Reklamı Kapat

Boşanmış Mağdur Babalar (!)

Emine Bulut katliamından sonra ülkenin her kesiminden, her bölgesinden, ses verilebilecek her mecradan ortak bir tepki yükseldi. Eylemler yapıldı, sosyal mecralarda yer yerinden oynadı, en yüksek seviyede iktidarı muhalefeti siyasetçiler konuya bodoslama daldılar. Bu katliamın, bu iğrenç cinayetin bu derece büyük tepkilere yol açmasının en büyük sebebi “ölmek istemiyorum” çığlıklarının video kaydı oldu. Emine Bulut’un kızının “anne lütfen ölme” feryadı ile herkesin buz kesti ve akabinde büyük bir öfke patlaması yarattı.

Eğer bu görüntüler internette yayılmasaydı, hemen her gün işlenen kadın cinayetlerinden biri olarak kalacaktı. Kimse bu cinayetin insani tarafını görmeyecekti. Rahmetlinin çığlıklarını, evladının feryatlarını bilmeyecektik, duymayacaktık. Bu sebeple sosyal medyada biraz bağırış çağırış ve haberlerde en fazla iki dakikalık bir şekilde yer alarak unutulup gidecekti.

Stalin’in “bir kişinin ölümü trajedik, on kişinin ölümü dramatik, bir milyon kişinin ölümü istatistiktir” sözü kadın cinayetleri konusunda ülkemizin içinde bulunduğu durumu özetliyor. Emine Bulut, bu bir kişiydi. Ancak yıllardır öldürülen binlerce kadın, ölümden dönen on binlerce kadın bizler için sadece istatistikten ibaret. Onların hayatlarını bilmiyoruz, neler çektiklerini bilmiyoruz, ölmek üzereyken yaşadıkları korkudan haberimiz yok. Bu sebeple iki hafta önce yazdığım gibi, bu görüntüleri çeken kişiye yönelik “neden yardım etmedi de görüntü çekti” tepkileri insani olmakla beraber; Emine Bulut’un bir istatistik yerine hepimiz için dramatik bir olaya dönüşmesini sağladıkları gerçeğini de göz ardı etmeyelim.

SOSYAL MEDYANIN ETKİSİ

Bu görüntüler sosyal mecralar olmasa, hiçbir televizyon kanalında yayınlanamazdı. Çünkü yayınlanmaya uygun görüntüler değildi. Ancak vatandaş gazeteciliği ve kişilerin medyası gibi kavramları doğuran sosyal medya kanalları neticesinde sansürsüz bir şekilde bu cinayeti gördük.

Tabi sosyal medyanın bu iyi katkısının yanı sıra insanı ilk etapta sinirlendiren ancak daha geniş bir perspektiften bakınca yine faydalı bir noktası daha ortaya çıktı. Boşanmış Mağdur Babalar Derneği diye bir dernek var. Süresiz nafaka ve benzeri konularda kendilerince yasa değişimi için mücadele ediyorlar. Bu derneğin başkanı Muhammet Özen adlı yaratık, Emine Bulut katliamının ardından cinayet görüntülerini yayınlayarak aynen şu satırları yazdı; “Aslan parçası meydanda karıyı boğazlamış. Yüreğimin buz gibi oldu. Biz bu kahraman kadar olamadık” yazdı.

Bu paylaşımı üzerine kendisi hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma ne durumdadır, bu dernek kisvesi altında iğrenç görüşlerin savunulduğu yapı kapatılacak mıdır henüz bilmiyoruz. Bu insan kılıklı mahluk daha önce de yerel bir gazeteye verdiği demeçte “Karılarını öldüren erkekleri alnından öpüyorum” şeklinde bir açıklama yapmış. “25 bin üyemiz var” demiş ancak daha sonra üye sayısının sadece 23 olduğu ortaya çıkmış. Çok açık ve net bir şekilde görülmektedir ki bu adam suça meyyal bir kişi olarak toplum düzenine zararlıdır. Üstelik emekli bir öğretmenmiş. Bunun elinden geçmiş olan çocuklara üzülmemek elde değil. Öte yandan Emine Bulut’un katilinin akademisyen kuzeni de benzer yayınlar yapan bir eğitimci. Allah bunları eğitimci yapan memleketimizi de ıslah etsin.

SÜRESİZ NAFAKA

Bu konu sürekli olarak bir yerlerden gündeme getiriliyor. Erkeklerin mağdur olduğu algısı üzerinden kadınlara verilen nafakanın belli bir süreyle kısıtlı olması gerektiği tezi savunuluyor. Ancak hukuken süresiz nafaka diye bir durum yok. Erkek ölürse, kadın genel ahlaka aykırı bir yaşam tarzına sahipse ya da kadın başka birisiyle evlenirse bu nafaka sonlanıyor. Yani sonlanması için bazı teknik şartlar var.

Bu konuda kendince kamuoyu yaratmaya çalışanların en sık kullandıkları argüman “bir sene evli kalmışlar, on senedir nafaka ödüyor” şeklinde. Başta mantıklı gibi görünmekle beraber, teoride tatlı gelen bu lafların hayatın ve ülkenin acı gerçekleri karşısında aslında bir saçmalıktan ibaret olduğuna gelin birlikte bakalım.

Ülkemizde hakim olan genel eğilim ve kültürel kodları yok sayarak hukuki bir düzenlemeyi eleştirmek en baştan tüm görüşleri sakatlar. Boşanmış bir kadının ülkemizin birçok coğrafyasında “nasıl görüldüğü” gerçeğini uzun uzun açıklamak istemiyorum ama sanıyorum ki herkesin malumudur. İş hayatında yer bulmasının, bulursa da karşılaşacağı tutumların neler olduğunu üç aşağı beş yukarı herkes kestirebilir.

Bir diğer nokta da yine ülkemizin belirli bölgelerinde ya da sosyal yapılarında bakire olmayan bir kadınla evlenmenin neredeyse ahlak kurumundan istifa etmek gibi değerlendirildiği de bir gerçeklik olarak ortada duruyor. Bu nedenle kısa süreli de olsa bir evlilik yapan kadının, toplumun genel normları içerisinde yeniden hayatını kurması çok zor. Şartlar buna el vermiyor, çok küçük bir azınlık bu konuda şanslı olmakla beraber genel yapının bu çerçevede olduğu bir gerçek.

Erken yaşta gençlik heyecanı ve ekseriyetle eğitimsizlik sebebiyle evlenen kızların kısa bir süre sonra hayatın getirdikleri neticesinde akılları başına geldiği zaman; yeniden kendi hayatlarını kurmak adına boşandıktan sonra karşılarına çıkan engeller ortadan kalkmadıkça, süresiz nafaka meselesini tartışmakbir sürü genç kadının hayatını karartmak, onları uygunsuz durumlara itmek demektir.Bu süresiz nafaka meselesinden çok rahatsız olan erkekler de genç kızların kanına girip daha kendileri çocuk yaştayken evlenmeye niyetlenmeyecekler. Buna kalkışanlar da sonrasında yaşanacak olası senaryoların hepsini kabul edecekler. İki iki dört.

Genel olarak eğitimsizlik ve düşük kültür seviyesi sebebiyle ortaya çıkan bu toplumsal gerçekle mücadele etmenin yolu; her sorunun çözümü olan eğitimden geçiyor. 12 yıllık kesintisiz örgün eğitim ve sonrasında en az da iki yıllık bir teknik ya da mesleki eğitim zorunlu olmalı. Bu sayede en azından 21 yaşına kadar eğitim hayatı içinde olan gençleri anlamsız erken evliliklerden koruyabiliriz. Hatta belki bir adım daha ileri giderek evlenme yaşının 21 ya da 22 dolayına çekilmesi bile gündeme alınabilir.

DÜZELTME

Geçtiğimiz hafta yayınlanan yazımda Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesiyle ilgili yazıda yaptığım bir hesap hatası sebebiyle düzeltme yapıyor ve muhataplarından özür diliyorum. Eski parayla hesaplanmış bütçeyi yeni paraya çevirirken yaptığım bir hesap hatası sebebiyle Diyanet’e aktarılan kişi başı bütçenin 131 bin TL olduğunu yazmışım, ancak doğru rakam 131 TL olacaktı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Erkek - Akademisyen hocam. Şok bir şekilde bi suçum günahım yokken, eşi tarafından terk edilip Çocuğumdan koparılmış, başka coğrafya ya taşınmış, evini birikimini kadına vermiş, yeni bir hayat kuramayacak nafaka vb. mağduru olarak konuşuyorum. Benim gibi mağdur olanların yaşadığının yarısını yaşasan hayata küsecek adamsın. Boş beleş konuşmayın lütfen. Tabiki şiddet vs kötü bişey. Erkek olarak kanunlar tarafından köpek muamelesi görüp dibe vurmuşuz. Bişeyler düzelsin. Erkek de insan. Allah kimseyi evladıyla sınamasın

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Eylül 23:18
01

Cemal - Abi genel gecer hazirci tespitler bir akademisyene yakismiyor. Birak onu vatandas yapsin. Dunya kurulali erkekler kadinlari ve erkekleri olduruyor ve her cinayet cok aci... turkiyede erkeklerin kadin cinayetleri diyelim ki almanyadaki erkeklerin kadin cinayetinden fazla degil hatta altinda. Burdan siyasi ve kanuni bir sonuc cikarip erkeklere ilave bir yaptirim eziyet dusunmek sacmalik once bunu bir kabul edelim. Ote yandan bosanmalarda erkek cocugundan kopuyor. Babalik hakki zedeleniyor bu da epey acitici.bosanma yasalara gore sucsa tamam ama degilse cocuksuzluk cezasi neden veriliyor. Bir kac kisinin sacmasapan soyleminden yoa cikip tum erkeklere karsi nefret sacmak, bu erkekleri surundurmek öldürmek lazim vb demek ne kadar dogru.. suc olmayan edimlere agir cezalar gozden gecirilebilir. Hepimiz kadin erkek bu hayati paylasiyoruz tabii ki kusurluyuz tabii ki yanlis yapiyoruz ama sevgisiz sefkatsiz nefretle yaklasilmayi da kimse haketmiyor.

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 12 Eylül 19:47

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?