FUTBOL…

Yıllarca top peşinden koşmuş, her türlü mevsim koşullarında, bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az  sayıda çim; onun dışında her türlü zeminde top oynamışım. Yıllarca teknik ve idari sorumluluklarda emek  vermişim… Anlattığım koşullar benim değil, bizim kuşağın sorunları idi ve pek yakın zamana kadar da belirli bir klasman kademesinin altındakilerin koşulları böyle idi. Ağzınla kuş tutsan, terbiyeli değilsen takıma giremezdin.

O zamanlar toprak sahaların zemini cüruf, kömür tozu, kum, toprak karışımı; sert mi sert. Düştün mü yandın.  Her tarafın soyulur, kan içinde kalır. Takip eden hafta boyunca kalçalarının iki yanına, dizlerine, baldırlarında yaraya yapışan tentirdüyotlu pamukla gezersin. Koyması bir dert sökmesi ayrı bir dert…

Kasıtlı kasıtsız yediğin ya da vurduğun tekmelere bakarsan ayrı bir alem. Son zamanlarımızda “tekmelik“   çıktı ama herkes alıp takamadı ki. Hoş tekmelik olsa neye yarar, yediğin omuzlar, dirsekler hani derlerdi ya   “ futbol erkek oyunudur”  işte erkekçe idi…

Şimdilerde halıyı imrendirecek zeminlerde top koşturanlar pek bi çıt kırıldım.  Kazara düşmesinler, yere  yatmak  yahut  kayarak müdahale  etmek zorunda kalmasınlar, aman yarabbi,  ne  feryat  ne  figan, öldü ölecek   bir daha  oynayamaz sanırsınız.

“Vahim faul “dediğimiz sertlikteki faulleri bir yana koyalım. Şimdilerde, rakibinden hafif bir sertlik gören topçular, kendini öyle bir yere atıyor, öyle bir kıvranıyor ki, yerde yılan dansı yapıyor sanırsın. Dersin ki,  Bu artık iflah etmez. Ayağa kalkıp oynayamaz.  Bir de bakıyorsun az sonra kalkıp normal oyununu oynamaya devam ediyor,  hem de hiç sıkılmadan, yüzü kızarmadan… 

Kasıtlı olan sert dirsekleri de ayrı koyalım ama; özellikle yüksek toplarda kafaya çıkıldığı veya yan yana   yakın koşularda birlikte koşarken, tesadüfen  kafasına, yüzüne,  boynuna, ensesine bir temas olmaya görsün.   Fiske şiddetindeki bu darbeden sonra bile bir feryat, bir figan ki sorma.  Maksat rakibine kart göstertmek. Giderek oyundan atılmasını sağlamak. Eksik kalan rakibe karşı oynamak. Ya da iyi oynayamayışına  mazeret uydurmak.  Bunların hiç birisinin sporculuk terbiyesi,  spor ahlakı ve sporun eğitim amaçlı ruhuyla  bağdaşması mümkün değil. Bunun  tek bir adı var  o da  sahtekarlıktır…

 Hani  “Hakemi aldatmaya yönelik  hareket” olarak değerlendirilecek hareketler deniliyor ya,  öncelikle  bunlar olması lazım. Ne farkı var, ceza sahası içinde yalandan kendini yere atarak penaltı almaya çalışan  oyuncuyla;  yukarıda sıraladığım sahtekarlıkları yapan, tribünleri de  olumsuz  yönde  etkileyip elektriklendiren, müsabakanın   oyun ve  seyir  huzurunu  bozan    spor terbiyesinde  yoksun  oyuncunun…

Branşı ne olursa olsun, unutulmamalıdır ki  “SPOR  BEDEN VE KARAKTER EĞİTİMİDİR.“  Yetenek  ve  eğitimle  oluşan  Bu değerlerin  müsait alanlarda  sergilenerek seyredene keyif vermenin yanında  örnek olmanın en etkili araçlarından birisidir.

Şurası da unutulmamalıdır ki; bütün olumsuzlukları ortadan kaldırıp, olumlu geleceğe yönlendirmek   sorumluluğu;  Yöneticilik sıfatını taşıyan, yöneticilik  bilincine ulaşmış kimseler düşüyor  ki;  Futbol keyif    versin…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Raif Kandemir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?