Yine bayram, yine söyleyeceklerim var

Bugün Kurban Bayramı’nın birinci günü…

Önce “samimi duygularımı” dile getireyim.

Bütün okurlarımın bayramını kutluyor, sağlıklar diliyorum.

Bayram günlerini sevdiklerinizle mutlu ve eğlenceli geçirin.

İzin verirseniz şimdi de “samimi düşüncelerimi” sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her bayramda olduğu gibi bu bayramda da size söyleyeceklerim var.

Her şeyi eleştiriyorum da; bayram günlerini, bayramlardaki davranışımızı neden eleştirmeyeyim?

Temennilerimizin neden işe yaramadığını neden sorgulamayayım?

72 yaşındayım, kendimi bildim bileli bayramlarla ilgili hep aynı şeyleri dinler, aynı sözleri okurum.

Benim yaşımın ötesinde; yüzlerce, binlerce yıldır da hep aynı şeyler söylenir, yazılır.

Nedir bunlar?

Dini bayramlar, yani Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı…

*Birlik ve beraberliğin pekiştiği günlerdir.

*Kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı duygularının paylaşıldığı günlerdir.

*Millet olma şuurunun tadıldığı günlerdir.

*Toplumun manevi zenginlik kaynağıdır.

*Bireyleri ortak duygu ve düşüncelerde buluşturan günlerdir.

*Huzur ve barış ortamının değerini bilerek kötülüklerden uzaklaşma günleridir.

*İnsanlara, iyi davranmayı bir yaşam ilkesi olarak benimsetildiği ve öğretildiği günlerdir.

*Yardımlaşma, dayanışma ve hoşgörü duygularının öne çıktığı günlerdir.  

*Mutluluk ve huzuru, dolu dolu yaşama günleridir.

*Toplumdaki fertlerin birbirlerine sevgi ve saygı ile yaklaşma günleridir. 

*Sosyal dayanışma ve barış bilincini fertlere kazandırma günleridir.

*Dargınların kucaklaştığı, düşmanlık ve husumet duygularının sevgiye dönüştüğü günlerdir.

*Güzel ahlak, dostluk ve barış vurgularının ön plana çıktığı günlerdir.

*Fakir fukaranın halini bilip anlama günleridir.

*Hak, hukuk ve adalete verilen değerin ön plana çıkarıldığı günlerdir.

*Hırsızlık yapmanın, devlet malına el uzatmanın, yetim hakkı yemenin, yalan söylemenin ne kadar günah olduğunun sıkça gündeme getirildiği günlerdir.

Özetle…

*Müslümanların, bir ve beraber olma günleridir.

*Müslümanların iyi ahlaklı insanlar olduğunun, bütün dünyaya ilan edildiği günlerdir.

Yukarıda sıralamaya çalıştığım maddeleri çoğaltabilirsiniz.

Dini bayramlarımızın faziletlerini anlatan klasik ifadeler bunlar…

Şimdi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim

Sevgili okurlarım, lütfen hepimiz, sen ben o, biz siz onlar, elimizi vicdanımıza koyup kendi kendimizi bir sorgulayalım.

Dini bayramların özüne uygun, dini bayramların öğretilerine uygun davranıyor muyuz?

İstisnalar hariç, geneliyle soruyorum…

Sorum, tüm İslam âlemine…

Üç beş gün, bayram boyunca, bazı kurallara uyulsa bile, yaşamımızın özünde bu kurallar var mı?

*Birlik ve beraberlik var mı?

*Kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı var mı?

*Gerçek anlamda millet olma şuuru var mı?

*Başkasının hakkına saygı var mı?

*Adaletli yönetim var mı?

*Yardımlaşma, dayanışma, hoşgörü var mı?

*Yaşama hakkına saygı var mı?

*Düşmanlık ve husumet duyguları körükleniyor mu, yoksa yatıştırılmaya mı çalışılıyor?

*Gayretler toplumsal barış için mi, yoksa toplumsal ayrışma için mi?

*Güzel dinimizi siyasete ve ticarete alet edenlere prim veriyor muyuz, vermiyor muyuz?

*Ahlaksız insanlara yer var mı, yok mu?

*Ahlaksız davranışlara göz yumuyor muyuz, yummuyor muyuz?

Bütün mesele burada!

Yoksa bayram gelmiş…

Birbirimizin bayramını kutlamışız…

“Bayramınız mübarek olsun” demişiyiz…

Ramazansa, orucumuzu tutmuşuyuz…

Kurbansa, kurban kesip dağıtmışız…

Ya sonra?

Dinimizin yasaklarına uymuyorsak…

Yap dediklerini yapmıyorsak…

“İyi bir insan” değilsek…

“Dindar” kisvesi altında “dinci” isek…

Dinimizi siyasete ve ticarete alet ediyorsak…

Önümüze çıkan herkesi “Allah” ile aldatıyorsak…

Emperyalistlerin oyununa gelip birbirimizi boğazlıyorsak…

Oruç tutmanın, kurban kesmenin Allah katında bir değeri olabilir mi?

Bu işte bir terslik var

Sevgili okurlarım, bu işte bir terslik var.

İslam, özünden uzaklaştırılmış.

İslam, siyasallaştırılmış…

İslam, ticarileştirilmiş…

İslam, siyasi ve ticari hokkabazların elinde tanınmaz hale gelmiş.

Baksanıza çevrenize!

Baksanıza İslam âlemine!

Herkes, namaz kılıyor…

Herkes, oruç tutuyor…

Herkes, hacca gidiyor…

Herkes, kurban kesiyor…

Yani herkes şeklen dini kuralları yerine getiriyor…

Ama İslam dünyası bir türlü huzur bulmuyor.

Kan, bizde…

Gözyaşı, bizde…

Birbirini arkadan vurma, bizde…

Cahillik, bizde…

Tembellik, bizde…

Fakirlik, bizde…

Adaletsizlik, bizde…

Yaşama saygısızlık, bizde…

Sevgisizlik ve saygısızlık, bizde…

Ötekileştirme ve ayrıştırma, bizde…

Emperyalistlerle işbirliği yapıp dümenine bakma, bizde…

Şunu söylemek istiyorum

İslam dünyası, bu kafayla bir yere varamaz.

Dinimizin “şeklen gereklerini” yerine getiriyoruz…

Namaz kılıp, oruç tutup, hacca gidip, kurban kesiyoruz…

Gerisine, dinimizin özüne boş veriyoruz.

Sonra da kendimizi “Müslüman” kabul edip, kendi kendimizi eğlendiriyoruz.

Bir zamanlar, “Dini siyasete alet etme” diye bir kavram vardı.

Şimdi artık siyaset de ticaret de dinleştirildi.

Siyaset ve ticaret hokkabazları, artık siyasetin de ticaretin de başına dinimizi koydu.

Halkımızın dini duygularını sömürüp, siyaset ve ticarette yapmadık rezalet bırakmıyorlar.

Baksanıza ortalığa, vıcık vıcık!

Samimi Müslümanlar, artık inancını yaşayamaz oldu.

Son bir şey daha…

Şunu gözlüyorum…

Ramazan ayları da, Kurban Bayramları da, artık zenginlerin ve siyasi güç sahiplerinin “fakirlere gösterisi” haline dönüştü.

Ramazan aylarında zenginler ve siyasetçiler; göstere göstere, fotoğraf çektire çektire, gazetelere servis ede ede fakirlere iftar yemeği veriyor.

Kendi akıllarınca toplumun diğer kesimine üstünlük sağlıyorlar.

Kurban bayramlarında da aynı…

Siz Kurban Bayramı’nda, kurban kesemeyecek durumda olan bir evdeki çocuğun ruh halini hiç düşündünüz mü?

Eskiden “kurban kesemeyen” aile sayısı yok denecek kadar azdı…

Herkes kurbanlık hayvanını kendi beslerdi…

Bu nedenle söylediğim mahzur söz konusu değildi.

Son yıllarda artık “kurban kesebilen” aileler parmakla gösteriliyor.

Bu nedenle kurban kesmek, “gösteri” haline dönüştü.

Bayramları biz hep böyle mi kutlayacağız?

Bayramlar hep “zenginlerin fakirlere gösterisi” şeklinde mi olacak?

Bayramlarda hep iyi dileklerde bulunup, sonuç hüsran mı olacak?

Bir şeyler yapmalıyız.

Bayramları “şekliyle” değil, “özüyle” kutlamalıyız.

Dinimizi “şeklen” değil, “özünde” yaşamalıyız.

Yüzyıllarca bu böyle geldi, ama böyle devam edemez.

Yaptığımız, din diye yaşadığımız, kendi kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.

Bayramın bu ilk gününde, bu yazdıklarımı da şöyle bir düşünün istedim.

Bayramınızı bir kez daha kutluyorum.

Laf olsun diye değil, içtenlikle!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?