Reklamı Kapat

Kadınların Ekonomik Özgürlüğü

Bugün ne yazık ki ülkemizde, milyonlarca kadın hiçbir ekonomik gücü, sosyal güvencesi, kendisine ait yüz liralık bile bir geliri olmadan; erkek egemen bir düzen içerisinde hayatlarını sürdürüyorlar. Yaşadığımız çağın en temel güç ve özgürlük faktörünün de para olduğu gerçeğini işin merkezine koyarak konuya baktığımız zaman, karşımıza çıkan tablo çok büyük bir dram ve bizler için utanç vesikasıdır.

Türkiye’nin halen daha birçok bölgesinde kız çocuklarının okula gitmemesi için direnen aileler var. Her ne kadar iletişim çağıyla birlikte bir kısım taşrada yaşayan eğitimsiz kadın bu konuda ciddi bir farkındalık sahibi olma yolunda kazanımlar elde etmiş ve kızlarının kendi kaderlerinin yaşamamaları için güçleri yettiğince ortaya bir irade koyma gayretinde olsalar da yine de erkek egemen kültür, sefalet ve cehaletle birleştiği zaman ortaya çıkan tablo gerçekten insanlık adına kara bir sayfadan ibaret.

Taşradan, köylerden, doğudan bahsederken bu sorunlar oldukça yaygın bir şekilde dile getiriliyor ancak Türkiye’nin batısındaki büyük şehirlerin, metropollerin kenar semtlerinde de benzer bir cehalet sarmalı sürekli olarak modern kent hayatını kuşatmaya devam ediyor. Zorunlu eğitim sisteminin anlamsızca değiştirilmesi üzerine bir sürü sözde eğitim kurumu peyda oldu ve ülkemizin standart eğitim sistemi dışında yapılarla, hile-i şeriyye yaparak sözde eğitim veriyorlar. Ama bu yapıların hemen hepsinin kadını dar bir alana hapsetmek isteyen, erkeğin yancısı konumuna getirmek isteyen sapkın tarikat ve cemaatlerin yapıları olduğunu biliyoruz.

DİNİN İNANCI REHİN ALMASI

Tarih boyunca insanlığın en büyük sıkıntılarının sebebi olan birkaç kurum ve kavramdan çoğu dinler ve dinlerle ilintili olduğunu iddia eden yapılar olmuştur. Her insan dünyaya geldiğinde, akıl sağlığı yerindeyse, bir şeyleri sorgulamaya başlar. Öleceğinin farkında olan ve bununla yaşayan tek canlının insandır; bugünkü bilimsel verilere göre tabi. Bu sebeple insan hep bir arayış, bir sorgulama, bir merak içerisinde milyonlarca yıldır kendisini geliştirmiştir. Hep bir şeye inanma ihtiyacında olmuştur.

Semavi dinlerden önce aklının o günün şartlarında erebildiği kadarına göre bir şeylere tapmaya, kendi iradesinden daha büyük bir iradeye teslim olmaya meyyal olmuştur. Ateşe, güneşe, aya, öküze, tavus kuşuna… Sonrasında yerleşik hayat ve şehirlerle birlikte ekonomi ortaya çıkınca bu sefer yaşam alanını yönetenler tarafından “inanç” rehin alınmaya başlamıştır. Kabile reisleri, firavunlar derken kulun kula taptığı çağlar başlamıştır. Gel zaman git zaman bu yerleşik düzen bir şekilde kendi kurumlarını oluşturmaya başladı ve semavi dinlerin gelmesiyle birlikte ruhban sınıfları ortaya çıkarak; insanın yaradılıştan gelen inancını sözde din kurumları ve sözde din kurallarıyla sömürmeye başladılar.

Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık tarihsel geçmişlerine baktığınız zaman birer özgürlük hareketidir. Tanrının mesajı her zaman kulun başka bir kula tapmasının engellenmesi noktasından başlamaktadır. Kuralların kainata dair olduğunu ve insanların hepsinin aslında aynı olduğunu anlatmaktadır. Peygamberler bile ayrıcalıklı bir grup değildir. Ancak zaman içerisinde, peygamberler sonrası süreçlerde tüm semavi inanç sistemleri, sömürü gruplarının elinde birer araca dönüştü. Din adı altında ortaya konanlar, insanların inançlarını rehin alarak onları inandıkları büyük yaratıcıya iman etme noktasından alıp, yeniden kula kulluk eder hale getirdiler.

Bugün dünya çapında milyonlarca Musevi, Siyonizm denen bir ilettin pençesinde insanlıktan çıkmış şekilde yaşıyorlar. Tarih boyunca Yahudilerin çektikleri çok büyük trajedileri; bugünün insanlarını sömürmek için birer araç olarak kullanıyorlar. Keza Hıristiyanlık bir ruhban sınıfı oluşturarak Papalık, Patriklik gibi kurumlarla insanları dinden atma yetkisine sahip, milyarlarca Dolar servetleri yöneten büyük küresel şirketlere döndüler. Çocuklara tecavüz eden papazları koruyan kollayan bir Papalık makamı var ve milyarlarca insanın dini yaşamını düzenleme iddiasında. Nereden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça… Ya da Filistinli bir çocuğun ölmesinden keyif alan sözde Musevi din adamları…

Müslümanlık da ne yazık ki kendisinden önceki semavi dinlerle aynı kaderi paylaşıyor. Bugün İslam coğrafyası dediğimiz bölgelerde on binlerce tarikat insanları sömürüyor. Onlara sözde bir din anlatarak kendi hegemonyasını ayakta tutuyor. Akılla, mantıkla, kutsal kitapla zerre kadar alakası olmayan ve dinin net bir şekilde “bidat” kabul ettiği şeylerle insanları tahakküm altına alıyor.

FAKİR VE EĞİTİMSİZ KADINLAR

Bugünün dünyasında dinler hep kadınları ikinci sınıf bir noktaya koyuyor. Saçma sapan ve yalan bir din inşa eden tüm çıkar grupları biliyorlar ki eğer kadınlar güçlenirse, güçlü çocuklar yetiştirirler. Güçlü, akıllı ve eğitimli nesiller bir dip dalgası gibi gelirlerse; kurdukları sömürü düzeni paramparça olur. Bundan dolayı zaten fakirlik ve eğitimsizlik tarih boyunca bir insanın yaşayabileceği en büyük dram olmuştur. Buna bir de kökten dinci de denilen din simsarı çetelerin etki alanı altında yaşayan bir kadın olma durumu eklenince karşımıza tarihin en büyük trajedileri çıkıyor.

Kadınları evlere odalara hapsetmek isteyen, onların eğitim almasını engelleyen, sorgulayıcı bir zihin geliştirmemesi için doğduğundan itibaren baskılayan, erkeğe ait bir mal bir köle gibi konumlandıran İslam coğrafyasındaki tarikatların dinle, imanla alakası olmadığını başta kendileri olmak üzere herkes biliyor. Ama bu yapılar o kadar güçlü ve toplumdaki boşluklara sızmış durumdayken; mücadele etmesi gerekenler tek bir adım bile atamıyor. Tarikatlarla mücadele konusunda Atatürk ve Cumhuriyete kadar pek bir adım atılmadığı gibi bir yanılgı var ülkemiz genelinde.

Ancak Osmanlı’nın son dönemlerinde bu tarikatların ülkeyi öyle bir şekilde sarmaladığı ve canını çıkardığı görüldüğü için önce 3. Selim, sonrasında da Abdülaziz dönemlerinde tarikatları merkezi bir şekilde kontrol altına almak için kanunlar yayınlanmış ve kurumlar oluşturulmuştur. Bu iki padişahın da Cumhuriyete giden yolda batılılaşma reformlarına imza atmış olan, akıldan ve mantıktan yana tavır koyarak cehaletle mücadele eden padişahlar olması bir tesadüf değil. Zamanın akışı içerisinde akıllı insanların aynı yönde hareket etmelerinin bir göstergesi. Osmanlının çöküşünün en büyük sebebi bu zehirli tarikat ve cemaatlerdir. Orduyu bölen, bürokrasiyi bölen, kendi zorba düzenlerini korumak için koskoca imparatorluğu İngiliz uşağı bir padişaha getiren sürecin baş aktörleri yobaz din çevreleriydi.

Yahudiler ve Hıristiyanlar tarih boyunca yaşadıklarından dersler alarak bu kısır döngüden büyük oranda sıyrıldılar. Halen daha ciddi bir oranda bu alanda sorunlar yaşıyor olsalar da, hitap ettikleri kitlelerin çok büyük bir kısmının aydınlanma kültürünün ürünü olan eğitim sisteminden yetişmesi, sanatı, felsefeyi ve bilimi hayatın en önemli konuları olarak gören bir zihniyetin; isteseler de istemeseler de, içinde var olmaları sebebiyle varoluşsal krizlerini aşarak, bugün sadece sakatlıkları olan güçlü birer kurum halindeler. İslam dünyasının bu yönde tek umudu yukarıda bahsettiğim Türk aydınlanmasının Osmanlıdan bu yana gelen silsilesinde Atatürk’le taçlanan süreciydi. Ancak bırakın İslam dünyasının, kendi milleti olarak bile bu mirası doğru düzgün koruyamadık.

Bundan sebeptir ki eğitimsiz, ekonomik gücü olmayan ve toplumdan ötelenen kadınların coğrafyasındayız. Ondan sonra neden sürekli ekonomik krizler var, neden sürekli cinayetler, istismarlar, her türlü melanet var diye hayıflanıyoruz. Sütü ekşittik, kaymak neden kötü diye soruyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

05

güney kurnaz - hocam çok güzel bir yazı. kaleminize sağlık. dini bir tahakküm aygıtı olarak kadınların üzerinde kullananların tarihsel geçmişini anlatmışsınız. Sağolun 2 kız babası olarak size teşekkür ediyorum

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Ekim 09:27
04

Serdar Özcan - Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Kadınlar güçlenirse güçlü bir nesil yetiştirirler sözünüz yazının özeti olmuş... Ülkeler artık tarikatların elinde sömürge aynı şekilde dinlerde tarikatlar tarafından tutsak edilmiş durumda bunun tek çaresi kadınlarımızı eğitip, güçlendirip bu düzene karşı çıkmak..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Ekim 18:02
01

Fehmi - Abi ne doktorusun bilmiyorum ama lutfen alanin olmayan islere girme. Antropolojiye sosyolojiye bakarsan butun toplumlarda din, kaynaklarin ,ve neslin devaminin bir organizasyonudur. Nasil evlenilir nasil cocuk sahibi olunur ve hatta nasil ölünür sorularina cevap din olmustur. Serbest piyasanin buyuk endustrinin isgucune talebin olmadigi yerde kadin ortalarda gezemez burdaki organizasyona bozulmus din kadini eziyor dersen sana gulerler. Lutfen alaninda yorum yap. Eski toplumlari bugunku uretim bicimlerine toplum yapisina gore elestirmek yanlistir. Ibonun deyisi ile urfa da oxford vardi da onlar mi okumadi.

Yanıtla . 0Beğen . 2Beğenme 09 Ekim 20:26
03

Serap Çolakoğlu - @Fehmi 01 nolu yoruma cevabı: Bu söylediklerinize hep din cevap oldu diye bugün dünya rezil bir yer beyfendi

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Ekim 17:43
02

Mustafa Güler - @Fehmi 01 nolu yoruma cevabı: Adam sosyal psikoloji ve iletişim hocası sen de baya bir yobazsın

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Ekim 17:37

Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?