Akdeniz’de Diplomatik Zafer

Geçtiğimiz hafta ülkemiz tarihinin en önemli diplomatik başarılarından birisi elde edildi. Libya ve Türkiye arasında Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge antlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Doğu Akdeniz’de uyguladığımız zorlayıcı diplomasinin, stratejik hedefleri de netleşmiş oldu.

Konuyu biraz açmak gerekirse, münhasır ekonomik bölge kavramı kara suları ve kıta sahanlığı kavramlarının bir sonraki aşaması. Kara suları dendiği zaman; ülkenin deniz kıyısı topraklarından itibaren 12 deniz mili yani 22 kilometrelik bir alanda her türlü askeri ve ekonomik haklara tıpkı ülkenin toprakları gibi sahip olma hakkı tanımlanır. Bu durum ikili anlaşmalarla da belirlenebilmektedir. Örneğin Türkiye ve Yunanistan arasında geçmişten bugüne uygulanan 6 mil yani 11 kilometrelik bir kara suları uygulaması vardır. Uluslararası olarak kara sularının 22 kilometre olarak tanımlanmasının ardından Yunanistan bu konuda bastırmakta ancak Türkiye bunu kabul etmemektedir. Zira Yunanistan’ın bir diğer baskısı da adaların da bu sınırların başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yönündedir. Bu taleplerin kabul edilmesi durumunda Yunanistan Ege Denizinin tek başına hakimi olacak ve Türk insanı örneğin Ayvalık kıyılarından suya sadece bakabilecek ve denize giremeyecektir. Türkiye’nin haklarını gasp etmeye yönelik olan Yunanistan’ın Ege Politikası uzun yıllardır süren bir mesele.

Kıta sahanlığıysa, su yüzeyinin denizin dibiyle buluştuğu noktaya kadar süren; ülkeyi oluşturan kara parçalarının okyanus dibiyle birleştiği yere kadar olan alanı kapsamaktadır. Burada da 200 deniz mili yani 360 kilometreye kadar bir limit vardır ve kara parçası okyanus dibiyle buluşmasa bile kıta sahanlığı sona erer. Yani devletin, su altındaki doğal uzantısı olan topraklarının üstündeki deniz alanı olarak özetlenebilir. 1982 yılında yayınlanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre adaların da kıta sahanlığı vardır ve bu yukarıda özetlediğimiz Yunanistan’ın Türkiye’yi Ege’den kovmak için üzerinde ısrar ettiği politikasının temel dayanağıdır.

Münhasır ekonomik bölge ise hukuki bir kavramdır. Akdeniz ve Karadeniz gibi kapalı ve birbirine deniz komşusu olan ülkelerin aralarında hukuki kaynaklara göre düzenleme yaparak karar verebilecekleri bir karşılıklı anlaşma temelli olarak hayata geçebilir. Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkeler geçmişte kendi aralarında anlaşarak münhasır ekonomik bölgelerini bir uzlaşma dahilinde ilan ettiler. Ancak söz konusu Doğu Akdeniz olduğu zaman işler karışıyor.

Türkiye, Suriye, İsrail, Lübnan, Mısır ve Libya bu bölgede münhasır ekonomik bölge hakkı olan devletler. Ancak işin içine üç tane de tarafların en az birinin tanımadığı ülkeler girince konu bir çıkmaza dönüşüyor. KKTC, Güney Kıbrıs ve Gazze şeridi üzerinden Filistin.

Türkiye – Libya Hattı

Türkiye ve Libya arasında yapılan anlaşmayla, Libya’nın Tobruk kentinden Türkiye’nin Antalya hattına kadar olan bölgede, Girit adasının doğusundan uzanan bir münhasır ekonomik bölge ilanı yapıldı ve anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın de facto bir şekilde KKTC ve Türkiye’yi yok sayarak Doğu Akdeniz’deki büyük gaz rezervlerine arkasına batılı ülkeleri ve İsrail’i alarak konma politikasını iflas ettirmiştir. Zira bu bölgede çıkan gazın boru hatlarıyla Avrupa’ya ulaştırılması ihtimali bu anlaşmayla sona ermiştir. Libya ve Türkiye Doğu Akdeniz’in (İtalya’dan Suriye’ye kadar uzanan bölge) tam ortasında bir iş birliği şeridi kurmuşlardır.

Burada hassas birkaç nokta ve bizi bekleyen bazı tehlikeler var. Bunların ilki Libya’nın henüz siyasi istikrarını sağlayamamış, fiili olarak üç beş parça halinde aşiretler ve terör örgütleri tarafından bölünmüş olması sebebiyle egemenlik haklarını ülke geneline yayamamış bir durumda olmasıdır. Bu iç savaş sürecinde eğer Türkiye karşıtı güçlerin desteklediği yapıların birisi iktidarı ele geçirirse ilk işlerinden birisi bu anlaşmayı bozmak olacaktır. Tıpkı 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Kenan Evren’in kendisine emredildiği şekilde ilk işinin Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşündeki Türkiye vetosunu kaldırması gibi.

Libya’nın politik istikrarsızlığı dışında bir diğer sorun, Türkiye’nin bu hamlesi AB’nin egemen ülkelerinde ve özellikle de küstah kardeşimiz Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı son derece rahatsız etmesidir. Zaten PKK ve uzantıları üzerinden Doğu sınırları sürekli tehdit altında olan ülkemiz, bir de Batı’yla uğraşmak zorunda kalacaktır. Anadolu’daki 1000 yıllık tarihimiz boyunca ne zaman Türk orduları Doğu’ya sefere çıksa Batı; Batı’ya sefere çıksa Doğu karışmış, karıştırılmıştır. Bundan dolayı Suriye açmazına derhal bir çözüm bulmak mecburiyeti daha da önemli bir hale gelmiştir. Türkiye eğer Suriye merkezi hükümetiyle arasını düzeltebilir ve onları da ikili bir münhasır ekonomik bölge anlaşmasına zaman içinde ikna edebilirse; Doğu Akdeniz’de kozları elimize almış oluruz. Zira AB endeksli Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, Rusya eksenli Suriye ile bu konuda uzlaşması imkansız olmasa da zor.

Tabi bir de Mısır ve İsrail var. Ortadoğu’nun Türkiye ve İran’la birlikte diğer iki köşe başı olan ülkelerinin ikisiyle de aramız ideolojik dış politika hataları sebebiyle açmaza girmiş durumda. Mısır’ın Türkiye ile arası kötü olduğu için ABD ve AB tezlerine yaklaşması, İsrail’le tarihi boyunca iyi geçinen tutumuyla birleşince Kıbrıs bölgesinde Türkiye yalnızlığa itildi. İsrail’iyse uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. ABD’nin Ortadoğu politikalarının her zaman için belirleyicisi olan İsrail’in Türkiye ile uzlaşması aslında diğerlerinin hepsine göre daha kolay. Filistin meselesinde ne bize, ne de Filistinlilere bir faydası olmadığını yıllardır gördüğümüz politikalardan uzaklaşmamız durumunda İsrail’in Türkiye ile münhasır ekonomik bölge konusunda anlaşması imkansız değildir.

Burada kilit noktası Kıbrıs meselesi oluyor. Türkiye Güney Kıbrıs yönetimini tanımıyor ve onlarla bir anlaşmada taraf olması mümkün değil. KKTC ise dünyanın geri kalanı tarafından tanınmıyor ve hiçbir anlaşmada taraf olamıyor. Bundan dolayı zengin doğal gaz kaynaklarının bölüşümünü ve ulaşımını netleştirecek anlaşmaların yapılması çok mümkün görünmüyor. Türkiye ve Libya arasındaki anlaşma esasen bir kalkan gibi, sürecin gidişatına göre elimizde ciddi bir koz kazandırmıştır.

Bir diğer handikap da Türkiye’nin bu saatten sonra Libya konusuna Suriye’den çok daha fazla eğilmesi gerektiğidir. Oradaki politik çekişmeler ve iç savaş süreçlerinde bundan sonra arka kapı diplomasisi yöntemleriyle müdahil olmak zorundayız. Zira elimizdeki tek koz şu aşamada Libya ile yapılan bu başarılı anlaşmadır. Bu süreci yönetebilmek için de Suriye politikasının bir an önce normale dönmesi ve dış politikadaki mesaimizi, emeğimizi, kaynaklarımızı ve yaptırım gücümüzü Doğu Akdeniz’in ortasına vurduğumuz bu prangayı korumaya aktarmalıyız.

Suriye ve İsrail’le kısa vadede yeniden alt düzeyde iletişim kanallarının açılması Türkiye’ye biraz nefes aldıracaktır. Zira bu hamleyle canımızı sürekli olarak sosyal ve ekonomik açıdan yakan mülteci meselesinde de bir rahatlama elde etmek mümkündür. Sonraki aşamada neler olur, zaman neler getirir, siyaset ne şekilde belirir öngörmek imkansız. Ancak dünyanın tüm jeopolitik sıkışması şu anda Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da. Yani bizim birincil yaşam alanlarımızda. Bundan dolayı bölgemizde ne kadar müttefiklerimizi arttırırsak; bu süreçlerden o kadar karlı çıkmamız olasıdır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile bir anlaşma imkanımız asla mümkün olmayacağına göre; Suriye, İsrail ve Mısır’ı kendi tarafımıza çekerek; bundan 100 sene önce olduğu gibi yine batılı devletlerin kullanışlı aparatı olarak kendisini konumlandıran Yunanistan’ın üstesinden gelebiliriz.

Mavi Vatan tatbikatları sürer, sondaj çalışmalarımızdan geri adım atmaz ve Libya ile olan bu birlikteliği koruyup sonrasında da bölgemizdeki yakın kara ve deniz komşularımızla arayı düzeltirsek; Doğu Akdeniz’in zenginlikleriyle Türkiye’nin ekonomik olarak sınıf atlaması ve siyasal olarak da layık olduğu seviyeye gelmesi mümkündür

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?