Reklamı Kapat

Anlamayan kafalara! 100 yıl önce Cumhuriyet için böyle yola çıkmıştık

Bugün, Türk tarihi için çok önemli bir gün.

100 yıl önce, 4 Eylül 1919’da, bağımsızlık savaşımızın ve Cumhuriyetimizin temelleri Sivas’ta atıldı.

Atatürk, tam 108 gün milli mücadeleyi Sivas’tan yönetti.

Milli mücadelenin Ankara’dan önceki karargâhı Sivas’tı. 

4-11 Eylül arasında Sivas’ta yapılan kongre, ulusumuzun kaderini değiştirdi, Türk milletini yeryüzünden silme arzusuna “şamar” oldu.

Kongrede alınan kararlarla, bağımsızlık yolunda savaşacağımızı tüm dünyaya ilan ettik.

Bu nedenle bugünü, 4 Eylül’ü, iyi anlamamız ve iyi anlatmamız gerekiyor.

Anlamayan kafalara, anlamak istemeyen gericilere, her gün namaz kılıp oruç tutup haccını ve umresini eksik etmeyip Allah’tan korkmayanlara, varlığını Atatürk’e borçlu olduğu halde ulu önderimizin ismini ağzına almaktan çekinenlere;  4 Eylül Sivas Kongresi’nin önemini ve Mustafa Kemal’i iyi anlatmalıyız.

Ne kadar gariptir ki, 100 yıl önce, ülkemizi parçalayıp paylaşmak isteyen yabancı düşmanlarla mücadele ediyorduk, onların üstesinden geldik, bugün karşımızda “yerli hainler” var.

Bu ülke, bu vatan gökten zembille indi (kendiliğinden ortaya çıktı) sanıyorlar.

100 yıl önce nasıl yola çıktık?

Mutlaka okumuşsunuzdur, ama ben yine de Mustafa Kemal Atatürk’ün Sivas Kongresi açılış konuşmasını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilgilerimizi yenileyelim.

“Muhterem Efendiler: Yurdun ve ulusun kurtuluşunu amaçlayan zorunlu nedenler, sizleri bunca sıkıntılar ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. Yiğitçe davranışlarınızı kutlar, hoş geldiniz demekle, mutluluğumu açıklarım.

Efendiler; Bilinmektedir ki, ulusların insanca haklarına dayanan, söz vermeler üzerine 30 Ekim 1918’de İtilaf devletleri ile bir antlaşma yapıldı, ulusumuz, hakça bir barışa kavuşacağını umdu. Oysa bu antlaşma hükümleri, bütün yurdumuza ve ulusumuza karşı, kötüye kullanışlarla, baskılarla, zorlamalarla uygulanmaya başlandı. İtilaf devletlerinden yüz bulan ülkemiz Hıristiyanları ulusumuzun onuruna dokunan çılgınca davranışlara giriştiler. Batı Anadolu’da İslam’ın namusu uğruna koruması gereken kutsal yerlerine kadar sokulan Yunan zalimleri İtilaf devletlerinin hoşgörüleri üzerine canavarca kötülükler yaptılar.

Doğuda Ermeniler Kızılırmak’a kadar genişleme hazırlıklarına giriştiler, şimdiden sınırlarımıza kadar dayanıp toptan yok edip öldürme politikasını gütmeye başladılar. Karadeniz kıyılarımız da Pontos Krallığı hayalinin gerçekleştirilmesine çalışıldı; Adana, Antep, Maraş ve Konya yakınlarına kadar gelen işgalciler Antalya’ya da girdiler. Trakya’da işgal bölgesi içine alındı. Saltanat tahtının yeri ve halifeliğin merkezi olan İstanbul ise, hükümdar saraylarının içine kadar eline düştü. Bütün bu haksız saldırışlara karşı İstanbul’daki hükümet, belki tarihte bir benzeri daha görülmemiş bir katlanma ile sustu; her zaman için güçsüz, kararsız, dermansız kaldı. İşte bu haller ulusumuzu silkinip uyanmaya sürükledi. Artık ulusumuz pek güzel anladı ki, itilafçı devletler bu yurtta kutsal varlıklarına ve ulusal kaderine sahip çıkacak bir gücün, bir isteğin olmadığına iyice hükmetmişler ve akıllarına geleni işlemişlerdi. Bu yersiz sanı yüzündendir ki cansız bir ülke, kansız bir ulus neleri hak etmişse hepsini hiç çekinmeden uygulamaya koyuldu. Buna karşı boyun eğip teslim olmuş görünmek, tam çöküntüden başka bir sonuç vermeyecektir.

Efendiler; Ulusumuzun sizler gibi uyanık ve şerefli kişileri, görünüşün kaygılı karanlıklarından umutsuzluğa düşmediler, çünkü onlar bilirler ki, tarih bir ulusun varlığını hiçbir zaman inkâr edemez, çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanırlar ki haksız bir görüşle yurdumuza ve ulusumuz karşı verilen hükümler, ortaya sürülen kanılar, er geç iflas edecektir.

Efendiler; İtilaf devletlerinin haksızlıkları ile İstanbul hükümetinin güçsüzlüğü ve haksızlığı karşısında ulusumuz, varlığını belirtmek ve bu saldırılara karşı namusunu ve bağımsızlığını korumak gerektiğine hükmetmek zorunda kaldı. Bilindiği gibi doğuda geçen savaşın her türlü kaygısını çekmiş ve hele Ermenilerin vahşice zulmüne uğramış, yaslı sınır illerimiz ulusal bağımsızlığı, ulusal onuru kurtarmak amacı ile Müdafaa-i Hukuk-u Milliye (Ulusun Haklarını Savunması) gibi dernekler kurdular, doğudan ve güneyden gelecek tehlikeyi sezinleyen Diyarbakır ilimizde de Müdafaa-i Vatan (Yurt Savunması) derneği kuruldu.

Batıda Yunanlıların saldırısı göz önünde tutularak kurulmuş olan (Ulus Haklarını Savunma Derneği) Yunanlıların topraklarımıza ayak basması üzerine buraları Yunanistan’a katma düşüncesini reddetmek için ayaklandı.

Trakya’da ve Kilikya (Çukurova)’da ulusal dernekler kuruldu, kısacası doğu ve batıdan yükselen ulusun sesi Anadolu’nun en uzak köşelerinde bile yankı buldu. Böylece ulusal dernekler düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek direnci ile ulusal bilincin şahlanmasından doğmuş birer eşsiz kuruluş oldular. Bu yolla yüzyıllardan beri bağımsız yaşayan ulusumuz varlığını dünyaya göstermeye başladı.

Efendiler; Ulusça kurtuluş çaresinin ancak kendi içinde kendi gelişmesinden doğacağı kanısı gerçekleşince, belli tehlikeler karşısında bulunan Doğu Anadolu illeri Erzurum Kongresi’ni toplantıya çağırdı, bu sırada idi ki yapılan yazışmalar, ortaya çıkan olaylar ve kendini gösteren gerçekler karşısında bütün yurdun bir bütün halinde kurtuluşunu amaç edinen Sivas Kongresi, bugün sayın topluluğumuzun kurduğu bu genel kongre, daha 21 Haziran 1919 tarihinde kararlaştırıldı.

Efendiler; Burada büyük bir üzüntü ile yüce topluluğunuza bildirmek zorundayım ki ülkenin ve ulusun kutsal varlıklarını korumakta güçsüzlükten, miskinlikten başka bir şey göstermemiş olan İstanbul hükümeti, ulusu hep yenilmiş, bitmiş göstermek gibi düşmanlarımızın çıkarına işleyen aykırı davranışlarda ancak gücünü gösterebildi. Bu hal ulusal tarihimizde elbette İstanbul hükümeti hesabına lekeli bir sahifedir.

Teşekkür olunur ki, efendiler, ulus ve ulusal gücün tam dayanağı olan şerefli ordumuz o hükümeti uyarmakla birçok büyük zarar da önlenmiş oldu, yine de bu halin ulusal davranışta birçok gecikmelere ve duraklamalara sebep olduğu unutulamaz.

Hatırlarda olacak ki, Sivas Genel Kongresi’ni şereflendirmeleri için 22 Haziran’da yapılan çağrıda, Erzurum Kongresi’nden söz açılarak orada 10 Temmuz’da toplanılacağı belirtilmişti. Batı Anadolu delegelerinin o zamana kadar Sivas’a ulaşabilecekleri sanılıyordu. Böylece Erzurum Kongresi üyelerinin de Sivas’taki toplantıya katılabilecekleri düşünülmüştü, oysa Sivas’ta toplantı ancak bugün gerçekleşebildi, aradan bir aydan çok zaman geçti, bu uzun süre içinde Erzurum Kongresi Delegelerini bekletip durmaktan ise, herkesin kavrayıp katıldığı amaçlar ve esaslar üzerinde konuşulup kararlara varılması uygun düştü ve sonradan delegelerin seçildikleri yerlere dönüp alınan kararları uygulamaya girişmeleri yeğ görüldü. Erzurum Kongresi ve dolayısıyla Doğu Anadolu adına Sivas Kongresi’ne katılmak üzere (Heyet-i Temsiliye) diye yetkili bir toplulukta seçilip görevlendirildi.

Erzurum Kongresi’nin bildirisinden ve tüzüğünden başka gizli kalmış hiçbir karar yoktur. Yalnız Sadrazam Ferit Paşa’nın Paris gezintisinden sonra yayınladığı, Anadolu’da karışıklık olduğunu bildiren genelgesi büyük üzüntü ve tiksinti ile okunmuş, gerçeğe uymayan ülkenin ve ulusun çıkarlarına zarar veren bu bilgisizce bildirinin hemen tekzibi kendisinden şiddetle istenmiştir. İstenen bir şey de milletvekilleri seçiminin çabuklaştırılmasıdır. Erzurum Kongresi yalnız Doğu Anadolu delegelerinden kurulu olduğu için yetkisini bu çevre içinde sıkışmış görmekle yetinmiştir. Ancak Batı Anadolu ve Rumeli delegelerinin katılması ile verilebilecek yetki ve tüm bir yetkinin kullanılmasını sizin sayın topluluğunuzun gerçekleşmesi koşuluna bağlı gördü, bu yüzdendir ki Doğu Anadolu’da ulusal derneklerin birleşmesinden doğan topluluğa ad koyarken “Doğu Anadolu” deyimi kullanılmıştır. Durup dururken Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ya da Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adlarını kullanmak ve bütün Ulusun hakları adına kendi kendini yetkili görmek doğru olamazdı, böyle yapılsa idi İstanbul’da olduğu gibi 5-10 kişinin bir araya gelerek bütün ulusun yetkili vekilleriymiş gibi asıl yetki sahibi ulusla ilgisiz davranışları bir bakıma tekrarlanmış olurdu.

Bununla birlikte efendiler, Erzurum Kongresi bütün ülkenin ve ulusun birleşip anlaşması uğruna, Doğu Anadolu illerinin başka illerimizle her zaman işbirliğine hazır olduğunu belirtmeyi kararlarının başında saymıştır. Elbette yüce varlığınızla kurulmuş bulunan bu Sivas Kongresi, yurdumuzun ve ulusumuzun bölünmez bir bütün olduğunu gerektiği gibi ortaya koyup ispatlayan kararları alacak, esasları koyacaktır.

Efendiler; Millet Meclisi’nin toplanması için öteden beri gösterilen ulusal dilekler karşısında İstanbul Hükümeti’nin daha ilk günden baştan savma davranışları, sorunları Anayasaya aykırı inatçı direnişleri son günlerde ulusal akımın etkisi ile çok gevşemiş, durumdadır. Seçimler için emir de verildiğini biliyorsunuz, bunun gerçekleşmesi, Tanrı’nın izni ile sizin davranışlarınız ve direnişleriniz ile sağlanacaktır. Ancak, seçim başlayıp bitmeden önce, bir ya da birkaç yabancı memleketin mandasını kabullenmek gibi doğrudan doğruya yaşayışımız ve bağımsızlığımız la ilgili bir olupbittiye gidilmek söz konusudur.

Ulusal Meclis’in daha toplanmamış olduğu bir sırada yabancıların kuşatıp sıkıştırdığı, bağımsızlığını yitirmiş İstanbul Hükümeti’nin tek başına uygunsuz bir karar alması ya da ulusal dileklere uymayan yabancı önerileri hoş görüp kabullenmesini hesaba katarak Erzurum ve Sivas Kongrelerinin birbiri ardı sıra birbirinden daha yetkili, toplanmış olması herhalde iyiliğin ve esenliğin müjdecisidir. Sözlerime son verirken, yurdun ve ulusun kurtuluş ve yükseliş amacına bağlı olan topluluğumuzun hayırlı ve başarıya ulaşmasını Yüce Tanrı’dan dilerim.”

Kongrede alınan kararlar şöyle:

Başta manda ve himaye olmak üzere önemli tartışmaların yaşandığı kongrede şu kararlar alındı: 
*Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.

*Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.

*İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.

*Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.

*Manda ve himaye kabul edilemez.

*Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.

*Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.

*Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

150 Milyon Yiyen Koca - Sivas kongresi müzesinde konuşma zabıtları asılı, kemal atatürkün insanüstü denebilecek cesareti ve dirayeti konusmalardan görülüyor, başkanlıktan istifa edenler, korkudan gelemeyen üyeler, en sonunda atatürkün direktifleri ile toplanması ve bildiri... kafasındaki projeyi üyelere onaylanması, ingilizler basacak şu vali basacak şu etnik grup yolu kesti hepimizi öldürecekler tehdit ve korkularına gülüp geçmesi zabitlarda var. Genclerin gormesi okumasi gerekiyor tek basina butun milleti ayagindan suruklemis, hatalari var diyebiliriz ancak sezarın hakkı sezara

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Eylül 06:28

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?