Reklamı Kapat

Sevgisiz Güven – Güvensiz Sevgi

Geçen hafta derste öğrencilerimle duygu gelişimi bahsinde duyguların farkındalığına ve yönlendirilmesine değinirken kendilerine bir soru sordum:

“Sevmediğiniz birine güvenebilir misiniz?”

Az bir kısmı hariç cevaplar olumluydu.

“Peki, güvenmediğiniz birini sevebilir misiniz?” diye sorduğumda ise cevaplar ilk soruya göre daha tereddütlü geldi.

Güvenmediği bir kişiyi sevebileceğini de söyleyen vardı, sevemeyeceğini de.

Bunu genel bir prensip olarak kabul edemeyeceğimizi, duruma göre değişebileceğini söyleyen de mevcuttu.

Hatta her ikisinin de şartlara göre değişebileceğini belirten de oldu.

Bu durum üzerine konuyu bir de sosyal medya üzerinden tartışmak istedim.

Gelen cevaplar da benzer minvaldeydi.

Bu meseleyi neden konu edindiğime gelince:

Malum, insanın en temel ihtiyaçları arasında güven ve sevgi gelir.

Bu ihtiyaçlar sadece manevi sağlığımız için değil, başkalarıyla ilişkilerimizi nasıl şekillendirmemiz gerektiğine dair temel prensiplerimiz açısından da hayatımızda merkezi bir konumdadır.

Tam da bu nedenle, bu iki duygunun hangi esaslara dayandığı çok önemli.

Biz sevgiyi özellikle eğitim açısından hemen her şeyin merkezine oturtuyoruz ki bu elbette doğru bir yaklaşım.

Ancak bu yaklaşımda dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var ki “neden sevdiğimiz”in bilinci.

Bir başka ifadeyle sevdiğimizi neden sevdiğimizin, sevme nedenlerimizin farkında olup olmadığımız.

Güven ve sevgi ilişkisine dikkat çekme nedenim de bu bilinç.

Zira her ne kadar biz sevgiyi en temele oturtmak istesek de, o sevginin o temele oturması ve o temelde kalıcı olması için gereken önemli bir ön şart olduğunu düşünüyorum:

Güvenmek.

Hatta bu açıdan bakınca belki güven duygusu sevginin bile önüne geçebilir.

Ki bence çok da yanlış olmaz.

Buradaki güven kavramından maksadım adaleti ve emaneti haiz bir şahsiyete duyulan duygu.

Yani birinin bir işi yapıp yapamamasına dair duyduğumuz güven veya güvensizlik değil, birinin emanete hıyanet edip etmeyeceğine karşı duyduğumuz güven veya güvensizlik.

Bu noktadan hareketle, “dürüst, adaletli, emanete hıyanet etmeyeceğini bildiğiniz için bir kişiye güvenmeniz ama onu mesela bazı huyları, görüşleri gibi nedenlerle sevmemeniz mümkün müdür” derseniz, “evet, mümkündür” derim.

Üstelik bunda bir sıkıntı da yoktur derim.

Ancak “dürüstlüğüne, adaletine, emanete hıyanet etmeyeceğine “güvenmediğiniz”, hatta bunu defalarca tecrübe ettiğiniz birini sevmeniz mümkün müdür” derseniz, “olmamalı” derim.

Mümkün oluyorsa kendimizi “neden sevdiğimiz” doğrultusunda sorgulayalım derim.

Zira insanların zaman zaman yaptıkları hatalar hariç, bunu “karakteri” haline getirmiş, üstelik bundan şikayetçi bile olmayan ve hatta kendini haklı çıkarmaya çalışan insanları “sevebiliyorsak”, “sevgiden ne anladığımız” da ciddi bir mesele demektir.

Böylesi bir sevginin ne sevene ne de sevilene hayır getirmesi beklenir.

Hatta seven kadar sevilene de zararı vardır. Çünkü kendisini sorgulayıp “ben ne yapıyorum” demesine engel teşkil edebilir.

Kısacası “celladına aşık olmak” kime fayda verir?

O nedenle siz siz olun, kimi niye sevdiğinizden emin olun derim.

Nedenlerinizin sağlam temellere oturduğunun farkında olun derim.

Güvenin sevgi doğurduğu kadar güvensizliğin sevgi yıktığı da bir gerçektir.

Bugün toplum olarak bu psikolojiyi yaşamıyor muyuz?

Birbirimize ne kadar güveniyoruz?

Buna bağlı olarak birbirimizi ne kadar seviyoruz?

Halet-i ruhiyemizin geldiği noktayı göz önüne aldığımızda bu sorunun cevabı acı olsa gerek, değil mi?

Dolaysıyla ya güvenmeden sevmeyin ya da seviyorsanız güveninizi hak etmesini isteyin derim…

Bu kim olursa olsun…

Kendinizi daha azına layık görmeyin…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket CHP'de il başkanı kim olmalı?