CHP, Türkiye’nin kentleşme sürecini fırsata çeviremedi

Dünkü yazımda “Türk Kültür Yapısı”ndan söz etmiştim.

“Türk Kültür Yapısı”nı iyi analiz eden partilerin sürekli seçim kazandığını, analiz etmeyen, kültür yapısına yüzeysel bakan CHP’nin ise seçim kaybettiğini anlatmıştım.

Yazımda sıkça “kentsoylu” ve “köysoylu” sözcükleri geçmişti.

Bugün o “köysoylu”, yani taşralı kesimin nasıl oluştuğunu, nasıl bir karakter taşıdığını, CHP dışındaki merkez ve sağ partilerin bu kesimi kullanıp nasıl iktidar olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Öyle can sıkıcı bilgilerle değil, satırbaşlarıyla…

Biliyorsunuz, ülkemizde ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapıldı.

13 milyon 600 bin olan nüfusumuzun yüzde 20’si kentlerde, yüzde 80’i köylerde yaşıyordu.

Kentleşme süreci 1950’de başladı, 1980’de hızlandı, çıldırarak devam etti.

Geldiğimiz nokta:

Bugün nüfusumuzun yüzde 92.5’i il ve ilçelerde, sadece yüzde 7.5’i köylerde yaşıyor.

Köyler boşaldı, il ve ilçeler tıka basa doldu.

Kentleşmeyi Avrupa ülkeleri de yaşadı.

Ancak onlardaki ve bizdeki kentleşmenin yapısal özellikleri çok farklı!

Avrupa’da kentleşme “sanayi devrimi” ile başladı.

Sanayi devrimi, köylüleri topraktan koparttı, kentin varoşlarına getirdi ve onları işçiye dönüştürdü.

Kentlerdeki esnaftan da “sanayi ve ticaret burjuvazisi” çıkardı.

Ekonomi, üretime dayalı olduğundan kentleşme sürecinde fazla sıkıntı çekilmedi.

Aydınlanma dönemi geçilmişti, toplumun eğitimi yerindeydi, ortak akıl yaratılıp sorunlar aşılabiliyordu.

Osmanlı’da ise tarıma ve esnaf üretimine dayalı bir ekonomi vardı.

Sanayi devrimi ıska geçilmişti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne borçlu, üretimden uzak bir “köylü” toplumu devredilmişti.

Çiftçi dahi olamamış bir köylü toplumu…

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Atatürk sayesinde, geç kalmış “aydınlanma” yaşama geçirilmek, ıskalanmış sanayi devrimi ucundan köşesinden yakalanmak istendi, ama nafile!

15 yıl buna yetmedi, Atatürk’ün ölümünden sonra “eğitim hamlesi” de, “sanayileşme hamlesi” de terk edildi.

Türkiye’de kentleşme süreci, böyle bir yapı içinde başladı.

İyi de madem iş yok, millet köyden kente neden göç etti?

Uzun hikâye.

Sen köylünün karnını köyde doyuramazsan…

Köyde yaşayanları “çiftçi” yapamazsan…

Tarımsal üretimle ilgili sistem kuramazsan…

Tarıma dayalı sanayi oluşturamazsan…

Sonunda köyden kente göç, kaçınılmaz olur.

Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar, kentlere gelip varoşlara yerleşerek kendilerine “yeni bir yaşam” kurmaya başlarlar.

Büyük kentlerin çevrelerinde “gecekondu yerleşimi” böyle başladı.

Tabii köyden kente göçerken yaşam biçimlerini, yani kültürlerini de getirdiler, sorunlarını da…

Kentlerde yaşıyorlardı, ama kentli değillerdi.

Eğitimleri yetersizdi.

Meslekleri yoktu.

Çalışmak için iş bulamıyorlardı.

Ne iş olursa çalışmaya başladılar.

Odacılık, kapıcılık, amelelik…

Cebinde üç beş kuruş parası olan, bakkal dükkânı açtı.

Böylece kentlerde “sınıfsız” ve “bilinçsiz” bir toplum oluştu.

Köylü desen, köylü değil…

İşçi desen, işçi değil…

Günlük geçinen, bütün zorluklara rağmen yaşama tutunmaya çalışan, “taşralılar” veya “köysoylular” diye adlandırılan bir topluluk.

Eğitimleri yetersiz…

Aylık gelirleri yetersiz…

İşte bu gruba, “taşralılara” el koyan seçimi kazandı

Her dönemde, taşralılara el koyan, taşralılarla iyi ilişkiler kuran, seçimi kazandı.

Son örnek!

AKP, 14 Ağustos 2001 tarihinde kuruldu, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimde iktidar oldu.

O tarihten bu tarihe…

5 genel, 3 yerel, 3 referandum ve 1 cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere toplam 12 seçime girdi, başarı grafiğini daima korudu.  

Bu başarının altında yatan şu: AKP, bütün seçim kampanyalarını “taşralılar” dediğimiz kesime yönelik yürüttü.

Onların isteklerini, onların ihtiyaçlarını, onların sorunlarını hep ön planda tuttu.

Onların ağzıyla konuştu.

Onların duygularını okşadı.

Bu çalışmalarında devletin “sosyal yardım fonu”nu kullandı.

Bugün…

Sürekli veya geçici…

Değişik adlar altında 31 milyon kişiye “sosyal yardım” dağıtılıyor.

Özetle, AKP, kentleşme sürecini çok iyi değerlendirdi.

Tarlasını bahçesini, evini yurdunu terk ederek şehre göçen, eğitimi ve mesleği olmadığından iş bulamayan “taşralıları” bloke etti.

Onları, partisine “biat eder” duruma getirdi.

Dağıttığı sosyal yardımlarla kendine kayıtsız şartsız “bağımlı” yaptı.

Diğer kesime de, “Ne kadar bağırırsan bağır, hava alırsın” deyip dalgasını geçiyor.

Olup biten bu!

CHP, ne dün ne bugün, Türkiye’nin kentleşme sürecini iyi değerlendiremedi.

Köyden kente göç edenlerle duygusal ilişki kuramadı.

Onları hep küçümsedi.

Hep “elit” takıldı.

YARIN:

CHP, alt ve orta tabakayı küçümsemeye hâlâ devam ediyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?