Bugün büyük Atatürk’e layık olabiliyor muyuz?

Dün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümüydü. Öyle fırtınalı bir hayattan geçti, Kurtuluş Savaşı ve kuruluş çalışmaları yaptı ki henüz 57 yaşında iken hayatını kaybetti. Keşke biraz daha yaşayabilseydi. Kendisi kurucusu olduğu ve çok övündüğü laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyetinde tartışmasız bir lider olmasına rağmen hiçbir zaman, otoriter bir adam olmadı. Dönemindeki Hitler yada Mossolini’yi değil daima demokrasiyi tercih etti. Devlet imkanlarından faydalanmadı,zenginleşmedi,yakınlarını  korumadı,yakınlarına  miras bırakmadı.

Bütün mirası Türk milletineydi. Bıraktığı miras, genç Türkiye cumhuriyeti ve bunun kurucu felsefesiydi. Bize bu mirasa  sahip çıkın, çağdaş medeniyeti aşın, özgürlük sizin karakteriniz olsun, bilimden, dinimizin özgür ve çağdaş biçimde anlaşılmasından, laiklikten ,demokrasiden,yurtta barış ve Dünyada barıştan sapmayın diyordu.

Daha Kurtuluş Savaşı sırasında 26 Temmuz 1920 tarihli Hakimiyeti Milliye gazetesindeki bir mülakatında Atatürk, Kurtuluş Savaşı verdiğimiz emperyalistlerden bahsederken,  “Aynı emperyalist devletler aynı derecede şiddetle Türk’ün de Arap’ın da Irak’ın da Anadolu’nun da Suriye’nin de düşmanlarıdır. Şu halde Anadolu’nun Irak’ın Suriye’nin hayatı ve menfaatleri pek sıkı bir tarzda birleşmiş bulunuyor. Demek oluyor ki; Türklerle Iraklılar ve Suriyeliler arasında sıkı bir dostluk ve uyum süreci gerekir” demektedir. İşte emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşımızın felsefesi budur, ve ne yazık ki bugün de aynı olayların benzerleri yaşanmaktadır.

Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşında Atatürk’ü destekleyenlerin, saraya/sultana karşı yapılan cumhuriyet savaşında Atatürk’ü tam olarak desteklediklerini söylemek zordur. Aslında Atatürk Cumhuriyet cephesinde yapayalnızdı. Bu nedenle zamanı gelinceye kadar cumhuriyeti kendi vicdanında milli bir sır olarak sakladı.

Atatürk milli mücadele esnasında bir yandan emperyalizme karşı tam bağımsızlık savaşı verirken diğer taraftan saraya/sultana karşı da milli egemenlik anlamında cumhuriyet mücadelesi vermekteydi. Kurtuluş Savaşından sonra bunun için değişik hamleler yapacaktı. Bunlar; Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşturulması, Mecliste halkçılık kavramının kabul edilmesi,1921 Anayasasının kabulü, arkasından saltanatın ve halifeliğin kaldırılması, 1 Nisan 1923’te yapılan genel seçimler ve Atatürk’ün millet meclisi başkanlığına seçilmesiydi.

28 Ekim 1923 tarihinde Atatürk 1921 anayasasında bir değişiklik önergesi hazırlatacaktı. Önerge Anayasanın 1 maddesine “DEVLETİN HÜKÜMET ŞEKLİ CUMHURİYETTİR” şeklinde bir madde ilavesiydi.29 Ekim 1923’te oy birliği ile kabul edilen bu madde ile Atatürk aslında yıllarca vicdanında sakladığı, gün ve gün adeta örgü örer gibi geliştirdiği bugün kanatları kırılmış olsa da GENÇ ve YENİ TÜRKİYE CUMHURİYET ”i hayata geçiyordu.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik ortam,dış politika ve eksik demokrasi büyük Atatürk’ün koyduğu kurucu ilkelerine gereği gibi sahip çıkmadığımızı gösteriyor.Bu ülke kutsal dinimizi kötüye kullanan sahte dindarlar gibi  Atatürk ilkelerini de kötüye kullanan  bir çok sahte Atatürkçüleri yaşayarak görüyor. 10 Kasımlarda büyük Atatürk’ü anarken öncelikle ona ne kadar  layık olduğumuzu tartışmamız gerekmez mi? Onu rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fahri Örengül - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?