Almanya’da yeni bir başlangıç

Yazıma başlamadan önce, ülkemin ve dünyanın her yerindeki tüm Türk kardeşlerimin geçmiş 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ve Türk milletinin doğum günü olan bu değerli gününü kutlar; aziz şehitlerimize rahmet dilerim.

Yeni bir ay ve yeni bir yazımla yeniden sizlerleyim... Yazılarımı takip edenler, yaklaşık 2 yıl kadar Polonya’da yaşadığımızı bilirler. Geçtiğimiz ay Polonya’ya veda ederek, yeni bir hayata “merhaba” dedik! Haliyle bu süre zarfında başka bir ülkeye taşınma sürecindeydik. Daha önceleri birçok defa turist olarak bulunduğumuz ülkeye, şimdi çalışmak ve de yaşamak için gelmiş bulunmaktayız. Amerika’dan sonra dünyanın en çok göç alan ülkelerden birisi olan, Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomisine sahip, eskiden beri “şairlerin ve düşünürlerin ülkesi” olarak adı geçen, yeşilliği ve ormanlarıyla bilinen, sağladığı sosyal imkanları ile insanları cezbeden, muhteşem ihtişamı ile hala daha ayakta duran Ortaçağ mimarisi ile keşfedilmeyi bekleyen birbirinden güzel şehirleriyle ünlü Almanya’ya taşındık. Bundan sonra yazılarımı, Almanya’nın Frankfurt (Main) şehrinden yazacağım. Bu yazıma da sizlere önce Frankfurt’u tanıtarak başlamak istiyorum.

Frankfurt’u Tanıyalım

Frankfurt, Main Nehri kıyısına kurulmuş olan Hessen Eyaleti’nin en büyük; Almanya’nın ise Berlin, Hamburg, Münih ve Köln’den sonra beşinci büyük şehridir. Yüzölçümü, 248.31 kilometre karedir. Nüfusunun dörtte birini yabancı uyruklu vatandaşlar oluşturmaktadır. Main Nehri üzerinde (Ren Nehri'nin bir kolu), Offenbach am Main ile yerleşim oluşturur ve kentsel alanı 2.3 milyon nüfusa sahiptir. 1562’den itibaren bu şehir, Kutsal Roma - Germen İmparatorluğu’nun taçlandırma şehri, 1945’ten beri de Hessen Eyaleti’nin şehri olmuştur. Dolayısıyla da Ortaçağ’dan beri Almanya’nın en önemli kent merkezlerinden biri olmuştur ve günümüzde de bu yerini korumaktadır. Frankfurt sadece Almanya’da değil; Avrupa çapında da önemli bir finans, kültür, sanat, eğitim, ulaşım, turizm, hizmet için küresel bir merkez olmasıyla birlikte “Alpha World Cities (Alfa Dünya Şehirleri)” olarak adlandırılan tek Alman büyükşehridir. Liverpool Üniversitesi’nin araştırmasına göre kişi başı satın alma gücü paritesine göre Avrupa’nın en zengin kenti sayılmaktadır. 2008 yılı Mercer yaşam standartları yönünden Dünya’nın en yaşanabilir kentleri sıralamasında 7. sıradadır.

Frankfurt'un diğer bir özelliği ise Avrupa'nın en yüksek gökdelenlerine sahip olmasıdır. Şehir; Avrupa Merkez Bankası’na, Almanya Merkez Bankası’na, Frankfurt Borsası’na, Deutsche Bank, ING Bank, VTB Bank (Europe) SE, Commerzbank, DZ Bank gibi birçok büyük bankalara ev sahipliği yapmaktadır ve bu sebeple Avrupa Kıtası’nın ana finans merkezidir. Aynı zamanda da bir fuar merkezidir. Messe Frankfurt, dünyadaki en büyük fuarlardan biridir. Merkezi konumu sayesinde Frankfurt Havalimanı, Merkez Tren İstasyonu ile Frankfurt, bir kesişim nokası ve dünya çapında en yoğun otoyol ağına sahip olmasıyla Avrupa'nın en önemli trafik düğüm noktalarından da biridir. Buna rağmen, şehirde yükselen gökdelenlerin görünümü rahatsızlık vermemektedir. Klasik Alman mimarisi tarzında yapılmış binalar ile gökdelenler, şehirde birbirleriyle farklı bir uyum halindedirler. Klasik ile modernin böylesine uyum içinde olduğu ve göze batmadığı nadir şehirlerdendir.

Frankfurt, Goethe Üniversitesi, UAS, FUMPA ve Frankfurt Finans ve İdare Okulu gibi yüksek lisans okullarını içeren etkili eğitim kurumlarına ev sahipliği yapmaktadır. Ünlü kültürel mekanları arasında konser salonu Alte Oper (Eski Opera), Avrupa'nın en büyük İngiliz tiyatrosu ve birçok müze yer almaktadır. Birçok sayıda müzeye ve galeriye ev sahipliği yapmasından dolayı “Sanat Şehri” olarak ulusal bir ün kazanmıştır. Bu şehirde 26 tane müze, 9 tane tiyatro ve çok sayıda da sanat galerisi vardır. Her yıl 2 milyondan fazla kişi, şehirdeki yaklaşık 60 sergi merkezini ziyaret etmektedir. (Kaynak 1’deki linkten müze ve tiyatrolara ulaşabilirsiniz.) İstanbul ile yüzölçümü olarak kıyaslandığında şu küçük şehirdeki tiyatro, müze, sergi sayısına bakar mısınız? Kültür ve sanat anlamında da Frankfurt Belediyesi, Almanya’daki en yüksek bütçeli belediyedir. Bu noktada; daha önceki yazılarımda hep dile getirdiğim kültür ve sanatın önemi, birkez daha önümüze çıkmış oldu. Kültür ve sanata önem verildiği takdirde o şehir, aynı Frankfurt gibi birçok yönden hem dünya genelinde, hem de Avrupa genelinde en önemli merkez haline gelir! Adına ve güzelliğine şiirler yazdıran, dillere destan olan İstanbul’a bakıp da hayıflanmamak elde değil... “İstanbul gibi eşsiz konuma sahip, asırlardır imparatorlukların başkenti olmuş böylesine bir şehri, dünyanın kültür ve sanat merkezi haline getirmemiz gerekmez mi?”, “bu güzel şehri betona gömerek aslında geçmiş tarihe ve geleceğimize saygısızlık ve ihanet etmiş olmuyor muyuz?” gibi sorular aklımı kurcalıyor. Konumuza dönecek olursak, Frankfurt’ta keşfedilecek çok sayıda güzel cafeleri ve sokakları bulunmaktadır. Kısacası, her yönden tam anlamıyla dolu dolu bir şehirdir.

Almanya’ya Nasıl Geldik?

Şehri size şimdilik kısaca tanıttıktan sonra Almanya’ya neden ve nasıl geldiğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yurtdışında yaşama hayali olan ve gelmek isteyenlere de umarım yol gösterici ve yardımcı olur.

Polonya’da hiç şüphesiz, bulunduğumuz süre içerisinde çok fazla deneyim elde ettik ve yaşadığımız her an bize çok şey kattı. Kısa zamanda kendi ülkemizden çok daha kolay ve hızlı yol kat ettik. Tüm bunlar biraraya gelince hayat, karşımıza yepyeni bir yol çıkardı! Polonya’daki halihazırdaki konumumuzdan daha da iyi şartlarda bir fırsat çıktı karşımıza ve hem geleceğimize artı katmak, hem de yeni deneyimler yaşamak için bu teklifi kabul ettik. Yaklaşık 3 ay süren mülakatlardan ve kısa süren vize sürecinden sonra iş üzerinden Almanya’ya geldik. “Kısa süren vize süreci” diyorum; çünkü 1,5 günde Almanya için çalışma vizesi çıkan şanslı insanlardanız. Evet, yanlış duymadınız; 1, 5 gün ve 48 saat dolmadan. Tabii; bunda özellikle evrakları tam ve eksiksiz hazırlamamızın artı evrak hazırlık sürecinde sıkı çalışmamızın, bize vize sponsoru olan şirketin büyüklüğünün de etkisi olduğu kanaatindeyim.

Bu noktada aklınıza şöyle bir soru gelebilir: “Ee siz, zaten Polonya’dasınız ve Polonya da Avrupa Birliği ülkesi; sizin vizeniz / oturum kartınız var, neden tekrar Almanya için vizeye başvurdunuz?”, “Vize için Türkiye’den mi başvurdunuz?”, “Blue Card vizesi için eşlerden istenen dil sertifikasını nasıl hallettiniz?” gibi sorular gelebilir ki; bu soru en sık sorulan ve en merak edilen sorulardandır. Bu soruları çok kafa karıştırmadan şu şekilde anlatmak isterim:

  • Her Avrupa Birliği ülkesinin çalışma / oturum izni, o ülke için geçerlidir. Evet; bizim hala daha devam eden Polonya için çalışma / oturum vizemiz (D tipi) var. Bu vizeyle diğer tüm Avrupa Ülkeleri’ne seyahat edebiliyoruz. Gittiğimiz Avrupa ülkesinde de maksimum 3 ay yaşayabiliyoruz; fakat 3 ay (90 günden) fazla konaklamalar için o ülkenin çalışma / oturum iznine ihtiyaç vardır. Yani; Polonya’daki çalışma / oturum izni ile Almanya’da çalışıp oturamaz, aynı şekilde Almanya’daki vizeniz / izniniz ile de Polonya’da çalışamazsınız. Dolayısıyla, o ülkedeki haklarınızı bir kenara bırakıp yeniden vize almanız gerekmektedir. (Avrupa’da süresiz oturum hakkı elde etmiş olanlar, konu dahilinde değildir.)
  • Almanya için vizemize (Blue Card) Polonya’dan başvuru yaptık, bunun için Türkiye’ye gitmek zorunda kalmadık. (IT, yazılım, bilişim alanlarından mezun olup da bu alanda çalışanların alabildiği vizedir, Blue Card ve diğer çalışma vizelerinden daha ayrıcalıklıdır) Siz de bulunduğunuz ülkeden başka bir ülkeye gidiyorsanız, Türkiye’ye gitmeden bu işlemlerinizi halledebilirsiniz. Bunun için bulunduğunuz ülkede geçerli bir vizeniz / oturum kartınız olması gerekmektedir.
  • Eşim de, ben de IT (Information Technology / Bilgi Teknolojileri) sektöründe deneyimi olan ve bilgisayar mühendisi olan çiftiz. Mühendisler ve Doktorlar, “yüksek nitelikli göçmen (high skilled migrant)” olarak geçmektedirler (bu gruba giren başka meslek grubu var mı, bilgim yok). Bu gruba dahil olanlardan ve eşlerinden Almanya’ya gelirken dil sertifikası istenmemektedir. Bu gruba dahil olmayan meslek gruplarındaki kişilerden ve eşlerinden dil sertifikası istenmektedir.

Vizemiz kısa sürede onaylandıktan ve vizemizi aldıktan sonra, taşınma sürecine girdik ve Ağustos sonunda Almanya’ya taşınmış olduk. Varşova’dan Berlin’e trenle, Berlin’den de Frankfurt’a uzanan güzel bir tren yolculuğumuz oldu!

Almanya’ya Gelindiğinde İlk Yapılması Gerekenler

Almanya’ya geldiğinizde yapılacak ilk iş, bulunduğunuz bölgenin belediyesine önceden aldığınız randevu ile gidip ikamet kaydı yaptırmanızdır. İkamet kaydı yaptırmadan banka hesabı açamaz; banka hesabınız olmadığı için de ev kiralayamaz ve faturalı telefon hattı / internet hattı vs alamazsınız. O sebeple ilk ve en önemli işiniz, belediyeye adres kaydı yaptırmanız ve Almanya’nın vergi sistemine dahil olmanız olacaktır! Belediye kaydınız sırasında işleminizi yapan memur, size dini inancınızı soracaktır; bunu ırkçılık veya olumsuz anlamda kesinlikle anlamayın ve dini inancınızı da söylemekten çekinmeyin. Eğer Müslüman olduğunuzu belirtmezseniz, bulunduğunuz bölgedeki kilise vergisi her ay maaşınızdan kesilir. Avrupa’da kiliseler ve din görevlileri, maaşlarını devletten almazlar ve ülkemizdeki gibi düzenli maaşa tabi değildirler; halkın verdiği vergilerle veya bağışlarla ayakta kalırlar. Eğer ilgili bölgedeki kiliseye giden olmazsa o kilise kapanır ve o yer, kütüphane gibi halka yararlı bir hale dönüştürülür.

İkamet kaydınızı yaptırdıktan sonra ise banka hesabı açtırmanız ve sonra da ev arama işlemlerine başlamanız gerekecektir. Biz, ilk 1 ayımızda şirketin bize sağladığı geçici dairede konakladık ve biraz daha stressiz başlamış olduk buradaki hayatımıza. Almanya’ya geldiğinizde sizin en çok zamanınızı alacak olan şey, ev arama süreci olacaktır. Almanya’da ev bulmak, iş aramaya benziyor ve biraz meşakkat gerektiren bir süreçtir. Türkiye’deki gibi kiralamak istediğiniz evi “bu evi beğendik, tutuyoruz” demekle olmuyor. Siz, evi değil; ev sahibi sizi seçiyor. Çoğu ev sahibi emlakçılarla çalışıyor (emlakçıya Türkiye’deki gibi kiracı olarak komisyon vermiyorsunuz) ve kiralık daireleri dolaşırken emlakçının size verdiği randevu saatinde evi görebiliyorsunuz. Bazen evi görmeye gelen sadece siz olmuyorsunuz, ev randevuları genelde 10 - 15 kişilik grup randevusu şeklinde olmaktadır. Beğendiğiniz evi kiralayabilmeniz için aşağıdaki evrakları Almanya’ya gelmeden önce bulunduğunuz ülkede hazırlayıp gelmeniz gerekir ki; ev arama süreciniz sıkıntılı olmasın. Almanya’ya gelmeden önce bunu araştırıp Polonya’da bu belgelerin hepsini hazırlayarak geldik ve ev arama sürecinde hiç zorluk yaşamadık. Çok şükür ki; kısa süre içinde de ilk beğendiğimiz evi tuttuk.

  • 3 aylık maaş bordronuz
  • 3 aylık banka hesap dökümünüz
  • Kredi notunuzu gösteren belge
  • Eğer geldiğiniz ülkede kiracı iseniz ev sahibinizden evinde kaldığı tarihi belirten, tüm kirayı ödediğinize ve ev sahibine borcunuzun olmadığını belirten yazılı ve imzalı bir kağıt.

Almanya’da ev arama sürecinizde ise ihtiyacınız olan ev arama sayfalarının linkleri ise şu şekildedir: https://www.immowelt.de/ , https://www.immobilienscout24.de/ , https://www.immonet.de/

Almanya’ya Nasıl Gelinir?

Almanya dahil diğer Avrupa ülkelerine hangi yollarla gelineceği konusunu daha önce yazmış olduğum “Yurtdışında Yaşamak (2. Bölüm)” adlı yazımda yazmıştım. Onları tek tek yeniden yazmayacağım; fakat en kıymetli ve geldikten sonra da en rahat işlemlerinizi halledeceğiniz seçenek, iş bularak gelmektir. Yani, işvereninizin size vize sponsoru olması gerekmektedir. Almanya dahil, diğer Avrupa ülkeleri kendilerine katmadeğer sağlayacak, ülkelerine gelip de kendilerine yük olmayacak insanları talep etmektedir. Siz de IT alanında deneyim sahibi iseniz ve kariyerinizi Almanya’da devam ettirmek istiyorsanız linkedin, xing, stepstone gibi kariyer sitelerinden başvurularınızı yapabilirsiniz.

Bir diğer seçenek ise 1 Ocak 2020 ile yürürlüğe girecek olan nitelikli iş gücü göçünü kolaylaştıran yeni göç yasasıdır. Bu yasaya göre bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin kalifiye vatandaşları, iş aramak için Almanya’ya gelebilecektir. Daha önce de böyle bir yasa vardı; fakat kaldırılmıştı. Şuan Almanya’nın 1,5 milyon iş gücü açığı var ve bu göç yasası tekrar gündeme getirilerek Federal Meclis’te onaylanmıştır.

Bu yasayla değişen şudur: eğer IT, yazılım ve bilişim gibi “en fazla aranan meslek grubu”ndan değilseniz ya da mesleğiniz de Almanya’da “kalifiye” bir meslek değilse, işveren iş ilanı açtıktan sonra önce kendi ülkesinden uygun bir aday bulup alıyor, kendi ülkesinde bulamıyorsa diğer Avrupa ülkelerinden uygun bir aday buluyor, o da yoksa diğer ülkelerden istediği kriterlere uygun aday alabiliyor. Şirketler, kendi ülkesi dışından adam aldığı zaman ilgili makamlara bunun nedenini açıklamakla yükümlüdür. Bu yeni göç yasası ile bu zorunluluk ortadan kalkmaktadır ve üstelik, her meslek grubuna sahip olanlar bu yasadan yararlanabileceklerdir.

Almanya Yeni Göç Yasası; üniversite eğitimini tamamlamış veya üniversite eğitimini tamamlamadığı halde meslek sahibi olduğuna dair sertifikası istipat eden, Almanca’yı iyi bilen ve bunu belgeleyebilen (B1 - C1 arası), yani Almanca dil sertifikasına sahip olan kişilerin Almanya’da 6 ay boyunca iş aramasına olanak sağlamaktadır. Bu demek oluyor ki; Türkiye’den iş ilanlarına başvurmak yerine, Almanya’ya iş arama vizesi ile gelip buradan işlere başvurabilirsiniz. Ayrıca 6 ay boyunca Almanya’da tüm masraflarınızı karşılayabileceğinizi belgelemeniz gerekiyor. Bunun için de bu süre boyunca sizin masraflarınıza ve geçinmenize yetecek parayı bloke hesaba yatırmanız istenmektedir. Bu miktar, ortalama 4.400 - 4.500 Euro gibi bir tutardır. Bu parayı Almanya’ya geldiğiniz zaman Almanya’daki bankalardan birine yatırıp paranızı her ay buradan kullanabileceksiniz.

Yukarıda bu yasa ile ilgili öğrenebildiğim detayları sizinle paylaşmaya çalıştım. Almanya’ya gelmek isteyenler bu yasadan yararlanabilirler ve Almanca kursuna şimdiden gitmeye başlayabilirler. Çünkü; emin olmanız gereken bir nokta var ki; Almanya’da yaşamınızı sürdürmek ve kalıcı olmak istiyorsanız Almanca’yı mutlaka öğrenmeniz gerekmektedir. Ayrıca size naçizane tavsiyem, Almanya’da yapmak istediğiniz iş dalının hangi şehirde daha çok arandığını önceden araştırmanızda fayda olacaktır. Örneğin, finans sektöründe çalışan birisiyseniz Frankfurt’u seçmeniz gerekirken ağır sanayi veya metal işleri ile uğraşıyorsanız Münih gibi araba fabrikalarının ağırlıkta olduğu şehirleri seçmenizde yarar vardır.

Bir sonraki ay, yeni yazımda tekrar buluşuncaya dek sevgiyle kalın...

* Kaynak 1: https://www.frankfurt.de/sixcms/detail.php?id=5021810

* Kaynak 2: https://en.wikipedia.org/wiki/Frankfurt

* Kaynak 3: https://www.deutschland.de/tr/topic/ekonomi/uzman-eleman-gocu-yasasi-almanyada-calismak

* Kaynak 4: https://youtu.be/RrZSiwpLv-Y

* Kaynak 5: https://youtu.be/X7C5NslhqKE

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Pınar Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Feridun Güray - Teşekkürler. Almanya' ya çalışmak için gideceklere rehber olacak bir yazı.Ben çalışma çagı dışındayım ama merak ettiğim birçok çok şeyleri öğrendim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Eylül 09:57

Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?