Tüpraş meselesi

Son bir haftadır şehir gündemindeki en önemli mesele TÜPRAŞ’ın genel merkezinin İstanbul’a taşınması konusu oldu. Bu taşınma gerçekleştikten sonra, şirketin kayıtlı vergi dairesini de İstanbul olarak değişmesi olasılığı üzerine günlerdir birçok kişi tarafından konu yazıldı çizildi ve farklı açılardan ele alındı.

Büyükşehir Belediyesi Kanunu çerçevesinde, bir şirketin ödediği verginin asgari %5, maksimum %10’luk oranı ilgili kurumlar tarafından belirlenerek büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyelerinin hesaplarına Maliye Bakanlığı ve İller Bankası eliyle belirli kesintiler ve mahsuplaşmalar yapıldıktan sonra aktarılıyor. TÜPRAŞ bu meselede bu denli önemli kılansa Türkiye’nin en büyük birkaç şirketinden biri olarak ödediği verginin devasa boyutta olması.

Eğer TÜPRAŞ’ın genel merkezinin taşınmasıyla birlikte, vergi dairesi kaydı da İstanbul’a taşınacaksa Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve doğal olarak ilçe belediyeleri ve nihayetinde şehirde yaşayan insanlar çok büyük bir ekonomik kayba uğrayacaklar. Konuyu kentlilik bilinci ile ele alınca, bu gelişmenin yaşanmaması için gösterilen tepkilerin geneli haklı ve doğruydu. Siyasetçilerin, bürokratların, iş dernekleri ve STK’ların TÜPRAŞ’ın gitmemesi için gösterdikleri hassasiyeti bu kentte doğup büyümüş birisi olarak sevinerek karşılamamak elde değil.

Gerçi bu kişilerin birçoğunun artık ülkemizin kronik bir meselesi olmuş üslup noktasında oldukça ağır defoları olmuş olsa da yapacak bir şey yok. Mal bu. En azından bozuk üslupla da olsa gerekli bir meselede ses verdiler. Ama öte yandan işe hukuki yapısal bir perspektiften bakarsak; usulün esastan önce geldiği ilkesini işin merkezine koyarsak bizimkilerin şecaat arz ederken sirkatin söylemeleri de ayrı bir tartışma konusu olarak ortada duruyor.

KONUYA TÜPRAŞ’IN GÖZÜNDEN BAKMAK

Konu bir süredir epeyce etraflıca kentlilik açısından tartışıldı ve gündeme getirildi. Bu konuda söylenecek çok bir şey kalmadı. TÜPRAŞ da vergi dairesini taşımayacağını ve sadece idari merkezini taşıyacağını belirten bir açıklama yaptı. Ben meseleyi bir de karşı tarafın gözünden değerlendirmek ve bu duruma gelen süreci anlamaya çalışmak istiyorum. Zira sonuçlarla mücadele ederek, sebepleri konunun şehvetli tartışması arasında atlarsak bu tip durumlarla daha çok karşılaşırız.

Türkiye’nin en büyük ve hayati sanayi kuruluşlarından olan TÜPRAŞ’ın bu kararı almasında siyasi bir duruş olduğu konusunda genel bir kanı var. Doğru olabilir. Şirketler daha iyi anlaşacakları yerel yönetimlerle çalışmak konusunda bir eğilim gösterebilirler. Bu aslında son derece doğal bir durum. Bizim şehrimize de benzer sebeplerle gelerek yatırım yapan birçok iş insanı oldu son on beş senedir. Ancak etkisini şehrimiz çok ağır bir şekilde hissedeceği için vergi dairesinin taşınması olasılığına kamuoyunun gösterdiği direnç de sonuna kadar haklı bir tutum.

Ancak konunun bir de TÜPRAŞ perspektifinden değerlendirilmesi durumunda, siyasi tutumlar olduğu iddialarını bir kenara koyarsak; haklılık payları yok değil. Bugün yaşadığımız dünyada şirketlerin en önemli ve hayati meselesi insan kaynaklarıdır. Nitelikli ve istikrarlı personelleri bünyesinde barındırmak, beyaz yaka olarak tabir edilen orta ve üst düzey teknik personellere yatırım yapmak hemen hemen tüm kurumsal şirketlerin vizyonunda önemli bir yer tutuyor. Mühendislik, finans, pazarlama ve ar-ge konularında çalışacak geleceği parlak gençleri bünyelerinde çalıştırmak için kurumlar; daha bu insanlar üniversite öğrencisiyken okullara gidip kendilerini tanıtıyorlar, sundukları imkanları anlatıyorlar, bu gençlerin kariyerlerine verebilecekleri katkıları aktarıyorlar.

Türkiye’nin en nitelikli liseleri ve üniversitelerinin büyük kısmı İstanbul’da. İstanbullu ve Türkiye’nin dört bir yanından bu okullara gelen pırıl pırıl gençler eğitimlerini tamamladıktan sonra genellikle de yurtdışına gidiyorlar. Türkiye’de kalmak durumunda olan ya da bunu tercih edenlerse iş hayatına girecekleri zaman öncelikle İstanbul’da çalışmayı planlıyorlar. Sosyal hayatın yanı sıra eğitim ve kariyer odaklı çalışmalar için İstanbul’un sunduğu imkanları düşünerek başka şehirlere gitmemek için çabalıyorlar.

Bu noktada TÜPRAŞ’ı bünyesinde bulunduran Koç Holdingin de insan kaynakları alanında bu eğilimi görmemiş olması ve buna yönelik bir yol haritası belirlemiş olmaması pek mümkün değil. Türkiye’nin en büyük şirketler grubu olan, Hazinenin kasasına giren her 10 Liralık verginin 1 Lirasını ödeyen bu organizasyonun lokomotiflerinden olan TÜPRAŞ’ın; insan kaynakları anlamında rekabet ederken Kocaeli’de yer alan genel merkezi sebebiyle ar-ge, finans, idari planlamalar, dış ticaret, enerji yönetimi gibi; doğrudan rafineri içinde bulunmasına gerek olmayan birimlerinin merkezini İstanbul’a taşıması kendileri açısından doğru ve hatta zaruri bir durum.

Genel merkezini Mecidiyeköy’e taşıması durumunda Türkiye’nin en yetenekli gençlerinin ve profesyonellerinin diğer Koç Topluluğu şirketleri gibi TÜPRAŞ’ta da çalışmak isteyecek olmaları imkanını şirketin kaçırmak istememesini anlayabiliyorum ve onların açısından bakınca hak veriyorum.Diğer şirketlerinize Türkiye’nin en yeteneklilerini insan kaynağı olarak kolaylıkla alabilirken, en önemli kuruluşlarınızdan olan TÜPRAŞ’ın bundan mahrum kalmasını istemezsiniz; sizin de soyadınız Koç olsa.

ÇÖZÜM NE?

Kocaeli kamuoyu ve TÜPRAŞ’ın kendi açılarından da haklı olduklarını düşündüğüm bir durum söz konusu. Meşhur Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi hem davalıya hem davacıya “sen haklısın, sen de haklısın” diyerek konuya dışarıdan bakmak ve olacağına bırakmak da mümkün değil çünkü Kocaeli için bu gelirin kaybedilmesi çok büyük sorunları da çok kısa süre içerisinde beraberinde getirecek.

Bu noktada çözümü bulmak adına hem kentimizi yönetenlerin, hem de merkezi hükümetin bu tip durumları analiz ederek ortaya koyması gereken çözüm yöntemleri var.

Kocaeli özelinden bakarsak, İstanbul’a bu kadar yakın, ulaşımı rahat ve sanayi kültürü olan bir şehir olmamıza rağmen neden Türkiye’nin en parlak beyinlerinin yaşamak istemediği bir şehir durumundayız? Çünkü kentimizde ne sosyal hayat, ne mesleki gelişim, ne eğitim alanında İstanbul’la bırakın rekabeti; yanından bile geçebilecek bir yaşam yok. Elbette sosyolojik yapının etkilerini yok sayarak yüksek perdeden bunları söylemek kolay ancak işe bir yerlerden başlanabilir. Kaliteli yaşam için gerekli olan sosyal ortamların yokluğunu çözmek; buraları popülizme kurban etmemek ve İstanbul’la sadece iş çerçevesinde değil, kültürel olarak da entegre olabilmek adına uzun vadeli planlar yapılması ve bunlara sonuna kadar bağlı kalınması gerekiyor.

Eski bir Bizans başkentinin üzerine kurulmuş ve aslında nereyi kazsanız tarih fışkıran bir şehir olmamıza rağmen; burnumuzun dibine İstanbul’a gelen milyonlarca kültürel turistin bir tekini bile bu şehre getirecek çalışma onlarca yıldır yapılmadı. Turistin şehre girmesi demek, dünyayla sosyal olarak etkileşime geçmek demektir. Mutaassıplığın duvarlarının çatlaması ve dünyaya entegre olma yolunda organik bir yol açmak demektir.

Bir de meselenin merkezi yönetim boyutu var. Bu konuda Kocaeli’nin iş hayatı STK’larının inisiyatif alarak bazı kanuni düzenlemeler için girişimlerde bulunmaları son derece yararlı olabilir. Üstelik sadece bizim değil, Türkiye çapında birçok kentin de benzer sorunlarına çare bulunabilir. Örneğin büyük şirketlerin farklı şehirlerdeki tesislerinden üretilen katma değerin vergilerinin belirli oranlarda bu şehirlerin vergi dairelerine şube olarak ödenmesi ya da o şehirde çalıştırdıkları personel oranının tüm çalışanlara oranına göre bir hesaplama yapılması gibi düzenlemeler yapılabilir.

İngiltere futbolunda uygulanan; Premiere League’den bir alt lige düşen takımların iki sene boyunca Premiere League yayın haklarından belirli bir oranda pay almaya devam ederek finansal çöküş yaşamalarının önüne geçilmesine benzer bir uygulama hayata geçirilebilir. Taşınan bir vergi dairesi durumunda on sene, yirmi sene daha eski vergi dairesine kademeli olarak %80, %60, %40, %10 gibi oranlarda vergi payı aktarımı zorunlu hale getirilerek; şehirlerin kaderinin şirketlerin idari kararlarına mahkum edilmesinin önüne geçilebilir.

Böylece kendi açısından haklı olan iki tarafın da hakları korunur. Sermaye hürriyetinin önü devlet eliyle kesilmiş olmaz ama aynı anda bir şehirde yaşayan insanların ekonomik standartları ve dolayısıyla yaşam kaliteleri de bir şirketin idari kararıyla allak bullak olmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Cem Yıldırım - 1-Arge taşınmıyor.2-Kocaeli Gazetesi Genel Müdürlük Mecidiyeköye taşınıyor dese ne düşünürsünüz?

Yanıtla . 0Beğen . 2Beğenme 13 Ağustos 15:35

Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?