Reklamı Kapat

Sahi, neresi bu kent merkezi?

Yıl 2008… 10 belde ve 10 köy birleştirildi ve bir gecede “ilçe” olduk! Bu yeni ilçeye isim bulmak hiç de zor olmadı. Kimileri Keltepe, kimileri Kartepe’yi kullanıyordu o dönem. Kelli size yakışmaz denilerek Kartepe ismi bu bölgeye uygun görüldü. 52 mahallenin birleştirilmesiyle oluşan 269 kilometrekarelik coğrafyada ne insani ne de coğrafi dokular uyuşuyordu. Kültürel farklılıklardan lehçeye, sosyal yaşamdan örf ve adetlere kadar her bölge farklılıklar içeriyordu. Elbette bu farklılıklar ilçe olmaya engel değildi, aksine bir zenginlik kaynağıydı. Bunu aşabilmek için birtakım çabalar göstermek gerekiyordu. Bu da başında itibaren yerel yöneticilere düşüyordu. Çünkü bölge insanları “küçük olsun bizim olsun” mantığıyla bugünlere kadar gelmişti. Herkes kendi bölgesine hizmet gelmesini, işe alımlarda kendi mahallesine öncelik tanınmasını istiyordu. Kolay değil yılların alışkanlığını değiştirmek!

Kurucu İlçe Başkanı Şükrü Karabalık yeni olan ilçede müdürlerden başkan yardımcılarına kadar mozaiği doğru ve verimli şekilde yapmaya gayret etti. Bölgesel dağılıma dikkat ederek geçiş döneminde yöneticilik anlamında başarılı sınav vermişti. O dönem tecrübesiz ve insanları tanımayan bir belediye başkanı olsaydı işler daha karmaşık hale gelebilirdi. Yeni ilçe kimliğine ve farklılıklara rağmen başarıyla kurulan ilçenin yüzü sonraki günlerde bir türlü gülmedi!

Kent Meydanı örneğin… Adeta akan su ters çevrilmeye çalışılarak bir meydan oluşturulmak istendi. Hem ulaşım hem lokasyon açısından doğal oluşan meydanlar yerine daha farklı hayallerle bir meydan oluşturulmaya çalışıldı. Düşünülen meydan tamamlanıp, istenen hedefe ulaşıldığında, Kartepe gerçekten bir marka şehir olabilirdi. Ancak bunun için gereken zamanın en az 30-40 yıl olduğunu sanırım herkes tahmin edebiliyordur. Bu kadar beklemek yerine daha farklı hareket edilse ve bu zaman daha verimli kullanılsa hem 30-40 yıl beklemek zorunda kalınmayacak, hem de bugünkü sıkıntılar yaşanmayacaktı. Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim, bir şekilde başlanan projeler yanlış da olsa sonradan doğru adımlarla süreç çok daha verimli işletilebilirdi. Ancak bu da olmadı. Herkes “ben miyim sorumlusu” gibi davranmaya başladı. Kimse sorun çözmenin, buraya kaynak aktarmaya çalışmanın gayreti içinde olmadı. Projeler kitapçıklardan ibaret kaldı. Bir dönem kendiliğinden müteahhitlerin girişimiyle bir yere kadar geldi ancak bugünlerde yaprak kıpırdamıyor. Belediye ve kaymakamlık binası da yangından mal kaçırır gibi bu bölgeye geldi ve işler iyice karışık hale geldi. Bu iki kamu binasından başka bir şey yok! Orada oturanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Dolayısıyla ne bir kafe, ne bir lokanta ne de market bulabilmek mümkün değil! Bırakın bunları, bölgeye giden yol bile neredeyse yok! Otobüs geçiyor ama yine bu konuda daciddi sıkıntılar devam ediyor. Beldelerden ulaşım oldukça zor. Kişinin aracı yoksa buralara gelmesi adeta mucize. Resmen taşıma suyla değirmen döndürülmeye çalışılıyor. Bugün tablo daha da vahim hale gelmeye başladı. Çünkü bu konuda hiçbir umut ışığı yok… Vatandaşı hiç bu kadar karamsar görmemiştim. Kimsenin bir inancı yok! Kartepe’nintıkır tıkır işleyen, bizi diğer ilçelere gebe bıraktırmayan bir ilçe meydanına kavuşacağına olan inanç hiç bu kadar alt seviyeye gelmemişti. Bu işin sonu nereye varacak inanın ben de çok merak ediyorum.

Çalışanlar, çalışmayanlar, kurumlar…

Bir süredir gelen şikayetler üzerine bu yazıyı eklemek istedim. Gelen şikayetleri üç başlıkta toplayalım. Bunlardan ilki belediyede çalışmayan, kaytaran ve aldığı parayı haketmeyenler. Ki bu kategoriye vatandaştan bir şeyler isteyenler de giriyor. Şunu al, bunu ver gibi… Bu söylentiler öylesine yaygın ve sesli konuşuluyor ki, başkan Kocaman’ın ivedi bir şekilde adım atması isteniyor. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde kimseye haketmeden havadan para vermenin diğer insanların haklarına girmek olduğunu sanırım en iyi bir avukat olarak Kocaman biliyordur. Diğer konu ise Sedaş’ın pasif görüntü çizmesi. İlçe genelinde çalışmayan sokak lambalarına müdahale konusunda oldukça şikayet geliyor Sedaş’tan. Bir başka şikayet konusu da İsu... Esasında İsu’nun çok başarılı işler yaptığı konusunda herkes hemfikir. Bu konuda kimse İsu’nun hakkını yemiyor. Ancak sıkıntı yine kurumu temsil eden personelin ihmali, baştan savma iş yapması. Düşünün birçok yerde gider için kanal açılıyor ancak ızgara koyulmuyor. Dolayısıyla dolup taşan kanal da bir işe yaramıyor. Onca masraf ve çaba da çöpe gidiyor. Sorsan altyapı yapıldı, şu kadar para harcandı daha ne yapalım gibi savunmaları görüyoruz her yağmur sonrası. Bazı boru bağlantılarının uygun bağlanmamasından dolayı sıkıntılar yaşandığı da söylenenler arasında. Bu ve benzeri konularda gelen şikayetler bu kurumların başarısına da gölge düşürüyor. O yüzden daha dikkatli ve planlı çalışmak gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Altınkaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?