CHP, alt ve orta tabakayı küçümsemeye hâlâ devam ediyor

Sevgili okurlarım, sosyologların sıkça kullandığı o ifadeyi bilirsiniz.

“Toplumsal tabaka piramidi”…

Toplumsal yapı içinde benzer özelliklere sahip bireylerin oluşturduğu katmanları anlatmak isterler.

Üst tabaka…

Orta tabaka…

Alt tabaka…

Hiyerarşik bir yapıdır bu.

İnsanlar; statü, servet, güç ve yaşama biçimi gibi kriterlerle birbirlerinden ayrılırlar, bu üç tabakan birinde yer alırlar.

Sosyologlar, bu yapıyı piramide benzetir.

Ancak gelişmemiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkelerin piramitleri birbirinden farklıdır.

Daha doğrusu, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin tabakaları birbirine yakın görünümdedir, ama gelişmiş ülkenin piramidine “piramit” demek zordur.
En iyisi siz aşağıdaki piramit şekillerine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız.

Kişinin toplumsal kaynaklardan aldığı payın az veya çok oluşu, kişinin piramitteki tabakasını belirler. 
Eğitim, sağlık, spor, siyaset, ekonomi, kültür ve sanat olanaklarından yararlanma düzeyi, bireyin tabakasını belirleyen ölçütlerdir.
Gelişmemiş ülkelerde alt tabaka çok büyüktür.

Piramidin hemen hemen dörtte üçünü kapsar.

Üst tabaka ve orta tabaka cılızdır.

Gelişmekte olan ülkelerde de tabakalar arasındaki farklılıklar fazladır.

Gelişmemiş ülkeler kadar olmasa da, tabakalar arasında yine uçurum vardır.

Bir de gelişmiş ülkelerin piramidini gözünüzün önüne getirin!

Hiç piramide benzer hali var mı?

Toplumsal refah seviyesi yükselince, orta tabakayı oluşturan bireylerin sayısı artıyor.

Üst tabaka ve alt tabaka küçülüyor, toplumun büyük kısmı orta tabakada toplanıyor.

Toplum tabakalarını oluşturanlar

ÜST TABAKA

*Mülk ve servet sahipleri.

*Siyasi gücü elinde bulunduranlar.

*Her türlü üretim aracına sahip olanlar.

ORTA TABAKA

*Farklı meslekteki insanlar.

*Hizmet sektöründe çalışanlar.

*Kendi işlerinin başındaki küçük işletme sahipleri.

*Küçük market sahipleri.

*Çiftçiler.

*Profesyonel yöneticiler.

*Devlet görevlileri.

ALT TABAKA

*Mesleksizler.

*İşsizler.

*İnşaat işçileri.

*Tarım işçileri.

*Gündelik çalışanlar.

*Devlet ve yardım kuruluşlarının desteğiyle yaşamlarını sürdürenler.

Toplum tabakalarının karakteristik özellikleri

Sevgili okurlarım, biraz sıkıcı oldu, ama ne söylemek istediğimi söylememe az kaldı.

Gelişmiş ülkeleri bir tarafa bırakalım, çünkü konumuz Türkiye.

Türkiye her ne kadar “gelişmekte olan ülke” olarak anılıyorsa da, bence “gelişmemiş ülkeler” ve “gelişmekte olan ülkeler” arasında bir yerde.

Kısmen öyle, kısmen böyle…

Her neyse, her ikisinin de karakteristik özelliği aynı.

Bu özellik şu:

*Üst tabakada yer alanlar, ülkeye girip çıkan paralarla ilgilenirler.

Ülkeye ne kadar para giriyor, ben bu paradan payıma ne kadar fazla alabilirim?

Güç onların elindedir, ülkeyi onlar yönetmektedir veya yönetenlerle içli dışlıdırlar. Aralarında sürekli “paylaşım kavgası” vardır.

Piramidin tepesine bakın, bunların sayısı çok ama çok azdır.

*Orta tabaka, şekilde de göreceğiniz gibi, üst tabakadan daha kalabalıktır.

Bu tabakada bulunanlar, yaşadıkları şehre girip çıkan parayla ilgilenirler, bu paradan ceplerine ne kadarı girecek buna bakarlar.

Daha fazla pay almanın kavgasını verirler.

Şehrin siyasetçisi, şehrin eşrafı, şehrin yöneticisi; bu grubun ve bu kavganın içindedir.

*Gelelim alt tabakaya… Alt tabakada bulunanlar, sadece ve sadece “ceplerine giren parayla” ilgilenirler.

Bunun dışında hiç ama hiçbir şey onları ilgilendirmez.

Üst ve orta tabadakiler malı götürüyormuş, haksız kazanç elde ediyormuş, hırsızlık yapıyormuş, dediğim gibi bunlara kafalarını takmazlar.

Tek dertleri, karınlarını doyurmaktır, örtünmek için elbise bulabilmektir, çocuklarının ihtiyaçlarını giderebilmektir.

Birilerinin her ay kendisine düzenli harçlık vermesidir…

Her gün veya her ay, bir yerlerden “erzak kolisi” gelmesidir…

Kışın odun-kömür yardımı yapılmasıdır…

Piramide dikkat edin, bunların sayısı “gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde” çok fazladır.

Bunlar, her ay düzenli olarak aldıkları para ve diğer yardımlar devam ettiği sürece, hiçbir şeyi sorgulamazlar.

Tek korkuları, paranın ve yardımların kesilmesidir.

Bu nedenle de, kendilerinden isteneni verirler, söyleneni yaparlar.

CHP’nin eli kolu bağlı… AKP, bu alt tabakayı yıllardır kontrolü altında tutuyor

Anlatmaya çalıştığım bu.

AKP, Türk toplumunun alt tabakasını yıllar önce teslim aldı.

Dün de belirttim, devlet, sürekli ve geçici her ay 31 milyon kişiye “sosyal yardım” dağıtıyor.

AKP’nin seçimlerdeki “istikrarlı başarısının” altında bu var.

Alt tabaka, kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz AKP’ye ve liderine “biat” ediyor.

Biat dedim de, “biat kültürü” üzerinde de durmamız gerekir.

Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir sorunu.

Biat, biliyorsunuz Arapça bir sözcük.

Yönetenle yönetilen arasında var olduğu kabul edilen “itaat anlaşması”…

Yani…

*”Boyun eğme” anlaşması.

*”Buyruğa uyma” anlaşması.

*”Söz dinleme” anlaşması.

Aşiret ve kabile tipi örgütlenmelerde yüzyıllardır yaygın olan bir uygulama!

“Biat” ile aynı kökten gelen başka sözcükler de var.

Tebaa, tabiyet, tabi…

İş birisine “biat” etmekle başlıyor…

Zamanla ona “tabi” haline geliniyor…

En sonunda onun “tebaası” arasına giriliyor.

 İslam’da biat

İslam, diğer bazı dinler gibi “biat ilkesine” dayalı bir dindir.

Başlangıçta “biat”ın dinsel bir anlamı vardı, yani “dine bağlılık” gibi bir anlamı…

Sonradan “siyasal bir nitelik” de kazandı.

İslam devletlerinde; halk, yönetenlere biat etmeye başladı.

Veya yönetenler, halkı farklı yöntemlerle kendilerine biat etmeye zorladı.

Sonuçta İslam ülkelerinin tamamı yüzde yüz “biat kültürü”nün baskısı altındadır.

 Osmanlı’da biat

Osmanlı İmparatorluğu’nda da “biat kültürü” egemendi.

Yavuz Sultan Selim’in “halifeliği” üstlenmesinden sonra “biat kültürü”nün etkisi daha da arttı.

Padişahlar, “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” diye anılmaya başladı.

Bu derece!

Padişahlara biat etmek esas, karşı gelmek günahtı.

“Allah’ın yeryüzündeki gölgesi”ne nasıl karşı gelinirdi?

Biat kültürü, Osmanlı’nın gücünün temel taşlarından biriydi.

Fetih çağları insan gücüne dayalı olduğundan, padişaha biat eden askerler savaşlarda büyük üstünlük sağlıyordu.

Biat kültürü, “şehitlik” ve “cennet” vaadiyle de desteklendiğinden, askerler fetihlere ölmek için, yani “sonsuz yaşama” kavuşmak için gidiyorlardı.

Allah’ın yeryüzündeki gölgesi halife-padişahın emirlerini canları pahasına yerine getiriyorlardı.

Fetihten fetihe koşuyorlardı.

İlerleyen dönemlerde “biat kültürü”nden sapmalar olmadı mı?

Oldu…

Padişahları tahttan indirecek kadar isyanlar yaşandı.

Bunlara da değineceğim, ama İslam dünyasında ve Osmanlı’da biat kültürü baskısı yaşanırken Avrupa’nın durumuna bir göz atalım.

Avrupa’da uyanış erken başladı

“MagnaCarta” olayını biliyorsunuz.

“Avrupa’da uyanışın ve özgürlüğün simgesi” olarak yaşanan olayı…

Ayrıntıya girmeyeceğim.

Yıl, 1214…

İngiltere Kralı Yurtsuz John, vergileri aşırı artırarak ordusunu güçlendirir, ama buna rağmen Fransa ile girdiği savaşı kaybeder.

İngiltere’ye döndüğünde baronların ve soyluların başkaldırısıyla karşılaşır.

O tarihe kadar Avrupa’da feodal düzen vardır, “otoriteye bağlılık” tartışılmazdır.

İlk kez 1215’te “otoriteye bağlılık” yara alır.

Bu tarihte İngiliz soyluları Kral Yurtsuz John’a “MagnaCartaLebertatum”u (Büyük Özgürlük Belgesi) imzalatırlar.

Kralın sonsuz olan yetkileri artık sınırlandırılmıştır.

Her ne kadar “soyluların çıkarlarını koruyor” durumunda olsa da, birçok siyaset bilimci, MagnaCarta’yı “demokrasinin ilk adımı” olarak kabul eder.

Bu belgenin 39’uncu maddesi çok önemlidir:

“Özgür kişiler ülke kanunlarına göre yasal biçimde yargılanıp hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden mahrum bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek veya hangi biçimde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Bu bir başlangıçtı, 16 ve 17’inci yüzyıllarda otoriteye bağlılık Avrupa’da etkisini iyice yitirmeye başladı.

Fransız Devrimi ve ardından gelen sanayi devrimi, Batı’da demokrasi kültürünü yerleştirdi.

Tabii bunda, taa o yıllarda “dinsel eğitim”in yerini “bilimsel eğitim”in almasının büyük etkisi oldu.

Biat kültürü, Osmanlı’dan bize miras kaldı

Osmanlı, zaman zaman isyanlar çıksa da, biat kültüründen uzaklaşamadı.

Bilimselliği dışlayan, daha çok dinsel-geleneksel eğitime ağırlık veren ortam devam etti.

Böyle olunca da buluş yapmak, teknolojiye katkıda bulunmak mümkün olmadı.

Medrese eğitiminden kurtulamadığı için Rönesans ve sanayi devrimine giremedi.

Eğitimini aydınlanma çağının gereklerine göre düzenleyemedi.

Böyle olunca da Batı ileri giderken Osmanlı geri kaldı.

Bugün durum ne?

Atatürk, Cumhuriyet’le birlikte Türkiye’yi aydınlanma dönemine soktu.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, bu değişimin ilk göstergesiydi.

Eğitimi düzenleyen yasalar çıkardı, köylerin aydınlanması için Köy Enstitülerini, şehirlerin aydınlanması için Halkevlerini kurdu.

Dinsel ve geleneksel eğitimin yerini bilimsel eğitimin alması için çaba harcadı, ama ömrü “aydınlanma dönemi”nin sonunu getirmeye yetmedi.

Ölümünden sonra “geriye dönüş” özlemleri başladı.

Köy Enstitüleri kapatıldı, imam hatip liselerinin sayısı artırıldı.

Derken derslerin yapısı ve kapsamı değiştirildi.

Bilim liselerinin sayısı artırılacağına, din temelli okulların sayısı çoğaltıldı.

Türkiye, kısa süre içinde yeniden biat kültürüne ağırlık veren eğitim modeline döndü.

2.Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan bu “yeniden biat kültürü” süreci, son 15 yıldır en şaşalı dönemini yaşıyor.

Eğitim, ekonomi, günlük yaşam, her şey ama her şey tamamen “biat kültürü”ne göre dizayn edilmiş durumda.

Türkiye iç ve dış güçler tarafından öyle teslim alındı ki, CHP olup biteni seyretmekten başka bir şey yapamıyor.

 

YARIN:

Türkiye gerçekleri ve CHP’nin bir türlü kurtulamadığı “kalıtımsal” hastalıkları

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

JeoMüh Behzat Gönül - Syn M. Tanzer Ünal, CHP ile ilgili yotumunuza üzületek katılmaktayım. Ben depremlerin önceden tespitini yapan bir Jeoloji Mühendisi olarak deprem olan yerleri araliklarla ziyarette bulunup, belediye badkanları ve yardimciları ile görüşmekteyim. Marmara Bölgesinde deprem tahmin istasyonları kuran CHP' li belediyelerin yöneticileri ilgili dernek ve akademisyenler ile bilerek istasyonlar bir işe yaramadığını bildikleri halde, istasyonları kurarken halkı kurtaravağız ümidi ile oyalıyor. Deprem olduktan sonra da olan depremi önceden bildik ama 5'ten küçük olacağı için söylemedik diyen Yalova Bld Başkanına halk tepki koyunca, Yalova Bld başkanı syn Vefa Salman basın açıklamasında depremi vatandaşa duyurma noktasında belediyenin yetki ve sorumluluğunun bulunmadığını söylüyor. Bu haberlerin halk yorumlarinda ağırlı soru; ' belediyenin yetkisi yoksa bu deprem tahmin istasyonlarını bizim vergi paralarımızla neden kuruyorsun', cevap veren yok. Halkı bu şekilde kandırsn Silivri bld baskanı ve Burda' dan BBB baskan adayı syn Mustafa Bozbey ve de Tekirdağ Süleymanpaşa bld kaybedilldi. Bu durumun zararın CHP genel mrz ve Bdüzü bld bşk 2018 y da Ekrem İmamoğluna bilgi dosyası gönderdim. ( Jeoloji Müh. Behzat Gönül

Kocaeli)

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Eylül 13:23

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?