Reklamı Kapat

Atatürk’ün cuma hutbesini hatırlamanın tam zamanı

Bugün cuma…

Epeydir yazmak istediğim bir konu var notlarımın arasında.

Atatürk’ün cuma hutbesi…

Hutbenin konusu neydi biliyor musunuz?

“Askerliğin şerefi”…

Ordumuz,yakın geçmişte linç edilmek istendi.

Bugün de içte ve dışta büyük sıkıntılarla karşı karşıya.

Böyle bir dönemde “Atatürk’ün cuma hutbesi”ni hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var.

Bu hutbe, Atatürk’ün askerliğe verdiği önemin yanı sıra, dinimize verdiği değeri de ortaya koyuyor.

Her ne kadar bazı kesimler kasıtlı olarak “din düşmanı” ilan etse de…

Diyanet İşleri Başkanlığı, milli bayramlar öncesi ve sonrasına denk gelen cumalarda onun ismine hutbelerde yer vermese de…

Mustafa Kemal Atatürk, “dine saygılı” bir liderdi.

Talimat verdi, 3 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu.

Cumhuriyet’in ilanından sadece 4 ay sonra...

İlk Başkan Rıfat Börekçi Hoca’ya, 1927 yılında, bir “Cuma hutbesi” hazırlattı.

Daha doğrusu, oturup birlikte kaleme aldılar.

“Askerliğin şerefi” konusunu işlediler.

O hutbeyi hep birlikte okuyacağız, ama önce Atatürk’ün Rıfat Börekçi Hoca’ya “hutbelerin dili ve önemi” konusunda ne söylediğini aktarayım.

“Hocam, camilerimizde okunan hutbelerden milletimiz tam aydınlanıyor mu? Senden isteğim, ayetlere dayanan bir hutbe kitabı hazırlanması. Çünkü bizim dilimiz Türkçedir. Okunan hutbeler de siz daha iyi bilirsiniz ki Arapça aktarılmaktadır. Milletimiz bu yüce İslam Dinini çok iyi anlamamaktadır. İyi anlaşılması için açık bir Türkçe ile hutbelerin vatandaşımıza seslenmesini istiyorum. Bu büyük milletin diniyle, kültürüyle daha iyi büyüyeceğine inanıyorum. Yalnız dinimiz, bilginin ışığında müspet ilimler yolunda ele alınmazsa, vatanımız ve milletimiz için bir felakettir…” 

Ve işte Atatürk’ün Rıfat Börekçi Hoca ile birlikte hazırladığı cuma hutbesi

“Ey cemaat-i Müslimin!

Dünyada düşmansız insan olmaz. İnsanın dostu bir ise düşmanı bindir derler. Bunlar, boşuna söylenmiş sözler değildir. Düşmanın açığı var, gizlisi var, bilineni var, bilinmeyeni var, küçüğü var, büyüğü var. Fakat düşman değil mi, hepsi fırsat kollar, hepsi bir zamanını bekler. Onun için insan daima uyanık olmalı, düşmanı korkutacak, düşmanın tecavüzüne meydan vermeyecek kadar kuvvetli, o kadar uyanık bulunmalı. Başka şekilde dünyada rahat yaşanmaz ve yaşatmazlar.

Ey cemaat-i Müslimin!.. Ey Allah’ın kulları!.. Düşmana karşı kuvvet hazırlamak üzerimize farzdır. Bu kuvvetlerin en mühim kısımlarından biri de şüphe yok ki askerdir. “Asker”dir. Asker, düşmanlara karşı dinimizi, yurtlarımızı, ırz ve namuslarımızı bilfiil koruyan silahlı bir kuvvettir. Bunun için askerlik çok büyük, çok mukaddes bir vazifedir. Allah’ını, Peygamberini, yurdunu, yuvasını seven, ırz ve namusunun kıymetini bilen her insan, askerlik görevini seve seve yapmalıdır.

Bizim dinimizde askerliğin mertebesi çok yüksektir. Ölürse şehit, kalırsa gazidir. Peygamberlik rütbesinden sonra en yüksek rütbe şehitlik mertebesidir. Onun için askere çağrılınca koşa koşa ve sevine sevine gitmek lazımdır.

Peygamberimiz; ‘Silah altına davet olunduğun zaman hemen icabet et’ buyurmuştur. Peygamberimizin bu emrini tutmak, boynumuzun borcudur. Askere çağrılıp da gitmeyenler, askere gitmemek için hiç yoktan bahaneler, hastalıklar icat edenler Allah’a ve Peygamberine asi olmuşlardır. Böylelerinden ne Allah razı olur, ne Peygamber!..

Ey mü’minler!.. Bilmiş olun ki, bir asker için en büyük vazife, amirlerine, subaylarına, komutanlarına itaat etmektir. Efendimiz, ‘Hoşunuza gitse de gitmese de amirlerinizin emirlerini dinleyin, onlara itaat edin’  buyurmuşlardır. Amirlerine itaat etmeyen asker, ordunun bozulmasına sebebiyet verir, böylece memleketine ihanette bulunmuş olur. Çünkü itaatsizlik, düzensizliği ve düşmanın galibiyetini hazırlar. Onun içindir ki, askerin amirlerine karşı itaatsizliği, Allah vermesin, memleketin ve milletin mahvolmasına sebep olur. Vazifesini bilen bir asker, amirleri ne söylerse onu yapar. İtaatsiz bir asker, Allah’ın ve Peygamberin gazabını kendi üzerine alır, dünyada ve ahrette rezil-rüsva olur.

Askerlikte gösterilen her vazife mukaddestir. Talim ve nöbet ise kutsal bir görevdir, büyük bir ibadettir. Peygamberimiz buyuruyorlar ki; ‘Allah için bir gece nöbet beklemek, gecesi namaz, gündüzü oruçlu geçen bin geceden hayırlıdır’.

Talime çıkmamak için yalandan hasta görünmek, büyük hem de çok büyük bir günahtır. Nöbet beklerken uyumak, bulunduğu karakolu düşmana teslim etmek de büyük bir günahtır. Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuşlardır; ‘İki göze cehennem ateşi dokunamayacaktır. Biri Allah korkusundan ağlayan göz, diğeri de Allah yolunda gece vakti karakol bekleyen göz’… Çocuklarımıza atıcılık öğretmek, askeri talimler yaptırmak da Peygamberimizin emirlerindendir.

Ey cemaat-i Müslimin, ey Allah’ın kulları!.. Düşman ile karşı karşıya gelmeyi arzu etmeyiniz. ‘Ah bir savaş olsa da şöyle yapsak’ demeyiniz. Fakat her ne sebeple olursa olsun, düşmanla karşı karşıya gelmek zorunda kalırsanız, o zaman düşmandan daha çok kararlı olunuz, düşmana arka çevirmeyiniz, düşmandan kaçmayınız. Çünkü düşmandan kaçanların cezası, dünyada hüsran ve helak, ahirette azaba uğramaktır. Bunlar dünyada sefaletin, ahirette cehennemin en alt tabakasına yuvarlanırlar. Böyle bir akibet ise fenadır.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Koronavirüs ile mücadelede sokağa çıkma yasağı uygulanmalı mı?