Yalnız(lık) Gelecek

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum.

Geçen sene İngiltere’de iki yeni bakanlık kurulduğuna dair bazı haberler basına yansımıştı.

Bunlardan biri “Yalnızlık Bakanlığı”.

Diğeri “İntihar Bakanlığı”.

Belki ilk duyduğunuzda “ne kadar ilginç” demiş olabilirsiniz.

Ancak son haftalarda üst üste gelen “aile intiharlarını” göz önüne alınca, aslında çok anlamlı bir adım olarak görüyorum.

Zira, siyaseten tedbir alınacak bir konu olarak değerlendirilmesi bir yana, yalnızlık ve intihar aslında birbiriyle ilgili iki kavram bana göre.

İnsan neden intihar etmek ister?

Neden en önemli varlığı sayılabilecek “canından” vazgeçmek ister?

İnsanı canından, hatta sevdiklerine kıyarak, vazgeçiren “ümitsizlik” midir?

Bu ümitsizliğin nedenleri arasında kişinin kendini sorunları karşısında “yalnız” hissetmesinin yeri nedir?

Yaşanan vahim intihar hadiselerine dair çok çeşitli yorumlar yapılırken, yukarıdaki sorular ne kadar dikkate alınıyor, tartışılır.

Ancak teknolojinin getirdiği imkanların hayatımızı kolaylaştırmasına mukabil bireysel yalnızlığın hızla arttığı bir devirde yaşayanlar olarak, bu yalnızlığın geleceğimizi nasıl şekillendireceğini ön görmek zor olmasa gerek.  

Zira “daha iyi bir gelecek” için çok çalışıyoruz ama “daha iyi bir gelecek”ten ne anladığımız üzerine sağlıklı bir biçimde düşünüyor muyuz?

Bilemiyorum.

Öyle olsaydı, “geleceğimizi garanti altına alma” adına sadece “maddi gücümüzü” kuvvetlendirmek üzere çalışma anlayışımızın topluma bu kadar hakim olmaması gerekirdi.

Evet, elbette maddi imkanlar insanın günü ve geleceği açısından önemlidir.

Ancak, öyle zamanlar vardır ki, “paranız” bile hayatınızı kolaylaştırmanız ve güzelleştirmeniz için yeterli olmaz.

Yanınızda size destek çıkacak, sizin halinizle hemhal olacak, işinizi ve içinizi rahatlatacak “insanlara” ihtiyaç duyarsınız.

Ama aile başta olmak üzere insanlarla bağınızı kuvvetlendirmek yerine koparmışsanız…

Ya da bu bağı “maddi menfaatlerinize” dayalı kurmuşsanız…

Sizi şahsi olarak ilgilendirmediği müddetçe çevrenizdeki insanların dertlerine ortak olmamışsanız…

Yaşlılığın size de gelebileceğini düşünerek büyüklerinize merhamet elinizi uzatmamışsanız…

“İhtiyaç” duyduğunuzda yanınızda paranız da olsa “insan” bulamayabilirsiniz.

O nedenle hayatımızı tanzim ederken “nelerden” “ne için” vazgeçtiğimizi de doğru tahlil etmek lazım.

Çocuklarımızın eğitimine bir de bu gözle bakmak lazım.

Sadece “iyi bir meslek” sahibi olmanın onları “mutlu” yapmayacağını düşünerek onların “manevi” dünyalarını zenginleştirmek ve “duyarlı” insanlar olarak kendileri ve çevreleri ile ilişki kurmalarını sağlamak lazım.

Yanı başınızda ailece intihar etmeye karar verecek kadar “ümitsizliğe” düşmüş bir komşunuzun, ya da akrabanızın, ya da dostunuzun halinden haberdar olamamanın, ona yardım eli uzatamamanın sorumluluğunu hissedecek vicdana sahip olmak lazım.

Elbette konunun ekonomik şarlar, eğitim sistemi gibi siyasi tedbir açısından ele alınması gereken birçok yönü de mevcut.

Ancak bir şeyin düzelmesini istiyorsak, önce kendi hayatımızdan başlamak lazım…

Ki yalnız bir gelecek kaderimiz olmasın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?