Reklamı Kapat

Türkiye’deki “ilk kırılma” ve “CHP’siz yıllar”ın başlaması

Her rejim, belirli bir “kültür seviyesi” ister.

Demokrasi, “kültür seviyesi en yüksek” toplumlara uygulanabilen bir rejimdir.

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye “çok partili demokrasiye” erken geçmiştir, hazırlıksız geçmiştir.

Şöyle düşünün, çok partili demokrasiye geçildiğinde ülkemizde okur-yazar oranı yüzde 33 idi.

Yani toplumun üçte biri…

Okur-yazar derken de, ortalama “asker mektubu okuyabilmekten” söz ediyorum.

“Kültür seviyesi” ise yüzde 10’larda bile değildi.

Biz böyle bir topluma çok partili demokrasiyi getirdik.

Dış güçlerin baskısıydı, şuydu buydu…

Ama kabul edersiniz etmezsiniz, sandıklı demokrasiye erken geçtik.

Sonra ne oldu?

Sonra “sandıktan çıkma kavgası” başladı.

Sandıktan çıkabilmek için “toplumun kültür seviyesine uygun tavizler” verilmeye başlandı.

Ortada ne “Cumhuriyet ilkeleri” kaldı, ne de “Atatürk ilkeleri”…

Türkiye, Cumhuriyet’le birlikte yeni bir yola çıkmıştı.

Ülkeyi çağdaşlaştırma, uygarlaştırma hedefi konmuştu.

Böyle bir hedef, en az “iki nesillik süreç” ister.

Biz ne yaptık?

Daha işin başında, atılan tohumlar henüz tam anlamıyla sürgün vermemişken, yapılan devrimler hedefe yönelmemişken, “karşı devrim” başlatmak isteyenlere fırsat verdik.

Bugün, 1950’de başlayan “karşı devrim” sürecinin en zirve seviyesini yaşıyoruz.

CHP’yi 1950’den itibaren “karşı devrim” süreci içinde değerlendirmek gerekir

En azından ben böyle düşünüyorum.

Ulusal bağımsızlığı kazanan…

Cumhuriyeti kuran…

Saltanatı kaldıran…

Hilafete son veren…

Ulusal birliği sağlayan…

27 yıl boyunca uğraşıp devleti devlet yapan kurumları kuran…

CHP, 1950’de, bir anda “karşı devrim” direnişçileriyle karşı karşıya kaldı.

Türkiye siyasetinin kaderinde önemli bir yer tutmuş bu partiyi anlamaya çalışırken, ülkemizde yaşanan tarihi kırılmaları da göz önünde tutmamız gerekiyor.

Cumhuriyet tarihinde 3 büyük kırılma yaşandı.

*1950 yılında DP (Adnan MENDERES) ile…

*1983 yılında ANAP (Turgut ÖZAL) ile…

*2002 yılında AKP (Tayyip Erdoğan) ile…

Bu 3 kırılma da Türkiye’yi aldı, bir yerlerden bir yerlere savurdu.

Bu kırılmalar, ülkemizin iç dinamikleri tarafından değil, tamamen dışarıdaki güçler tarafından yönetildi.

DP döneminde yaşanan birinci kırılmada, Cumhuriyet’in yok ettiği “kapitülasyonlar” diretildi.

ANAP, kapitülasyonları büyüttü…

AKP ise kapitülasyonlara tam teslimiyetimizi sağladı.

Çektiğimiz sıkıntılar bundan…

Elimizi verdik, kolumuzu alamıyoruz.

Amansız bir mücadele içindeyiz.

Dediğim gibi…

CHP’yi anlamaya çalışırken, kuruluşunun 96.yıldönümünde CHP’yi eleştirirken; içeride ve dışarıda yaşanan olaylar çerçevesinde değerlendirmemiz şart.

CHP’nin bu dönemdeki zaafları

Türkiye’de “karşı devrim” süreci başlatılırken, CHP ne yapıyordu?

Kurtuluş savaşının ardından kurulan bir devletin “kurucu partisi” olmanın, “büyülü havası” içindeydi.

Genç cumhuriyeti yıkmak isteyen iç ve dış düşmanlara karşı, kendisini bir “teminat” olarak görmeye ve göstermeye çalışıyordu.

Kendisini hep “üstte”, yıkmak isteyenleri hep “altta” görüyordu.

Onları “karşıya” itmişti, aralarına girip “yanına çekmeye” çalışmıyordu.

“Sırça köşkte” oturuyordu, “gecekonduya inme” gibi bir düşüncesi yoktu.

Alt kesimin değerlerine zerre kadar önem vermiyordu.

“Camiye gitmek yobazlık- Rakı içmek çağdaşlık” mantığı, zaman içinde partililerin iliklerine kadar işledi.

Bu tavır, CHP’yi halktan kopardı.

Cami cemaati tamamen “karşı tarafın” kucağına itildi.

Özetlersek…

CHP, Kurtuluş Savaşı yıllarının getirdiği coşku ve heyecanı “sermayeye” dönüştüremedi.

Halkı yanına çekemedi.

“Karşı devrimciler”in halkla kurduğu ilişkilere benzer ilişkiler kuramadı.

“Türk Kültür Yapısı”nı tam analiz edemedi.

“Türk Kültür Yapısı”nı iyi analiz eden partiler seçim kazandı, bu çalışmayı yapmayan CHP sürekli seçim kaybetti.

“Türk Kültür Yapısı”nın özellikleri neler?

Türk kültürü, nüfusunun büyük çoğunluğu itibariyle “Ortadoğu kültürü”ne, azı itibariyle de “Batı kültürü”ne yakın.

Ortadoğu kültürünü şöyle bir özetlemeye çalışalım:

*Bu kültürde kadınlar ikinci plandadır. Çoğu bir işte çalışmaz, ev kadınıdır, evde oturur.

*Kız çocukları baskı altındadır. Çoğu kısa bir eğitimden sonra okula gönderilmez. Kuran kursuna, biçki nakış kursuna gönderilir. Erken yaşta evlendirilir.

*Erkek çocukları daha uzun süre okula giderler, ancak doğru dürüst meslek sahibi olamazlar. Çoğu, “Ne iş olsa yaparız” diye ortada dolaşırlar.

*İnsanlar bilimle pek ilgilenmezler, gazete-kitap okumazlar, sinema ve tiyatroya gitmezler. Sanatla ilgilenmezler.

*Kadın-erkek bir arada bulunmazlar. Lokantalar, kahvehaneler, eğlence yerleri erkeklerle doludur.

*Kadın-erkek birlikte denize ve havuza girmezler.

*Erkekler düzenli olarak camiye giderler. Azı inanç sahibi olduğu için, çoğu “orada görünmesi gerektiği” için…

*Oruç tutarlar veya tutuyor gibi görünürler, fırsat buldukça hacca ve umreye giderler.

*Çoğu cemaat ve tarikatların etkisi altındadır. Çocuklarını, onların açtığı kurslara, okullara ve yurtlara verirler.

*Din adına anlatılan, ama dinimizle ilgisi olmayan masal ve hurafeleri dinlemekten zevk alırlar.

*Televizyonda dizi, tarihi ve dini filmler seyretmek en büyük eğlenceleridir.

Başka unsurlar da eklenebilir, benim bir çırpıda aklıma gelenler bunlar.

Ortadoğu kültüründe genellikle böyle bir yapı vardır.

Türk toplumunun çoğu, böyle bir kültüre sahiptir.

Bunlar sosyolojide “taşralı” olarak isimlendirilir.

Veya “köysoylu”…

Batı kültürünün özellikleri

Şimdi bir de Batı kültürünün belli başlı özelliklerine bakalım!

Türk toplumunun azının sahip olduğu kültüre…

*Bu insanlar kadın-erkek birlikte gezerler. Kadınları dışlamazlar, lokantaya kadınlarla birlikte giderler, içki içen içer içmeyen içmez, eğlenirler.

*Düzenli gazete ve kitap okurlar, sinema ve tiyatroya giderler, konser dinlerler. Balo ve kokteyllerde boy gösterirler…

*Kız çocuklarını okuturlar, erkeklerden ayırmazlar.

*Kadınlar da çalışma yaşamı içindedir.

*Erkek- kadın aynı ortamda havuza ve denize girerler.

*Düzenli olarak yurt içi veya yurt dışında seyahat ederler, tatil yaparlar.

*Bu grup içinde camiye gidenlerin sayısı azdır. Gidenler de cumadan cumaya, bayramdan bayrama giderler.

*Genelde oruç tutmazlar, hacca ve umreye gitmezler.

Bunlara genellikle “kentsoylu” denir. En az 3 kuşaktır büyük kentlerde yaşayanlardır bunlar.

İki farklı grup, iki farklı düşünce yapısı

İster kabul edelim, ister etmeyelim…

Bizim toplum yapımız böyle.

Toplumda iki farklı kültür yapısı var.

Sanki “iki farklı ülke” insanlarıyız biz.

Yaşadığımız kamplaşma ve çatışma da bundan.

Elbette ortak değerlerimiz var.

Vatan, millet, bayrak…

Ama onun ötesinde ayrılıyoruz.

Farklı düşünüyoruz, farklı değerlere sahibiz.

İsterseniz, bu “farklı değerlerimizi” şöyle alt alta bir sıralayalım.

Ortadoğu, yani taşra kültürünün değerleri

*Ortadoğu kültüründe; demokrasi, düşünce özgürlüğü, özgür basın, bilimsel eğitim, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, laiklik gibi kavramların hiç bir değeri yoktur. Taşralılar, bu değerlerle pek ilgilenmezler. Toplumu, özgür toplum yapan değerler onlar için önemsizdir.

*Onların temel konuları, geçimdir. İş bulup bulamayacaklarını, akşam olunca eve ekmek götürüp götüremeyeceklerini düşünürler. Elektrik-su parasını düşünürler… Çocuklarının okul masrafını, ayakkabısını ve elbisesini düşünürler… Devletten ve hayırsever kuruluşlardan, ihtiyaçları konusunda yardım alıp alamayacaklarını düşünürler. Özetle, onlar “ekmek” peşindedir.

*”İhtiyaçlar hiyerarşisi”ne baktığımızda, 5 temel kategorinin bunlar daha ilk basamağındadır. Yani yemek, içmek, giyinmek, ısınmak gibi “fizyolojik ihtiyaçlarını” karşılama derdindedirler.

*Demokrasi, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve laiklik benzeri tartışmaları, lüzumsuz, çoğunlukla da “evlerine ekmek götürmeye engel olacak” konular olarak görürler. Bu değerlerin onlar için bir anlamı yoktur. Böyle yetiştirilmişlerdir… Böyle eğitilmişlerdir… Karnı aç insan için demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, laikliğin ne anlamı olabilir ki?

*Sormazlar, sorgulamazlar, söylenenleri doğru kabul ederler. Biat etmeyi görev sayarlar…

Batı kültürünün, yani kentsoyluların değerleri

*Kentsoylular için demokrasi, düşünce özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, laiklik, bilimsel eğitim, kadın-erkek eşitliği gibi konular çok önemlidir. En az iş bulup bulamadıkları, akşam olunca eve ekmek götürüp götüremeyecekleri kadar önemlidir.

*Bu değerlerden uzaklaşmak, kentsoyluları fazlasıyla rahatsız eder. Bu değerler, onların “olmazsa olmazları”dır. Onların yaşam kaynaklarıdır… Çünkü onlar, “ihtiyaçlar hiyerarşisinin” artık son kademesine, “kendini gerçekleştirme ve ideallerine ulaşma” kademesine gelmişlerdir.

Toplumdaki çatışmanın temek nedeni, bu kültür farklılığı

İki kültür…

Ortadoğu kültürü ve Batı kültürü…

Taşralılar (köysoylular) ve kentsoylular…

Bu farklı yapı, toplumumuzdaki çatışmanın temel nedeni!

Birinci gruptakiler, ikinci gruptakilere düşman.

Dil, din, ırk ve köken gibi farklılıklar, bu olumsuzluğu daha da körüklüyor.

Bizi “dış etkilere” daha açık hale getiriyor…

İlk gruptakiler, şehir efsanelerine, safsatalara, doğru gibi görünen ama gerçek olmayan söylemlere, kışkırtmalara, propagandalara çabuk kanıp tavır alabiliyorlar.

Dini söylemler, bu grubun önemli bir bölümü üzerinde son derece etkili.

Taşralıların sayısı fazla, kentsoyluların sayısı az

Ülkemizde Ortadoğu kültürüyle beslenen taşralıların sayısı epey fazla…

Batı kültürü alan kentsoyluların sayısı ise az.

Bu nedenle yapılan seçimlerin sonuçlarını “taşralılar” belirliyor.

Taşralıları sürekli kontrolünde tutan parti seçim kazanıyor…

Sadece kentsoylulara hitap eden parti ise seçim kaybediyor.

AKP’nin, öncesinde DP, AP, ANAP, DYP, RP gibi partilerin, sürekli seçim kazanması bundan!

Sürekli çoğunluğa, yani “taşralılara” oynuyorlar.

Onların diliyle konuşuyorlar.

Onların temel ihtiyaçlarını gideriyorlar.

Onların “kentsoylulara” olan düşmanlıklarından besleniyorlar.

İki grup arasındaki kamplaşmayı özellikle, bilinçli olarak daha da derinleştiriyorlar.

CHP ise hep “kentsoylulara” hitap ettiğinden kaybediyor.

“Hak-hukuk-adalet” adına yürüyüş yapıyor.

“Evrensel değerler” diyor.

“Laiklik” diyor…

CHP hangi şehirlerde seçim kazanıyor, hangi şehirlerde kaybediyor, inceleyin, ne söylemek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

YARIN:

CHP, Türkiye’nin kentleşme sürecini fırsata çeviremedi

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Eğitimci - Gerçekten çok önemli tespitler bunlar,çok derin bir altyapının ürünü,çok çok tebrik ediyorum,kaleminize-düşünce ve emeğinize sağlık diyorum.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Eylül 14:33

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?