Reklamı Kapat

Dünyevileşme mi Dinsel Yabancılaşma mı?

Uzun süredir çok duyduğumuz tespitlerden biri Müslümanların, özellikle bazı dindar Müslümanların dünyevileşmesi meselesi.

Dünyevileşme kavramına dair birçok yaklaşım bulunmakla birlikte genel olarak dinin toplumsal görülürlüğünün daralması ve/veya etkisinin azalması manasına geldiğini söylemek mümkün.

Ancak bugün özellikle ülkemiz açısından bakıldığında meselenin yukarıdaki tanıma tam olarak uyduğunu düşünmüyorum.

Zira, bir hocamın ifadesiyle, dini hayatın her yerine soktuk.

Soktuk ama din adına sokulan şey ne kadar dinden?

İşte o tartışılır.

Bunu tartışırken karşımıza bir kavram daha çıkıyor: Dinsel yabancılaşma.

Dinsel yabancılaşma, genel olarak, dinin mahiyetinden bireysel veya toplumsal olarak sapma, dinde açık olarak yasak olduğu belirtilen hususları benimseme ve emredilenleri yapmama şeklinde tanımlanan bir kavram.

Bu bağlamda, dinsel yabancılaşmanın, dine aykırı bazı inanç ve davranışların başka inanç sistemlerinden alınmasından veya yeniden üretilmesinden tutun, dini naslara gönülden inanmamak, dini pratikleri hakkıyla yerine getirebilecek seviyede dini bilgiye sahip olmamak, bu pratiklere uzak kalmak veya yerine getirilseler bile ruhi tatmine ulaşamamak, dini yasakları işlemeyi alışkanlık haline getirecek kadar sık işlemek (israf, hırsızlık, cinayet, zina, ölçüde ve tartıda sahtekarlık, yalan konuşmak vb. gibi davranışlar en sık karşılaşılan türleri veya sonuçları olarak ifade edilmektedir) gibi geniş bir tutum ve davranış yansımaları mevcut.

Bu noktadan bakılığında bugün Türkiye’de sahtekarlığın, yalancılığın, hırsızlık, cinayet gibi suçların ve yanlışların işlenme oranı ve alanı göz önüne alındığında, kavramın halimizi daha iyi açıkladığı kanısındayım.

Üstelik bunlar yapılırken zaman zaman  “dini kılıfların” da hazırlandığını, yani bir nevi yanlışların meşrulaştırılmasının zemininin de hazırlandığını gördüğümüzde, kavram sanki halimize elbise gibi oturuyor.

Peki, çözüm nedir?

Öncelikle eğitim elbette.

Ama nasıl bir eğitim?

Din eğitimi açısından, inandığınız dini doğru bilmenize, ahlak ve ibadetin iç içe olduğu bilinci üzerine inşa edilmiş dini yaşantıların oluşmasına vesile olacak bir eğitim.

“Ahlaksız Dindarlık” başlıklı yazımızda temas ettiğimiz üzere, dindarlık ve ahlak kavramlarımızın bugün zihnimizde geldiği noktayı düşündüğümüzde, aslında işe çok temel kavramlardan başlamak gerektiğini hatırlamak da yerinde olacaktır. 

Sosyo-ekonomik seviyenin düşüklüğünün, dinsel yabancılaşmaya zemin kurduğuna dair bazı araştırma verilerini de göz önüne aldığımızda, meselenin bir de ekonomik cephesinin olduğunu ifade etmek gerekir.

Tabii burada ekonomik zenginliğin de bu duruma sebep olduğunu iddia edenler olabilir.

Haksız da değiller.

Ancak bu noktada “görgülü/görgüsüz” ayrımının dayandığı “sosyo-ekonomik” temeli ve insanların yetişme ve yaşama ortamlarının, tabr-i caizse, “para ile imtihanlarını” nasıl etkilediğini hatırlamakta fayda var.

Bir başka ifadeyle aslında meselenin altında özellikle bazı dindarlar açısından, bir “şehirleşme” probleminin yattığını da göz önüne almak lazım.

Yani “dini hayatın şehirleşmesi” meselesi.

Bu problem, maddi imkanların insanların hayatlarını değer sistemlerinin bozulması doğrultusunda etkileyebilen önemli bir etken. Konu uzun bir tartışmayı içerdiği için burada kesmek istiyorum.

Kısacası, dine hizmet etmek isteniyorsa öncelikle halkın eğitim ve ekonomik seviyesinin yükselmesine çalışılmalı.

İslam’ın ahlak yanında zekat gibi ekonomik tedbirleri bir ibadet olarak belirlemesini bir de bu noktadan düşünelim…

“Neden dünyevileşiyoruz?” sorusuna bir de bu açıdan cevap arayalım…

Zira “bilenle bilmeyen bir olmadığı” (Zümer, 8-9) gibi “ayetleri az bir menfaate satanlar” (Maide, 44) da “adaleti Allah için ayakta tutanlar”la (Nisa, 135) bir değildir.

Hangi kesimin geliştiğine katkımız olduğuna dikkat etmediğimizde dinsel yabancılaşmayı yaşayan da yaşatan da bizler oluyoruz…

Şikayet etmek yerine tedbir alalım…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ali Keleş - Dindar kesim hissettiği dindarlığı tam olarak dışarıya yansıtmadığı için tam kestiremiyoruz. Bir de dindar kesim dediğimiz zaman dindar mı acaba... Her kesimde dünyevileşme olduğu için, günlük yaşantılara baktığımız zaman din hayatın içinde anlık bir ibadet şeklinde yerine getirilip, daha sonra diğer gün içinde kalan zamanın çoğunun dünyevi anlardan oluşmaktadır. Tabiri caizse din insanın genel davrdavranışlarında üvet evlat konumunda kaldığını görüyorum. Önemli olan bütün yaşantımızın tamamı dinin emrettiği tarzda hayat sürmeli içte o zaman bütün insanlar mutlu olur. Şu anda mutlu insan bulmak çok zor çünkü dinin emrettiği tam anlamıyala inanç ve kanaat yaşanmıyor.

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 15 Aralık 01:07

Anket CHP'de il başkanı kim olmalı?