Bayram sohbeti…

Benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda yaşadığım dini bayramları unutamıyorum.

Bayram, bayram namazı ile başlardı. Bayram sonrası, cemaatle bayramlaşma olurdu.

Eve gelince, önce aile içi bayramlaşma yaşanırdı. Sonra, sohbet dolu bir kahvaltı yapılırdı.

Kahvaltı sonrası, bayram giysileri giyilir, aile büyüklerinin bir kez daha elleri öpülürdü.

Kurban bayramlarında, konu komşu bir komşu bahçesinde bir araya gelir, kurbanları kesecek kasabı beklerdik. Kurban kesen komşularla  bayramlaşma olurdu.

Kurbanlar kesilir, dağıtılacak parçalar ayrılır ve hemen ihtiyaç sahibi komşulara ve akrabalara dağıtılır, kurban kavurması ile öğle yemeği yenirdi.

Sonra, mahallenin en yaşlısından başlanarak komşu ziyaretleri yapılırdı. Bu ziyaretlerde, büyükler arasında kent ve ülke sorunlarıyla ilgili söyleşiler de eksik olmazdı. Siyasi yaklaşımları farklı olsa da, herkesin düşüncesi saygıyla dinlenirdi.

Çocuklar, topladıkları harçlıklarıyla bayram yerlerine gider, doyasıya eğlenirdi.

Ya günümüzde?

Büyükşehirlerde yaşayan kimi insanlar “memleket” dedikleri il, ilçe ve köylere gidiyorlar, aile, akraba ve eş-dostla bayramlaşıyor, büyük kente çuvallar dolusu erzakla dönüyorlar. Çünkü, özellikle büyükşehirlerde yaşam giderek zorlaşıyor.

Olanakları olan kimileri de bayram tatilini fırsat bilerek tatil beldelerine akın ediyorlar. Son zamanlarda, ekonomik koşullar nedeniyle çoğu insan, yazlığı olan akrabalarında konuk oluyorlar!

Ancak, her bayram karayollarındaki görünür görünmez kazalarla kana bulanıyor, onlarca insanımızı yitiriyoruz.

İstatistikler gösteriyor ki; trafik terörü geçen bir yıl içinde 7 bin 427 kişi yaşamını yitirmiş. Son 10 yıl içinde karayollarında 52 bin kişi yaşamını yitirmiş, 2 milyon kişi çeşitli boyutlarda yaralanmış. Bu yüzden “bedensel engelli insan” sayımız da hızla artıyor.

Seyahatlerimizi “kitle ulaşım araçları” ile, yani deniz ve demiryolu ile neden yapamıyoruz? İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan; “Deniz ve demiryolu ulaşımında başarısız olduk” diyor! Öte yandan; Türk demir çelik endüstrisi temsilcileri, çelik üretiminin artması için demiryolu taşımacılığına ağırlık verilmesini istiyorlar.  Böyle bir ulaşım tercihi “emek yoğun istihdam” artışı sağlayacağı gibi, ülkemizin karayolu altyapı ve akaryakıt giderlerini de etkin şekilde azaltacaktır.

Ülkemiz ağır bir “DIŞ BORÇ” yükü altında.

Bu nedenle, “üretim ekonomisine yatırım” olanaklarımız güdük kalıyor.

 Karayolu altyapısını, yani otoyollarımızı ve köprülerimizi nasıl yapıyoruz? Kendi olanaklarımızla yapamıyoruz! Bu yüzden, yabancı finans sektörünün yüksek faizli kredileri, yerli-yabancı şirketlerin ortaklığında, geçiş ücretleri bu şirketlerce dolar bazında belirlenen, 20-25 yıl işletme ve “geçiş garantili” fahiş maliyetlere boyun eğiyoruz!

İstanbul-İzmir arası 3.5 saate iniyormuş! Bunun için ortalama hızın 150-160 km. olması gerek! Bu ise, mevcut trafik yasamıza göre yasak! Öte yandan, bu otoyolu ve Osmangazi köprüsünü kullanmanın bedeli de hayli yüksek! Yani, karayolu ağırlıklı bir ulaşım siyasetinin bedelini maddi ve manevi olarak çok ağır ödüyoruz!

İşte, bu nedenlerle demiryolu ve denizyolu ile kitle taşımacılığına ağırlık vermeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?