Reklamı Kapat

Asgari Ücret ve Ekonomi

Yıl sonu geldi ve ülkedeki tüm çalışanlar ve işverenlerin birinci gündemi asgari ücret konusu. Zaten uzun bir süredir ekonomik darboğazla boğuşan ülke insanı için bu mesele en gerçek ve belki de tek gerçek gündem durumunda. Zira bir buçuk yıldır mutfak enflasyonuyla birlikte elektrik ve ısınma giderleri belki de %50 üzerinde bir artışa sahne oldu.

Geçen sene başında ekonomi yönetimindeki hataların faturasını işverenler ödedi. Asgari ücrete yapılan %25 oranındaki zam sonrasında işsizlikteki artış net bir şekilde görünür oldu. Zaten mevcut işlerini korumakta zorlanan, maliyetleri artan, müşterileri azalan ve sosyal güvenlikle vergi yükü altında ezilen işverenler açısından bu zam oranı ciddi bir haksızlıktı.

Ekonomi yönetiminin enflasyonu baskılama politikası bu sene rakamlar nezdinde sonuç verdi. Baz etkisi dediğimiz; yani geçen seneki olağanüstü yükselişe göre daha düşük kalan enflasyon oranı sebebiyle bu sene sonunu %9-11 aralığında bir oranla kapatacağız gibi görünüyor. Tabi bu genel enflasyon rakamlarının, vatandaşın temel giderlerinde yaşanan enflasyonla alakası yok. Belki de asgari ücret tespiti için önümüzdeki yıllarda temel gıda, elektrik, kira, su, doğalgaz, araç yakıtı, toplu taşıma, eğitim ve sağlık hizmetlerini kapsayan bir vatandaş enflasyonu kavramı gündeme getirilebilir.

Yükü İşverenler Çekmemeli

Ekonomi yönetimindeki zaaflar sebebiyle yaşanan dalgalanmalar ülkenin tümünü etkiliyor. Ve bu sürece hiçbir dahli olmayan çalışanlara ve işverenlere ortaya çıkan tablonun faturasını ödemek kalıyor. Asgari ücret açıklanan enflasyon rakamlarına göre düzenlenirse; çalışanlar açısından belirli bir oranda refah kaybı yaşanacağı şüphesiz. İşverenler açısındansa geçen sene ödedikleri bedelin bir nebze de olsa hafiflemesi söz konusu.

Bu durumda işveren ve çalışanı karşı karşıya getirmek hiç kimseye bir kazanç sağlamayacaktır. Bizim yaklaşık iki senedir yaşadığımız dalgalanmaların benzerinin yaşandığı ekonomilerde esasen çözüm bellidir ancak genelde dünya üzerinde pek uygulanmaz. Asgari ücreti en az üç sene dondurmak ve zam yapmamak, ödenmesi gereken farkı doğrudan devletin işverenler aracılığıyla çalışanlara ödemesi en sağlıklı modeldir. İşverenlerin ekonomisinin kötüye gitmesi hem üretimi, hem hizmetleri hem de istihdamı olumsuz etkiler. Çalışanların ekonomisinin kötüye gitmesiyse tüm ekonomiyi kökünden sarsar. Unutulmaması gerekir ki çalışanlar aynı zamanda tüm üreticiler ve hizmet sağlayıcılar için birer müşteridir.

Kanımca asgari ücrete yapılması gereken zam en az %20 olmalı. Bu bile hane halkının günlük yaşam enflasyonunu karşılamayacak olmakla birlikte bir nebze de olsa satın alma gücünü korumalarına yardımcı olabilir. Devletin yapması gereken mevcut maaşların üzerine oluşacak farkı işverenler eliyle çalışanlara aktarmak ve ortaya çıkacak olan SGK farklarını da üstlenmek olmalıdır. Asgari ücrette daha yüksek bir artış olması durumunda bu sefer de asgari ücretten bir parça daha yüksek geliri olanların da benzer oranda artış bekliyor olmaları, işverenler ve devlet açısından iyice çıkmaz bir yola girmek anlamına gelecektir.

Para Basmak Çare Olabilir

Enflasyonun en temel tetikleyicilerinden birisi piyasaya karşılığı olmayan para sürmektir. Bizim gibi parası yurtdışı pazarlarda ve diğer ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde geçerli olmayan ülkeler için enflasyonu hızlandıran bir süreci doğurur. Ancak olağanüstü koşullar da olağanüstü çözümleri beraberinde getirir. Ücretlerin devlet eliyle dondurulup, ödenmesi gereken farkın devlet tarafından karşılanması durumunda piyasada yaşanacak olan para artışından fayda elde etmek isteyen mal ve hizmet satanların fiyatlarını belirli ölçüde kontrol etmek, anti-kartel mekanizmalarını aktif bir şekilde çalıştırarak, tüketiciyi normal şartlardan bir parça daha fazla korumaya alarak devlet bu süreci yönetebilir.

Ekonominin temelinde ne yazık ki ülkemizdeki algı döviz ve borsa çerçevesinde koşullanmış. Ancak bugün tüm dünyada net bir şekilde görülüyor ki paranın dönüş hızı, piyasada dolaşım katsayısı bir ekonomiyi büyüten en önemli faktördür. Devlet piyasaya karşılığı kasasında tam olmayan bir oranda para sürerse normal şartlarda enflasyon doğar. Ancak fiyatların piyasa koşullarını felç etmeyecek bir ölçüde kontrol altında tutulması sağlanırsa; bu süreç üretimi ve hizmet satışını arttıracaktır. Çok kısa bir sürede olmasa da taşların yeniden yerine oturmasına büyük katkı verecektir.

Enflasyonla büyüme mümkündür, fiyatlar ve ücretler belirli bir dengede tutulursa; suni bir para bolluğu neticesinde ticaretin taşları yerine oturacaktır. Öte yandan Türk Lirasının yaşayacağı değer kaybı da ihracatçılar ve turizm gelirleri açısından kısmi bir avantaj yaratacaktır. Ülkemizin her sene bütçesi açık vermektedir ve bu para ihtiyacı yabancılardan alınan kredilerle kapatılmaktadır. Bugün ülkemiz dış kaynaklı paralara ödediği faizler yüzünden felç olmanın eşiğindedir. Ancak ihracat arttırılsa ve turizmde doğru bir planlama yapılırsa, bütçedeki açıklar belirli bir plan dahilinde yeniden taşınabilir seviyeye gelebilir. Tabi bu palyatif çözümlerin yanında köklü yapısal reformlar, üretime destek ve teknoloji yatırımlarının teşvik edilmesi gibi uzun soluklu faydaları olacak adımlar atılmazsa, yapılan çalışmaların hepsi bize orta vadede zarar olarak geri döner.

Yukarıda yazdığım öneriler çerçevesinde; alım gücünü koruyan ve bu noktada devlete güvenen vatandaş olağanüstü tasarruf eğiliminden de vazgeçecektir. Öte yandan vahşi kapitalizmin uç beyleri olan bankaların da belirli bir süre karlılıklarında düşüşe razı olmalarını da devlet sağlamalıdır ki ekonomik büyüme sürecinde kredi imkanları yeniden devreye girsin. Halihazırda batık durumdaki kredileri de bankalar, şirketler ve devlet aralarında bir formül üzerinde anlaşarak bu zararı kapatabilirlerse ekonomide iyi günler çok uzak olmaz. Ancak çalışanların yükünü işverenlere yıkmak, çalışanların alım gücünü işverenleri korumak için düşürmek, bankaların karlarını korumaları için mevcut batık kredilerin maliyetini şirketlere ve çalışanlara yıkmak gibi vahşi kapitalizmin kuralları işlerse, içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamı daha da derinleşir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

05

Bilmedigin Isler - Abi hakkaten bilmedigin konularda yazma .. para basip ekonomiyi düzeltmek asgari ucret artis farkini devletin odemesi vb gibi onerilerin erke donergeci tadinda..sifirin altinda ekonomi bilgisi.. ya iyice ogren yada bilen birinden fikir al..

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 17 Aralık 17:43
07

Ali Karslı - @Bilmedigin Isler 05 nolu yoruma cevabı: Asgari ücrete zam mı olmasın yoksa dünya kadar zammı patronlar mi ödesin? Yazıdaki devletin maaş zammını sübvanse etmesini atilla Yeşiladadan Yalçın Karatepe’ye kadar bütün önemli ekonomistler de savunuyor

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 21:58
06

Şule - @Bilmedigin Isler 05 nolu yoruma cevabı: Sen ne öneriyorsun onu söyle de bilelim o zaman

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Aralık 21:24
04

Şule - Doğru tespitler. Geçici çözümlerle nefes alırız ama uzun vadeli mantıklı adımları acilen atmamız lazım iş işten geçti geçiyor

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Aralık 08:45
03

Sercan Demirel - Farklı bir yaklaşım ama mantıklı geliyor.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Aralık 12:06
02

Aydın Kerem - Son dönemde okuduğum en mantıklı ekonomi yazısı. Asgari ücretli de haklı patronlar da haklı

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Aralık 12:04

Anket CHP'de il başkanı kim olmalı?