Reklamı Kapat

40.yılında 12 Eylül anıları (6)

Türkiye’de ilk defa askeri cezaevlerinde nasıl röportaj yaptım?

Kafaya koymuştum.

İzmit ve Gölcük’teki askeri cezaevlerinde röportaj yapacaktım.

Kimler vardı içeride?

Ne düşünüyorlardı?

Neden içeri alınmışlardı?

Bir günlerini nasıl geçiriyorlardı?

Ne yiyip ne içiyorlardı?

Gazete kitap okumak serbest miydi?

15.Kolordu Komutanı Korgeneral Turhan Sökmen Paşa’ya düşüncemi açıkladım.

“İçeridekilerle röportaj yapalım. Yakınları haber almış olur. Bir yığın dedikodu dolaşıyor, bunlar ortadan kalkar, toplum rahatlar” dedim.

Paşa, “Unut! Kesinlikle olmaz! Hem bugüne kadar askeri cezaevlerinde röportaj yapıldığı nerede görülmüş? Gazetecinin askeri cezaevinde işi ne?” diye çıkıştı.

Direttim… “Siz izin vermeseniz de, ben röportaj yapmasını bilirim…”

“Nasıl olacak o?”

“Bir suç işlerim, beni de içeri atarsınız, ben de röportajımı yaparım…”

“Aklından çıkar! Suç işlesen dahi seni cezaevine göndermem, burada Kolordu’da özel bir odada tutarım. Vaz geç bu işten!”

Röportaj iznini bakın kimden aldım?

Turhan Paşa, “Nuh diyor Peygamber demiyordu”…

Ne kadar ısrar etsem de, kabul ettiremedim.

Bu konuda kapıyı tamamen kapatmıştı.

Zorlamanın anlamı yoktu.

Ama kafaya koymuştum.

Bu röportajı mutlaka yapacaktım.

Düşünüldüğünde, benim bu isteğim gerçekten çılgınlıktı.

Sivil cezaevlerinde tamam da, bir gazetecinin askeri cezaevlerine girip röportaj yapması, gerçekten yaşanmış bir olay değildi.

Üstelik zaman, normal bir zaman değildi.

İhtilal yapılmıştı, binlerce kişi tutuklanmıştı, ortalık son derece gergindi.

Ama ne çare, kafayı takmıştım, bu röportajı yapmalıydım.

Bir yolunu bulmalıydım, mutlaka başarmalıydım.

Kocaeli Sıkıyönetim Komutanı Turhan Sökmen Paşa izin vermemişti, ancak Donanma ve Bölge Sıkıyönetim Komutanı Oramiral Nejat Serim belki röportaj yapmama sıcak bakabilirdi.

Gittim, röportaj düşüncemi anlattım.

Dinledi, tek soru sormadan “Ne iyi düşünmüşsün” dedi.

Zile bastı, adli müşaviri çağırdı.

Tanıştırdı, askeri cezaevlerinde röportaj yapacağımı, bununla ilgili program hazırlaması talimatını verdi.

Adli müşavir Albay, “Böyle bir isin nasıl verilebilir?” der gibi yüzüme baktı, ama yapacak bir şeyi yoktu, emri veren Bölge Sıkıyönetim Komutanı’ydı.

Cezaevinde gördüklerimiz

Bugünün sayısını bilmiyorum, 40 yıl önce Kocaeli’nde iki askeri cezaevi vardı.

Biri Köseköy’de, diğeri Gölcük Konca’da…

Hatta unutmadım, Gölcük’teki cezaevi “Güllübahçe” diye anılıyordu.

Adli müşavirlik programı yaptı, 31 Aralık 1980 tarihinde, yani yılbaşı günü röportaj için cezaevlerini ziyaret edeceğim.

Rahmetli Cevat Çetin de fotoğrafları çekecek.

Sabah “içtima” saatinden, akşam “sayım”a kadar, her iki cezaevinin girip çıkmadığımız yeri kalmadı.

Pek çok tanıdık yüz.

Belediye başkanları…

Parti yöneticileri…

Sendikacılar…

Dernek başkanları…

Öğretmenler…

Üniversiteli gençler…

Daha sonra MHP’den milletvekili seçilen Kemal Köse ve Darıca Belediye Başkanı Hasan Ciddi’den tutun da, sendikacı rahmetli Vecdi Verit’e, Cihan Özarı’ya kadar…

Devrimciler, ülkücüler, akıncılar aynı koğuşta yatıp, aynı masada yemek yiyorlardı.

Bizden kimler var, isimlerini tek tek aldık.

İçtimadan, koğuşlardan, yemekhaneden, volta avlusundan fotoğraflar çektik.

Bir günü nasıl geçiriyorlar, onlar anlattı biz dinledik.

Sabah saat 6.30’da başlayan yaşam akşam saat 21.00’e kadar tam bir askeri düzen içinde geçiyordu.

Tutuklular “er” muamelesi görüyordu.

O gün yılbaşıydı, yılbaşı için özel hazırlık yapılıyordu, onları da fotoğrafladık.

Tabii günün sonunda adli müşavirin “Yazdıklarınızı yayınlanmadan önce bir görelim” demesini bekledik, öyle bir talep gelmedi.

Ne o gün, ne sonraki günlerde…

Yine fotoğraf çekerken, “Şurayı çekin, burayı çekmeyin” de denilmedi.

İçeridekilerle konuşmamız da kısıtlanmadı.

Röportaj tam istediğim gibi sonuçlandı.

“KOCAELİ, askeri cezaevlerinde” anonsunun çıktığı gün neler yaşadık?

Oturdum, röportajı keyifle yayına hazırladım.

Altı gün devam edecek bir dizi röportaj…

Üç gün logo üstünden anons edeceğiz, sonra yayına başlayacağız.

Bu arada belirteyim, Donanma Komutanı’ndan röportaj izni kopardığımdan Kolordu Komutanı’nın haberi yok.

“Bakın siz izin vermediniz, ama ben Donanma Komutanı’ndan izin alıp röportajı yaptım” demedim.

“KOCAELİ, askeri cezaevlerinde!” diye anonsa başladık.

Anonsun çıktığı ilk gün “bomba” patladı.

Gazeteyi eline alan Turhan Paşa, küplere binmiş.

“Nasıl olur, Tanzer cezaevlerine nasıl girer?” diye etrafını kırmış geçirmiş, “Hemen telefona bağlayın” talimatını vermiş.

Aydın Binbaşı, telefonu bağlarken “Çok sinirli haberin olsun” dedi.

Zaten her an telefon etmesini bekliyordum.

Telefonun öbür ucundaki ses bağırıyordu, “Nasıl girdin cezaevlerine? Nasıl yaptın?”

Tek cümleyle cevap verdim.

“Efendim Donanma Komutanımız rica etti, ben de kıramadım, röportajı yaptım…”

Cevabım onu daha da sinirlendirdi, “Tamam… Tamam… Ben seninle baş edemem” deyip telefonu kapattı.

12 Eylül anıları bu kadar

Sevgili okurlarım, 12 Eylül 1980 ihtilal anıları bu kadar.

Aradan 40 yıl geçti, anımsayabildiklerimi sizlerle paylaştım.

İhtilal dönemi insan ilişkilerinden bir kesit sundum.

En zor şartlar altında dahi gazeteciliğin nasıl sürdürülebileceği konusunda genç meslektaşlarıma mesaj vermek istedim.

12 EYLÜL DÖNEMİNDE GAZETEMİZDE YAYINLANAN BAZI HABER KÜPÜRLERİ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?