Kocaeli “sanayi kenti” mi, yoksa devasa bir “işçi kampı” mı?

Yine derdim, depreşti.

Kocaeli’nin “kimliği”ni tartışmaya açmak istiyorum.

Kocaeli, “sanayi kenti” mi?

Kocaeli, “ticaret kenti” mi?

Kocaeli, “turizm kenti” mi?

Kocaeli, “limanlar kenti” mi?

Hangisi?

Nasıl bir kimliği var?

Kendisine yakıştırılan kimliğinin özelliklerini taşıyor mu?

Gelin bu konuları bir tartışalım!

Demagoji yapmadan…

Bazı kalıplaşmış ifadelerin arkasına sığınmadan…

“Bu böyledir” deyip, kestirip atmadan…

Haydi, başlayalım!

Kocaeli’nin en belirgin kimliği…

Kocaeli, hep “sanayi kenti” olarak anılır.

Kitaplar öyle yazar…

Nutuklarda böyle söylenir…

“Sanayi kenti Kocaeli’nde…” diye başlar cümleler.

Fabrika ve işçi sayısı verilir…

Yaratılan katma değerden söz edilir…

İhracat rakamının bilmem kaç ülkenin toplam ihracatından daha fazla olduğu rapor edilir…

“En büyük 100 şirketin şu kadarı bizde” denir…

Vergi tahakkuk ve tahsilatında, şampiyonluğu diğer kentlere bırakmayız, bayrağı hep biz taşırız.

Bizde de, bizim dışımızda da “sanayi kenti” algısı iyice yerleşmiştir.

Peki, Kocaeli “sanayi kenti” mi?

Söylemekle, bir şey olunmuyor.

“Yanlış ve hatalı algı” yaratmakla da…

Evet, Kocaeli’nin dağı taşı ovası her tarafı fabrika.

Evet, Kocaeli’nde on binlerce işçi var.

Evet, Kocaeli’nden milyarlarca dolarlık ihracat yapılıyor.

Evet, verdiğimiz verdi diğer kentlerle mukayese edilemeyecek kadar fazla.

Ama Kocaeli, ne yazık ki “sanayi kenti” değil.

Dünyadaki sanayi kentlerini inceleyin…

Sanayi tesislerinin sahipleriyle ve yöneticileriyle o kent bütünleşmiştir.

Fabrikanın sahibi de yöneticileri de o kentte oturur.

Kentin duyguları vardır, kentin duygularına ortak olur.

Yeri gelir, sevinir…

Yeri gelir, üzülür…

Yeri gelir, gururlanır…

Kentin değerlerini sahiplenir…

Özetle, “kentle birlikte” yaşar.

Kentin sorunları, onun sorunudur.

Kayıtsız kalamaz, sırtını dönemez…

Kentin sosyal yaşamının daima içindedir.

Cenazesinde, düğününde, sanat sergisinde, konserinde…

Restoranında onu görürsünüz, AVM’lerinde onu, eğlencesinde onu…

Kentle bütünleşmiştir.

Bizim sanayicilerin yüzünü gören var mı?

Bizim fabrikaların sahip ve yöneticilerinin durumunu gözünüzün önüne bir getirin.

Herkes kendi çevresini bir gözlesin!

Fabrikaların sahipleri ve üst düzey yöneticileri…

*Tamamına yakını Kocaelili değil, bu nedenleKocaeli’nden çok İstanbul’da oturmayı tercih ediyor. Sabah işegelip akşam evine dönüyor. Alışverişini İstanbul’dan yapıyor, İstanbul’daki restoranlarda yiyip içiyor. Eşi ve çocukları da doğal olarak bütün ihtiyaçlarını İstanbul’dan gideriyor. Kentin sevinciyle, üzüntüsüyle bir ilgileri yok. Kentle duygusal bağları yok. Fabrikaya gelen konuklarını İstanbul’da konaklatırlar. İş yemeklerini İstanbul’da düzenlerler. Personeline iftar yemeklerini bile İstanbul otellerinde verirler.

*Fabrika sahipleri arasında Kocaelili olanlar da var. Burada doğup büyümüşler, burada eğitimlerini almışlar, iş kurmuşlar geliştirmişler… Ama gözleyin, Kocaelili sanayicilerin de büyük çoğunluğu İstanbul’da oturuyor. “Çocuklarının okulu” bahanesiyle İstanbul’a gitmişler, dönmüyorlar. Onların da doğup büyüdükleri kentle fazla bağları yok. Arabalarının plakaları bile “41” değil, “34”! Onları da pek ortalıkta göremezsiniz. Sabah doğrudan fabrikaya gidip, akşam soluğu yine İstanbul’da alırlar.

Böyle “sanayi kenti” olur mu?

Fabrika binası bizde…

İşçiler bizden…

Kirlettiği havası, kirlettiği suyu, kirlettiği toprağı bizim…

Sanayici, kendisi İstanbul’da yaşıyor.

Kocaeli’nin sosyal, ekonomik, çevresel, kültürel ve sportif sorunlarıyla bir ilgisi yok.

Böyle bir tablo karşısında Kocaeli’ne “sanayi kenti” denir mi?

Bu özellikler, evrensel “sanayi kenti” kıstaslarına uyar mı?

Ben hep söylerim, bir kez daha dile getiriyorum:

Kocaeli, “sanayi kenti” değil, devasa bir “işçi kampı”dır!

Fabrikalar var…

İşçiler var…

Hava bizden, su bizden, toprak bizden…

Fabrika sahipleri ve yöneticileri, bizde kazanıp İstanbul’da harcıyorlar.

Bizim duygularımızı paylaşmıyorlar.

Bizimle sevinip, bizimle üzülmüyorlar.

Sorunlarımıza ortak olmuyorlar.

“Ortak tasa” taşımıyorlar.

Bu nedenle onlarca yıldır sorunlarımız azalmıyor, aksine artıyor.

Bir “durum tespiti” yapmak istedim.

Bilmem katılır mısınız?

TÜPRAŞ…

Eskiler bilir.

Bir zamanlar bu kentte…

*Bir “SEKA kültürü” vardı.

*Bir “TÜPRAŞ kültürü” vardı.

*Bir “PETKİM kültürü” vardı.

*Bir “Mannesmann Boru Fabrikası kültürü” vardı.

*Bir “Hereke Sümerbank kültürü” vardı.

*Bir “Sabancı fabrikaları LASSA-KORDSA kültürü” vardı.

Birer birer eksildi, eksiliyor.

Bazıları kapandı, bazıları kentimizi “etki alanından” çıkardı.

İşte en son TÜPRAŞ Genel Müdürlüğü de İstanbul’a taşınıyor.

Bazıları TÜPRAŞ’a “vergi” gözüyle bakıyor.

Ama TÜPRAŞ, salt “vergi” yönünden değerlendirilmemeli.

TÜPRAŞ da tıpkı SEKA gibi, PETKİM gibi, Hereke Sümerbank gibi, Mannesmann Boru Fabrikası ve Sabancı Grubu fabrikaları gibi “Kocaeli Kültürü”nün birer parçasıydı.

Kocaeli’nde sanat, Kocaeli’nde spor, Kocaeli’nde toplumsal diyaloglar, bu kültürlerde yeşerdiler.

İnşallah TÜPRAŞ, genel müdürlüğü İstanbul’a taşıdıktan sonra, kentle kültürel ve sosyal diyaloğunu koparmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

gözcü - sanayi kenti mi? tır parkı mı? sebebi ne demiryolu yük taşımacılığı yok. organize sanayi sitesi yapılmış demiryolu bağlantısı yok. liman yapılmış demiryolu bağlantısı yok....sanayi odası ve ticaret odaları, organize sanayi bölgeleri muhakkak demiryolu sorununu çözülmesi için çaba harcamalı

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ağustos 10:34
01

gözcü - çok güzel bir bakış açısı, çok güzel bir yazı... sendikası ile, işvereni ile maalesef ilimize sahip çıkamadık. Tersane ve belediye çalışanlarını da önemlidir.

Açılan araba fabrikaları kesinlikle işçiyi çok zorluyor.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ağustos 08:31

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?