Reklamı Kapat

Emine Erdoğan’ın Girişimi ve Engelli Çocukların Eğitimi

Geçtiğimiz hafta sonu bayrama girme telaşesi arasında, medyada yer alan bir haber kamuoyunda yeteri kadar ilgi görmeden arada kaynadı gitti. Gerçi sosyal mecralarda konu hararetli siyasi tartışmalara malzeme edildi ancak işin o tarafına biraz sonra geçeceğiz.

Kahramanmaraş’ta yaşayan “Siyam İkizleri” Ayşe Tanrıkulu ve Sema Tanrıkulu, aynı vücutta yaşayan ikiz kardeşler. Dünyada çok ender görülen bu durum ilk kez 1811 yılında bugün Tayland olarak bildiğimiz Siyam’da kayda geçiyor. Gebelik sürecinde anne rahminde gelişimleri tamamlanamadan dünyaya gelen Siyam ikizlerinin tek bir bedenleri oluyor ancak iki farklı kişi olarak yaşıyorlar. Bizim fiziksel gelişimi sağlıklı insanlar olarak gerçekten tam anlamıyla ruh hallerini idrak edemeyeceğimiz bir şekilde dünyaya geliyorlar ve hayatlarını sürdürüyorlar.

Üniversite sınavının günümüzdeki adı olan YKS’de bu tek bedende yaşayan iki kız iki farklı kitapçıkla sınava girmişler. Yani önlerine iki soru kitabı, iki cevap kağıdı konmuş. Hatta sınav sonrasında konu TBMM gündemine de gelmiş ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan durumu anlatmış. Kahramanmaraş’ın bir köyünde yaşayan, daha önce hayatında test kitabı bile görmemiş bu iki çocuğun farklı kitapçıklarla sınava girmesi kararını ÖSYM “hukuki olarak iki farklı kişilik, iki farklı kimlik sahibi insanlar oldukları için” gibi doğru bir gerekçeyle açıklıyor. Sınavda biri 140 biri 141 puan alan kızların, farklı okullara yerleştirilmesi durumunda ne olacağıyla ilgili bir konu gündeme geldiğinde sorunun çözümü mümkün değil. Barajı geçemedikleri için bu konu burada kapanıyor gibi olurken devreye Cumhurbaşkanı Eşi Emine Erdoğan giriyor.

Yaklaşık bir hafta kadar önce Emine Erdoğan’ın girişimi üzerine YÖK’e; “bu kızların Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine yerleştirilsin” talebiyle başvuran Rektör Prof. Dr. Niyazi Can çocukları ziyaret ettiklerini, üniversite okuma isteklerinin kendisini çok heyecanlandırdığını aktardı.

BU KONU BİLE SİYASİLEŞTİRİLDİ

Haber yayınlandıktan kısa süre sonra sosyal mecralarda ve özellikle Twitter’da mesele kamuoyu tarafından tartışılmaya başlandığında, hem insanlığımdan utandım hem de ülkemizin içine düştüğü durum sebebiyle çok üzüldüm.

Birçok sosyal medya kullanıcısı konuyu siyasi bir çerçevede ele aldı. Emine Erdoğan bu girişimde bulunduğu için; kendisinin ismini görür görmez irrite olmaya meyyal bir takım insan “sınavı kazanamadıysa niye yerleştiriliyorlar, bu hak yemektir” gibi yorumlarla konuya müdahil oldular ve insanlık dışı yorumlarıyla bu konuyu bile siyasileştirdiler.

Ülkemiz kanunlarında, mevzuatlarında, yönetmeliklerinde daha önce ele alınmamış bir mesele üzerine kişisel inisiyatif elbette devreye girecektir. Bunu yapan Emine Erdoğan olabilir, Sütçü İmam’ın Rektörü olabilir, MHP milletvekili olabilir, YÖK yetkilileri olabilir… İlla ki birilerinin bu meseleyi gündeme getirip ele alması ve bu çocukların hayatları için çok önemli olan kısıtlı süreçte bir girişim yapılması gerekliydi. Yapıldı. Konu bu iki çocuk özelinde çözülmüş gibi duruyor. Ancak muhalefet etmekten başka bir şekilde kendisini ifade edemeyenlerin tutumu gerçekten mide bulandırıcı.

Daha birkaç ay önce tarihi bir yerel seçim yaşadık. Sürekli olarak seçim kaybeden CHP, doğru adaylarla Türkiye’nin önemli şehirlerinin hemen hepsini kazandı. Tarihi bir kırılma noktasıydı. Ancak kitleler bu seçim sürecinden almaları gereken dersleri maalesef almamış gibi duruyor. Başarılı olan adaylar Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun, klasik muhalif tutumlar yerine sorun çözme odaklı, siyaset üstü bir üslupla karşı tarafın seçmenine dokunan, insanı merkeze alan söylemlerinin başarı getirdiğini ne yazık ki kendi seçmenleri bile görememiş.

Kutuplaşma hastalığını muhalefetin lider kadroları aşmayı başarırken ne yazık ki seçmenlerinin bir kısmı aşamamış. Ecevit’in kazanan, Baykal’ın kaybeden siyasetçiler olarak tarihte yer almalarının sebeplerini idrak edemeyen bu bir kısım seçmen kitlesiyle muhalefetin işi zor. Yıllarca tavanını eleştirdiğimiz CHP yerine artık CHP’li tabana eleştiri yöneltmek gerekiyor sanki. Kerhen CHP’li seçmenleri kendilerinden uzaklaştıracak bu tutumlara devam ederlerse, son seçimde aldıkları başarı bir yaz yağmuru gibi gelir geçer.

MUHALEFET DÜZENLEME TALEP ETMELİ

Bu Siyam ikizleri olayı üzerine muhalefetten beklentim konuyu kanuni birtakım düzenlemelerle net bir çerçeveye almak için girişimde bulunmalarıydı. İktidardan memnun olmayan insanların yapması gereken dünyanın tüm gelişmiş memleketlerinde budur. Ancak bizde tipik doğululuk tutumları partiden, ideolojiden, siyasetten bağımsız şekilde herkesin genlerine işlemiş ne acıdır ki.

Bu senelik bir vaka üzerinden konu bir şekilde çözüldü, ancak ilerleyen yıllarda bu tip durumlarda ya da daha farklı dezavantajlı vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların çözümü için iktidar da adım atmaz ve tek bir vakayı çözüp konuyu gündemine almazsa; her seferinde geçici çözümler üretmeye çalışarak bir arpa boyu yol gidemeyiz. Bunu iktidar yapmazsa, muhalefet talep etmeli. Ancak kanaatim konu burada bu şekilde kalacak. Bu tip medyatik olma potansiyeli yüksek bir durum tekrar yaşandığında yine bir takım kişisel girişimlerle konu çözülecek. Sonra tekrar unutulacak.

Siyam ikizleri meselesi aslında ülkemizdeki engellilerin eğitim süreçleriyle ilgili olarak birçok eksiği ve problemi çözmek için bir farkındalık yaratabilirdi. Konu hakkında görüş aldığım bazı uzmanlardan öğrendiklerim sayesinde hem ufkum açıldı, hem de sorunu çözmenin aslında pek de zor olmadığını fark ettim.

Bugün ülkemizde görme engelli çocuklar kabartma harfler olarak bilinen Braille Alfabesiyle hazırlanmış kitaplar kullanarak, normal öğrencilerle birlikte aynı müfredatta okuyorlar. Öğretmen tahtada bir şeyler yazıp çiziyor ve o çocuklar bunları asla anlayamıyor. Şimdi bir daha düşünün, görme engelli bir çocuk üniversiteyi kazanıp başarıyla mezun olduğu zaman aslında ne kadar büyük bir başarı elde etmiş oluyor.

İşitme engellilerde de benzer bir durum var. Ülkemizde bu çocuklara eğitim vermek için gerekli olan işaret dilini bilen öğretmen sayısı çok az. Görme engelliler gibi örgün öğretime devam edemiyorlar. Bazı sivil toplum kuruluşları eliyle meslek sahibi olmaları için yapılan çalışmalar dışında ellerinden tutan yok. Üstelik doğuştan tamamen işitme kaybı olanlar dışında, belli bir oranda işitme kaybıyla dünyaya gelip; uzmanların belli bir süre sonra tamamen işitme yeteneğini kaybedeceğini tespit ettiği çocuklar var. Örneğin 4 yaşında %50 işitme kaybı olan bir çocuğun 16 yaşında tüm işitme kabiliyetini kaybedeceği belirlenebiliyor. Bu süre zarfında bu çocuğu eğittiniz eğittiniz, yapamazsanız iş işten geçiyor.

Bugün Türkiye’de yaklaşık on milyon engelli var. Sayı inanılmaz derecede büyük. Fiziksel engelliler bir şekilde temel duyulara sahip oldukları için eğitim kurumlarının fiziki şartlarında yapılacak iyileştirmelerle örgün eğitim müfredatı içerisinde başarılı olabilirler. Ancak çocukların psikolojik gelişim süreçlerinin tamamlanmadığı küçük yaşlarında, birbirilerine karşı ne kadar gaddar olabildikleri de araştırmalarla sabit olduğundan dolayı; fiziksel engelleri sebebiyle yaşadıkları dışlanma nedeniyle birçok çocuk eğitim sürecinden alabileceği maksimum katkıyı alamıyor.

Bu konuda şahsi kanaatim tüm sorumluluğun tek bir kuruma verilmesi ve doğdukları andan itibaren tüm engelli çocukların ciddi bir envanter çalışmasıyla tespit edilerek tüm eğitim hayatlarının planlanması. Meslek edinmedikleri müddetçe, bu çocuklar anne babaları hayatlarını kaybettikten sonra ortada kalıyorlar, büyük dramlarla hayatları yitip gidiyor. Ancak YÖK bünyesinde bulunan Engelli Öğrenci Komisyonunun yetkileri ve çalışma alanı geliştirilerek çocukların tüm eğitim hayatlarını planlaması gerekiyor. Bugün artık ülkemizin her şehrinde bir üniversite var, hem ilçede en azından bir yüksek okul var.

Sahip oldukları dezavantaja göre müfredatı özelleştirilmiş ilkokul, ortaokul ve liseler oluşturulmalı, hemen her ilçeye bir tane bu eğitim kurumlarından kurulmalı. Doğrudan ilgili şehirdeki üniversitesi bünyesinde özel birimler olarak faaliyet gösterecek bu kurumlar; her bir çocuğun kişisel durumuna göre özel eğitim programını çıkartmalı ve belli bir yaşa kadar meslek sahibi yapabilmeli. Paralimpik spor dallarında yeteneği olanlar bu alana yönlendirilmeli. Aldıkları eğitimin uluslararası geçerliliği olmalı ve tek başlarına hayatlarını idame ettirecek bir altın bileziğe bu çocuklar sahip olmalı. Hem milyonlarca engelli çocuğun hayatı kurtulur hem de atanamayan binlerce öğretmene alacakları temel bir eğitim sonrasında iş alanı yaratılır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Şener saygılı - Emine Erdoğana böyle bir yetkiyi kim verimiş kaldıki buna benzer yüzlercesi var onlar ne olacak hadi bakalım cevap versinde çözümü görelim

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 17 Ağustos 23:20

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?