamıştır. İlk evliliğini 1880 yılında, öğrencisi piyanist Antonina Korsakówna ile gerçekleşmiştir. Bu evlilikten engelli oğulları olmuştur. EşiAntonina doğumdan sonra asla iyileşememiş ve birkaç hafta sonra ölmüştür. Daha sonra Paderewski kendini müziğe adamaya karar vermiş ve oğlunu arkadaşlarının himayesi altına bırakarak, 1881'de Friedrich Kiel ve Heinrich Urban ile müzik kompozisyonu okumak için Berlin'e gitmiştir. 1884 yılında da Viyana'ya taşınmış ve burada Theodor Leschetizky (Teodor Leszetycki)’nin öğrencisi olarak ders almaya başlamıştır. Viyana’da bir piyanist için ve kendine özgü teknikler geliştirebilmesi için geç olduğu söylense de Paderewski asla pes etmemiştir. Hedefine ulaşmak için yılmamış ve yoğun bir çalışma sonrası virtüöz olmayı başarmıştır.

Piyanist, Besteci olarak Müzik Kariyeri ve Hayırseverliği

Üç yıl süren sıkı çalışma sonrasında 1887 yılında, Viyana’da konser vermeye başlamıştır. Kısa bir süre sonra büyük bir popülerlik kazanmış; aynı zamanda piyanodaki kendine özgü teknikleri kullanmasıyla ve ustalılığı ile ün kazanmıştır. Paris’te ve Londra’da da büyük başarılar elde etmiştir. 1890 yılında, İngiltere’deki Windsor Sarayı’nda, Kraliçe Viktoria huzurunda konser vermiştir. Sonraki yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) konser vermeye başlamıştır. 1891 yılında, ABD’de 90 günde 107 konser vermiştir. Hem Avrupa, hem de ABD’deki turnelerinde büyük başarılar elde etmiş ve ismi uluslararası adlar listesine girmiştir. Daha çok Chopin’i yorumlamasıyla tanınmıştır.

1899 yılında ikinci evliliğini gerçekleştirmiştir. Arkadaşı Gorski’nin eski eşi olan Helena Rosen ile dünya evine girmiştir. 1901’de ise oğlu Alfred hayatını kaybetmiştir. Aynı yıl, “Manru” isimli bir opera bestelemiştir. Manru Operası, bir lirik dramasıdır. Wagner'in müzik dramalarından resmen ilham alan iddialı bir eserdir. Hikaye; lanetli bir aşk üçgeni, sosyal eşitsizlik ve ırk önyargısı üzerine odaklanmıştır. Hikayede adı geçen Manru, bir çingenedir ve hikaye, Tatra Dağları’nda geçmektedir. Manru Operası hem Avrupa sahnelerinde, hem de New York Metropolitan Operası’nda oynanmıştır. Opera haricinde daha çok piyano için besteler yapmıştır. Her bestecide olduğu gibi Paderewski’nin yapıtlarında da kendi halk müziğinin temaları yer almaktadır.  

1904’te Avustralya ve Yeni Zelanda’ya turne yapan sanatçı, 1907’de yedinci ABD turnesi sırasında Theodore Roosevelt ile tanışmak için Beyaz Saray’a davet edilmiştir. 1909’da B Minör Senfonisi’nin seslendirilişi nedeniyle Boston’a gitmiştir.Bu senfonisi, 75 dakika süren devasa bir eserdir. Paderewski'nin besteleri yaşamı boyunca oldukça popülerdi. Özellikle de piyano ve orkestra için orijinal temalar üzerine yaptığı Polonyalı Fantezi, A minor'daki piyano Konçertosu ve Polonie senfonisi... Piyano minyatürleri de popüler olmuştur. G major'daki Minuet ve Op. Mozart tarzında yazılmış 14 No. 1, tüm zamanların en tanınmış piyano melodilerinden biri haline gelmiştir. Jan Paderewski, yetmişin üzerinde orkestra, enstrümantal ve vokal eseri mirası bırakmıştır.

Sanatçı kişiliğinin yanı sıra Paderewski, cömert ve birçok hayır kurumuna bağış yapan son derece de zengin bir adamdı. Servetini cömertçe dost ülke vatandaşlarıyla ve dünyadaki diğer pek çok ülkenin vatandaşlarıyla paylaşmıştır. Birçok fon ve vakıf sağlamıştır. Bunların arasında; genç Amerikalı müzisyenler ve Standford Universitesi öğrencileri için vakıf (1896), Paris Konservatuarı Profesör Hazinesi'ne yardım fonu (1909),Ecole Normale Burs Fonu (1924) sayılabilir. Paderewski ayrıca işsizleri ve işsiz müsizyenleri de cömertçe desteklemiştir. New York'taki yetimhaneler ve Annelik Merkezi’ni de maddi olarak desteklemiştir. Sanatçının maddi katılımıyla birçok konser salonu ve anıt yapılmıştır. Paderewski’nin yapımına sponsor olduğu anıtlar şöyledir: Paris’teki Colonne (1923) ve Debussy (1931) Anıtları, Weimar'daki Liszt Anıtı, Bonn'daki Beethoven Anıtı, Chopin’in doğum yeri olan Żelazowa Wola’daki Chopin Anıtı, Chicago'daki Kosciuszko Anıtı, New York'taki Washington Kemeri ve bunun gibi daha birçok anıtlar. 1910 yılında Avrupa turnesine çıkan sanatçı, Polonya’nın Kraków şehrinde yaptırdığı Grunwald Savaşı Anıtı’nın açılışında bulunmak üzere bu şehre gitmiştir. Bu olay da onun siyasi yaşamının başlangıcı olmuştur.

Siyasi Hayatı

Pederewski, 1910’dan itibaren konser programlarını Polonya’nın bağımsızlığı ve açlıkla mücadele hakkında konuşmalarla birleştirmişti.I. Dünya Savaşı sırasında, Paderewski Paris’te Polonya Ulusal Komitesinin aktif bir üyesi olmuş ve kısa süre sonra Polonya devletini yaratmaya çalışan güçlerin temsilcisi olarak Entente tarafından kabul edilmiştir. Bu organizasyonun sözcüsü olmuş ve kısa süre sonra Londra'da Polonya Yardım Fonu gibi diğer sosyal ve politik organizasyonlar kurmuştur.

Savaşın sonunda, Poznan şehri ve Wielkopolska bölgesinin kaderi kararsız kalırken; Paderewski, Poznan'ı ziyaret etmiştir. 27 Aralık 1918'de yaptığı konuşmada Poznan'ın Polonyalıları, “Büyük Polonya Ayaklanması” adı verilen Almanya'ya karşı askeri bir ayaklanma başlatmışlardır. Dmowski ve Józef Piłsudski ile işbirliği yapmak için çok çalışmış; fakat Piłsudski kazanmıştır. Aynı zamanda ABD’ye gitmiş ve Polonya savaş kurbanları, kuruluşları için yardım kampanyaları düzenlemiştir. ABD Başkanı Wilson ile dostluğunu geliştirerek Polonya’nın bağımsız bir devlet durumuna getirilmesi gerektiğine Wilson’ı inandırmıştır. 1918 yılında Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını önermiştir.

1919 yılında, yeni bağımsız Polonya'da, Devlet Şefi Piłsudski, Paderewski'yi Başbakan ve Dışişleri Bakanı (Ocak 1919 - Aralık 1919) olarak atamıştır. O ve Dmowski, 1919 Paris Barış Konferansı’nda Polonya’yı temsil ederek toprak talepleri ve azınlık haklarıyla ilgili konularla ilgilenmişlerdir. Paderewski'nin hükümeti, sadece on ayda olağanüstü kilometre taşlarına imza atmıştır. Parlamentoya demokratik seçimler, Versay Antlaşması'nın onaylanması, yeni devlette etnik azınlıkların korunmasına ilişkin anlaşmanın yapılması, halk eğitim sisteminin kurulması gibi olaylar örnek verilebilir. Aralık 1919’da gerçekleştirilen seçimlerden sonra, Paderewski Başbakanlık görevinden istifa ederek piyano virtüözlüğü kariyerine devam etmiştir; ancak Polonya'yı yurtdışında Uluslararası konferanslar’da ve Milletler Cemiyeti'nde temsil etmeye devam etmiştir. Diplomatik becerileri sayesinde - yedi dilde akıcı olduğu için tercümanı olmayan tek delegeydi- Polonya, komşuları Ukrayna ve Almanya ile aralarındaki meseleleri müzakere edebilmiş ve Paderewski sayesinde uluslararası alanda saygı görebilmiştir.

Ölümü

Paderewski, siyasi kariyerine son verdikten sonra turneleri sırasında gittiği her yerde ona madalyalar, ünvanlar, şövalyelikler verilmiştir. Konserlerden elde gelirlerin çoğunu hayır işlerine bağışlamıştır. Konser kariyerini 26 Mayıs 1939'da New York'ta Carniege Hall'de verdiği konserle sonlandırmıştır.

Hayatının sonuna doğru II. Dünya Savaşı başlamıştır. Eylül 1939’da Polonya tekrar işgale uğramış ve bunun üzerine Cenevre’deki Milletler Cemiyeti'ne giden Paderewski, ülkesi için yardım istemiştir. Başkan Roosevelt'in daveti üzerine ABD’ye gitmiş ve 1941’de New York'ta hayatını kaybetmiştir. Vasiyeti, ülkesi bağımsızlığına kavuştuktan sonra cenazesinin Polonya'ya gönderilmesiydi. Bu, ancak 5 Temmuz 1992'de gerçekleşebilmiştir. ABD Başkanı George H. W. Bush ve Polonya Devlet Başkanı Lech Walesa'nın katıldığı bir törenle Varşova'daki Eski Şehir’de (Old Town) bulunan St. John Katedrali'ne defnedilmiştir.

Sonuç

Değerli Sanatçı ve Politikacı Jan Paderewski’nin yazımın başında da belirtmiş olduğum şu sözlerini tekrar hatırlatmak istiyorum: “Piyanonun tuşlarına hükmetmek, devlete hükmetmekten zormuş meğer! Başbakanken ırmak geçmeyen yere köprü vaadedersiniz ve herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz; ama 7 oktavlı bir piyanoda fa sesine basıp do diye yutturamazsınız. Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder.Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır.” Bu sözleri, adeta birer ders niteliğindedir bizler için ve de tüm yöneticilerin örnek alması gerekir. Her yönetici, Jan Paderewski’nin ulaşabildiği bu bilince ulaşabilse keşke...

Bir siyasilerin - bu örnekteki gibi bir başbakanın - siyasetçilerin yalan söyleyebileceğini ve halkı kandırabileceğini kabul etmesi büyük bir erdemdir. Bu sözleri ile sanatı ve sanatçıları ne kadar yücelttiğini, politikacıları da bir o kadar alçalttığını görebiliyoruz. Aynı zamanda bu cümleleri; politikacıların halktan üstün olmadığını, onları halkın seçtiğini, yönetim işlerini bir süreliğine siyasilere ödünç verdiğimizi de ifade etmektedir. Tabii, bunu anlayabilmek için halkın da bir o kadar bilinçli olması gerekir. Ülkemizde bireysel çıkarların ülke çıkarlarının önüne geçtiği günümüzde umarım daha fazla geç olmadan bu hatadan dönülür ve ülkemiz hak ettiği konuma, yani gelişmiş ülkeler seviyesine en kısa sürede çıkabilir. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “memleket işlerinde, millet işlerinde, hakiki işlerde duygulara, hatıra, dostluğa bakılmaz.”

Yazımın sonlarına gelirken, Polonya’da iyisiyle - kötüsüyle iki yıl geçirdik. İki sene önce kendimize yeni bir hayat kurmaya karar verdiğimizi ve ülkemizden ayrılışımızı daha dün gibi hatırlıyorum. Aklımızda bir dünya sorular, heyecan ve hüzünle karışık duygular ile Polonya’ya geldik. Burada bulunduğumuz bu süre içersinde çok değerli ve birbirinden güzel insanlar tanıdık. Farklı kültürden ve farklı milletten insanlarla güzel dostluklar kurduk. Kimi zaman ağladık; kimi zaman da güldük... Her birinden öğrendiğimiz birçok şey oldu ve hayatımıza çok güzel şeyler kattılar. Geriye dönüp baktığımızda da harika anılar biriktirdiğimizi görüyorum. Hepsine buradan teşekkür ederim. Onları tanıdığımız için çok mutluyuz.

Bir sonraki ay, başka bir ülke ve şehirden tekrar buluşuncaya dek sevgiyle kalın...

* Kaynak 1: Yazıda yer alan fotoğraf için şu adres kullanılmıştır.https://www.yourclassical.org/programs/performance-today/episodes/2018/01/09

* Kaynak 2:https://en.wikipedia.org/wiki/Ignacy_Jan_Paderewski

* Kaynak 3: http://www.bilgiustaniz.com/ignacy-jan-paderewski-kimdir/

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Pınar Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?