Çekingen Irkçıların Ülkesi Avusturya

Bir haftadır hem iş, hem akademik çalışmalar, hem de tatil amaçlı bir seyahat için Viyana’dayım. Kıta Avrupası’nın bu köklü ülkesinde son yıllarda yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler hem bizlerin geçmişinden izler taşıyor hem de geleceğe yönelik olarak bazı ipuçları içeriyor.

Yolculuk öncesinde bana söylenen “dünyanın en ırkçı ülkesine gidiyorsun” cümlesini açıkçası kafamda çok yerli yerine oturtamamıştım. Ancak ülkede hayatın içine karışınca bunu bir turist olarak net bir şekilde görmeseniz de size anlatılanlardan sonra çevrenize bu bilgiler çerçevesinde bakınca bazı şeyleri çok daha rahat hissedebiliyorsunuz.

Ülkede çok büyük oradan bir göçmen kitle var. En büyüğünü Türklerin oluşturduğu bu kitleleri Avusturyalılar Müslüman – Hıristiyan şeklinde bir ayrıma tabi tutarak ayırmıyorlar. Kendi milletlerinden olmayan tüm azınlık ve göçmen gruplarına benzer bir tutumları mevcut. Suratsız, soğuk ve sorulara yanıt vermekten açık bir şekilde imtina eden ve sizleri gözleriyle aşağılayan bu tipler; genel geçer Avrupalı ırkçılığı kalıbına oturuyor. Ancak burada çok temel bir ayrım var, muhatabınızın ait olduğu sosyal sınıfa göre; karşılaştığınız tutum ve davranışlar değişiyor.Öte yandan küstahlık yapan birisine biraz sesinizi yükseltip hakkınızı aradığınızda anında çark ediyor ve dünyanın en korkak insanlarına dönüşüyorlar.

Şöyle ki, bulunduğu mekandan, kılık kıyafetinden orta ve üst sınıfa mensup olduğunu anladığınız Avusturyalılarda bu soğuk ve mesafeli tavır çok net bir şekilde kendisini gösterirken; toplumun alt tabakalarına indiğinizde bu soğukluktan pek de bir eser kalmıyor. İnsanlar kendi hallerinde yaşıyorlar ve politika çok da umurlarında değil. Göçmenlerle daha sıcak ilişki kuruyorlar.

Bunun bazı sosyolojik sebepleri elbette var ve dünyanın hemen her yerinde geçerli olan sosyo-politik sosyo-ekonomik tahliller burada da formüller yerli yerine oturtulduğunda size sonuçları veriyor. Avusturya da bizim gibi geçmişte azametli bir imparatorlukken, 1. Dünya Savaşı dünyada imparatorluklar çağını bitirince bir Cumhuriyete dönüşen ülkelerden. Yaşadıkları toprak kayıpları bizimkisi kadar olmasa da pek de az sayılmaz. Yıllarca Kıta Avrupası’nın en güçlü Cermen devleti olan bu ülkenin bugün Almanya tarafından fersah fersah geçilmiş olması da toprak kayıplarıyla beraber kökleri geçmişten günümüze filizlenen büyük bir travma olsa gerek. Eski günlerine özlem duyan ve artık bu gücü olmayan bir ülkenin insanları.

Her eski Avrupa devleti gibi Avusturya da büyük bir refaha sahip. Ülkenin gelir seviyesi yüksek, asgari ücretin alım gücüyle kıyasını yaptığınız zaman ülkemize tur bindirecek durumda. Siz bakmayın iki domates, üç portakal fiyatıyla yapılan anlamsız kıyaslamalara. Burada 1500 EURO asgari ücretlinin çocuğuna bir hafta yetecek miktarda mamayı alması 13 EURO’ya mal olurken, bu rakam bizim ülkemizde 2020 TL’ye 130 TL. Bu kültürün bir insanıysanız domuz eti yiyorsunuz ve fiyatları çok ucuz. En pahalı şey tüm Avrupa’da olduğu gibi su.

Avusturya devleti çocuğu doğunca işinden ayrılan kadınlara maaşının yaklaşık üçte ikisi kadar bir parayı on beş seneye kadar ödüyor. Çocuk başına da 180 EURO kadar bir para veriyor her ay. Anaokulundan üniversiteye eğitim ücretsiz. Yani bu çocuk parası da bir aileye gayet yeterli. Doğal olarak da bu ülkede ciddi bir orta sınıf yaratıyor. Orta sınıflar her zaman için milliyetçi ve muhafazakar partilere yönelme eğilimine sahiptirler. Bu tüm dünyada işleyen bir formül olarak burada bir de vatandaşlık alan göçmenlerin aynı haklara sahip olması durumunu da ortaya çıkartıyor ve dipten gelen bir tepki zamanla yükselmeye başlıyor. Sosyal demokrat politikaları sadece kendi ırkından gelenler için isteyenler de ırk ve sosyal kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan nasyonal sosyalizm kıskacına otomatik olarak giriyorlar.

Arap Baharı felaketinin yol açtığı göçmen dalgası, uzun yıllardır burada yaşayan göçmenlerin entegrasyon sorunlarıyla bir araya geldiği zaman Avrupa’da yükselen ırkçılıktan en yüksek oranda nasibini alan ülke de Avusturya oluyor. Geçen aylarda erken genel seçime giren ülkede ırkçı politikalar benimseyen sözde merkez sağcıSebastianKurz’un partisi %37 oy aldı. Sosyal demokratlarsa yıllardır tüm Avrupa’da olduğu gibi kan kaybetmeye devam ederek %20 oy alabildi. Aşırı sağcı partiyse üçüncü olarak geçen seçimde aldığına göre yaklaşık 10 puan oy kaybederek %16 oy aldı. Ancak Kurz’un bu partinin tabanından aldığı oylar, merkez sağı daha radikal bir çizgiye çektiği için iki sağ partinin koalisyon kurması ihtimali yüksek. Yeşiller ve Liberaller de meclise az sayıda milletvekiliyle girebilen diğer iki parti oldu. Ülkede seçim barajı %4.

Burada bir araya gelip sohbet etme fırsatı bulduğumuz Atatürkçü Düşünce Derneği Viyana Şube Başkanı Şakir Güler’in bize aktardığı bilgiler oldukça kıymetli. Sosyal demokratlar sanılanın aksine Yeşiller Partisine değil, aşırı sağ ve merkez sağa oy kaçırıyor. Bu iki partinin de sağ politikaları merkezden uzaklaştığına göre; ülkenin politik merkezinin sağa kaydığını tespit edebiliyoruz. Tıpkı ülkemizde 90’larda başlayan sol oyların aşırı sağa kaymasına benzer bir durum var. CHP’den Refah Partisine giden oylar misali, sosyal demokratlardan aşırı sağa kitleler halinde oy geçişi var.

Bu arada bir dipnot; Şakir Bey emekli bir öğretmen ve çok güzel bir merkez kurmuş. Çocuklara entegrasyon sorunlarını aşmaları için dil dersleri başta olmak üzere okul derslerinde yardımcı etütler veriyorlar. Saz ve bağlama gibi kültürümüzün müziklerini yaşatmaya ve yeni kuşaklara aktarmaya çalışıyorlar. Daha önceki ofisleri ırkçılar tarafından iki kere molotof kokteylli saldırıya uğramış ve yer sahibi kontratlarını uzatmamış. Avusturya Sosyal Demokratlar Birliğine ait bir komplekste kendilerine yer tahsis edilmiş. Şu anda daha sakin bir ortamdaçalışmalarını hiçbir maddi destek olmadan kendi imkanlarıyla yürütüyor. Ülkemizi, milletimizi ve değerlerimizi yaşatmak için bu mücadeleyi veren Şakir Beyi ayakta alkışlamak gerekiyor.

Avrupa ekonomisi bir süredir resesyonda, yani durgunluk içerisinde. Hatta Avrupa Merkez Bankasının bir sefere mahsus para basarak halka dağıtması ve ekonomiyi ısıtması politikası sürekli olarak dillendiriliyor. Bu ekonomik durgunluk aşılamadıkça, Avrupa’nın sağa yönelimi giderek daha yüksek bir hızla gerçekleşecektir. Zira burada toplumsal merkezin dini değerler, milliyetçilik ve tarihle kavga gibi kronik sorunları olmadığı için; bizdekinin aksine sağa kayış çok daha kolay. Ekonomi iyileşmedikçe ve göç entegrasyonu meselesinde yol alınmadıkça zamanla çok daha gaddar bir Avrupa sosyolojisi ortaya çıkacaktır.

Ülkedeki Türk azınlık genellikle Türkiye siyasetinde sağa, Avusturya siyasetinde sola oy veriyor. Yeşiller daha çok Kürtlerin ve Arapların desteğini alırken, sosyal demokratlar Türklerin ve diğer Balkan kökenli azınlıklardan oy alıyor. Türkler geçmişte ülke içinde ciddi anlamda örgütlü bir yapıymış ancak zamanın ruhu gereğince kültürel aidiyetler zayıfladıkça ve yeni kuşaklar Türk’ten çok Avusturyalı olarak kendilerini gördüğü için geçmiştekinden çok uzak bir noktada. Ancak PKK destekçisi gruplar bilakis gayet örgütlüler. Yürüyüşler yapıyor, politik mesajlarını kamusal alanda dile getiriyorlar. Araplarsa daha çok yaşam mücadelesinde.

Ülkede UBER benzeri Bold adlı bir uygulamayla zaman zaman yolculuk ettik. Her ne kadar toplu taşıma organizasyonu mükemmel ve rahat olsa da acelemiz olan durumlarda tercih ettiğimiz bu taksilerin yüzde doksanı Türk şoförler. Hemen hepsinde dini kimlik milli kimliğin önünde. Milli kimliğini, dini kimliği olmadan ifade edemiyorlar.Tıpkı tüm Avrupa sağı gibi. Bu sebeple de entegrasyon süreci zorlaşıyor çünkü Araplar ve Çeçenlerle aynı kategoride değerlendiriliyorlar. Araplar yeni dönemin öcüsü, Çeçenlerse illegal işlerin başını çekenler.

Aracına bindiğimiz Suriye’den savaş yüzünden gelmiş bir Arap aracında Mozart dinlerken, bizimkiler üçüncü sınıf Türk rap şarkıları dinliyor. Suriyeli bize araca biner binmez şeker ikram ederken, Türk “sizi burada indireyim biraz yürüyün, ben de anayola döneyim” diyor. Avrupa ülkeleri eğitimli ve kendi kültürüne kolay entegre olacak Arapları kabul etti ve tabiri caizse eleğin altına dökülenler bize kaldı. Bu sebeple bizim yaşadığımız sosyal sorunlar milletten ve ırktan öte, kültürle ilgili bir mesele gibi duruyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?