Reklamı Kapat

Performansınızı test etmek istiyorsanız mutlaka bu mağaraya gidin

Mağara gezmeyi seviyorsanız…

Kendinizi de “test etmek” istiyorsanız…

Size bir “mağara” önereceğim.

Gilindire Mağarası…

Diğer adıyla Aynalıgöl Mağarası…

Nerede mi?

Mersin’in Aydıncık ilçesinde…

Neden “Kendinizi test ermek istiyorsanız” dedim?

Dedim, çünkü bu mağaranın tamamını gezmek, öyle her babayiğidin harcı değil.

Özellikle bizim gibi 70’i devirenlerin…

Sağlık sorununuz varsa, yürüyüş konusunda antrenmanlı değilseniz, merdiven inerken çıkarken zorlanıyorsanız, boşuna heveslenmeyin, bu muhteşem mağarayı görme şansınız hiç yok!

Mağaranın dibindeki gölü görebilmek için 560 basamak iniyorsunuz, 560 basamak çıkıyorsunuz…

1120 basamak…

Sıcak, nemli bir ortam…

Nefes almakta zorlanıyorsunuz, buram buram terliyorsunuz…

“Gilindire” ismi nereden geliyor?

Bir mağara görmek için İzmit’ten taa Mersin’e gittiğimizi sanmayın.

Yaz tatilinde, Bozyazı-Anamur yöresinde günümüzü geçirirken, mutlaka görmemiz gereken yerler arasında Gilindire Mağarası da vardı, gördük.

Bozyazı’dan çıktık, Aydıncık’ı geçtik, 4 kilometre kadar sonra mağaranın tabelasını gördük.

Mersin’e gidiş yönünün deniz tarafında… Mağaranın giriş ağzı zaten denize bakıyor…

Mağarayı, Aydıncık Belediyesi işletiyor.

Bilet gişesi, tuvaletler ve kafeterya sizi karşılıyor.

Bilet almadan önce, uyarı tabelasını okuyorsunuz.

“Kendinize güveniyorsanız, ziyaret edin” dercesine yazılmış uyarı.

Mağaraya girmeden önce elimizdeki broşürü karıştırıyoruz.

Aydıncık’ın geçmişi “antik çağa” kadar uzanıyor.

Finikeliler döneminin izlerine rastlanıyor.

Roma Devleti’nin önemli liman kentleri arasında…

İlçenin o dönemki ismi “Kelenderis”miş, yıllar içerisinde bu isim “Kelendri”, “Gelendir” ve “Gilindire”ye dönüşmüş.

Bulunan mağaraya da bu nedenle “Gilindire” denmiş.

1999 yılında bir çoban tarafından bulunmuş

Gilindire Mağarası’nın tanınırlığı yeni.

1999 yılında, yani 20 yıl önce, hayvanlarını otlatan bir çobanın, çevrede gezen bir kirpiyi takip etmesiyle ortaya çıkarılmış.

Çoban durumu yetkililere bildirmiş, uzmanlar inceleme yapmış ve Orman Bakanlığı burayı “Tabiat Parkı” ilan ederek korumaya almış.

Mağarayı hizmete açma çalışmaları, 13 yıl sürmüş.

6 yıl önce, yani 2013’te mağaraya ziyaretçi kabulüne başlanmış.

Mağaraya girebilmek için önce deniz tarafına hafif eğimli bir yolda yürüyorsunuz.

Önünüze; etrafı korunaklı, müthiş deniz manzaralı bir merdiven geliyor.

Bu merdiven sizi mağaranın girişine götürüyor.

Girişte sanıyorsunuz ki, merdiven işi bitti.

Biz girerken, bir grup genç oflayıppoflayarak dışarı çıkıyordu.

Şortlarına tişörtlerine kadar sırılsıklam terlemişler.

Bize, “Halimizi görmüyor musunuz, bu yaşta sizin ne işiniz var?” dercesine bakıyorlardı.

“Yanınızda kese var mı?” diyerek dalgalarını da geçtiler.

Aldırmadık, yürüdük…

Zorlu yolculuk başlıyor

İlk adımınızdan itibaren mağara sizi büyülemeye başlıyor.

İnanılmaz bir görsel şölen!

Sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları…

Akma taşlar, mağara iğneleri…

Çok sayıda salon ve odanın görülebildiği, genişliği 100, yüksekliği 18 metreye kadar ulaşan galeriler…

Uzmanlara göre, 30 milyon yıl gibi bir sürede oluşan muhteşem bir yapı.

Adeta “buzul dönemine” yolculuk yapıyorsunuz.

Renk cümbüşü içinde…

560 basamak aşağıya indiğinizde; genişliği 30, uzunluğu 140, tavan yüksekliği 40 ve derinliği 47 metre olan bir göl karşılıyor sizi.

Mağara ve göl, çok ustaca ışıklandırılmış.

Çizgiler ve renkler, sizi adeta büyülüyor.

Dikkatle baktığınızda görüyorsunuz, mağara içindeki sarkıt ve dikitler gölün içinde de devam ediyor.

Göl, denizle aynı seviyedeymiş.

İlk 10 metresinin tatlı, sonrasının tuzlu olması, “doğa mucizesi” olarak tanımlanıyor.

Denizle göl arasında direkt bir galeri bağlantısı bulunmasa da, küçük çatlaklardan deniz suyunun göle sızdığı sanılıyor.

Gölün etrafına platform yapılmış, ihtiyarlar için bir iki de sandalye konulmuş.

Zorlu çıkış yolculuğuna başlamadan, burada soluklanıp göl ve çevresini dikkatle inceleyebiliyorsunuz.

Gençler oturuyordu, biz oturmadık, incelememizi ayakta yaptık.

Geri dönüş yolunda, gençlerin yine şaşkın bakışlarıyla ve “İndiniz de, şimdi nasıl çıkacaksınız?” gibi laf atmalarıyla karşılaştık.

Terledik, yorulduk, ama başardık.

560 basamak indik, 560 basamak çıktık, performans testini başarıyla atlattık.

Mağaradan çıkarken, üstümdeki tişörtün ıslanmadık yeri kalmamıştı.

Soyundum, tişörtü katlayıp sıktım, şıp şıp damladı.

O derece!

Bilim insanlarına göre, tek ve eşsiz!

Bilim insanlarının mağara ile ilgili tespitleri şöyle:

“Buzul dönemine ait bütün hidrolojik ve atmosferik verileri içerisinde saklı tutan bir mağara… Bu özelliğiyle Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Balkanları kapsayacak şekilde Doğu Akdeniz’de bulunan tek kayıt noktası…”

Bilim insanları, bu özelliği nedeniyle Gilindire Mağazası’nı “tek ve eşsiz” olarak niteliyorlar.

Sanırım, değişik bilim grupları, mağaradaki incelemelerini sürdürüyor.

Bana göre, 10 üzerinden 10

Ben “mağaracı” veya “mağara gezgini” değilim.

Özel bir ilgim yok.

Ancak yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimde, eğer görülmeye değer bulursam, mağara da gezerim.

Ülkemizde kayıtlara göre 20 bin mağara var.

Bunlardan sadece 50’si turizme açık!

Turizme açık olanlar da üçe ayrılıyor.

*Herkese açık mağaralar.

*Ekipmanlı ziyaretçilere açık mağaralar.

*Ekipmanlı profesyonel ziyaretçilere açık mağaralar.

Eğer yenileri eklenmediyse, herkesin ziyaretine açık mağaralarımızın sayısı 32.

İsimleri ve bulunduğu şehirler şöyle:

* Buzluk Mağarası (Ağrı)

*Damlataş Mağarası (Antalya)

* Dim Mağarası (Antalya)

* Karain Mağarası (Antalya)

*Yalandünya Mağarası (Antalya)

*Zeytintaşı Mağarası (Antalya)

*Gürcüoluk Mağarası (Bartın)

*İnsuyu Mağarası (Burdur)

* Oylat Mağarası (Bursa)

* Tuz Mağarası (Çankırı)

* Kaklık Mağarası (Denizli)

* Keloğlan (Dodurgalar) Mağarası (Denizli)

* Karaca Mağarası (Gümüşhane)

* Zindan Mağarası (Isparta)

* Cennet Obruğu (Mersin)

* Dilek Mağarası (Mersin)

*Eshab-ı Kehf Mağarası (Mersin)

*Köşekbükü Mağarası (Mersin)

*Yarımburgaz Mağarası (İstanbul)

*Yediuyurlar Mağarası (İzmir)

* Eshab-ı Kehf Mağarası (Kahramanmaraş)

*Mencilis Mağarası (Karabük)

*Dupnisa Mağarası (Kırklareli)

* Tınaztepe Mağarası (Konya)

* Fosforlu Mağarası (Muğla)

*Yerküpe Mağarası (Muğla)

* İnatlı Mağarası (Sinop)

* Ballıca Mağarası (Tokat)

*Çalköy Mağarası (Trabzon)

*Cehennemağzı Mağarası (Zonguldak)

*Gökgöl Mağarası (Zonguldak)''

*Gilindire Mağarası (Mersin)

Listeyi okurken dikkatinizi çekmiştir, Eshab-ı Kehf Mağarası (Yedi Uyuyanlar Mağarası) hem Mersin hem de Kahramanmaraş’ta görünüyor.

Yanlış yazmadım, doğru…

Bu mağaralar hem Hıristiyan hem de Müslümanlar tarafından kutsal kabul ediliyor.

Tabii ayrı bir yazı konusu, bugünlük bu kadar belirteyim.

Yazıyı bitirmeden iki not daha düşeyim.

Türkiye’de turizme ilk açılan mağara, Burdur-Antalya yolu üzerindeki İNSUYU Mağarası.

1965 yılından beri ziyaretçi kabul ediyor.

Türkiye’nin en uzun mağarası ise Isparta’nın Yenişarbademli İlçesi’ndeki PINARGÖZÜ Mağarası.

15 kilometre uzunluğunda…

Tabii herkese açık bir mağara değil.

Sadece ekipmanlı profesyonel mağaracılar gezebiliyor.

Neyse…

Bugün pazar, epeydir yazmak için beklettiğim bir mağara ziyaretimi sizlerle paylaştım.

Gilindire Mağarası’na not vermek gerekirse, 10 üzerinden 10!

Türkiye, bir “mağara cenneti”!

Gezmek için fırsat yaratın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket İzmit Belediyesi 190 aracı kiralamalı mı, satın mı almalı?