Kuşlara zikir çektiren, papağanlara ezan okutan rektör

26 Aralık Perşembe günü, Kocaeli 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nde bir hakaret davasının duruşması vardı.

Davada ben “sanık”, Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu “müşteki” idi.

Yani “şikâyetçi”…

Duruşmaya gelmedi, bir gün önce Ankara Adliyesi’nde ifadesini vermiş.

Şikâyetini tekrarlamış, “Tanzer Ünal, bana hakaret ediyor” demiş.

Duruşmada savunmamı yazılı yaptım.

Dokuz sayfalık uzun bir savunma…

Savunmamı desteklesin diye, ekine bir de CD koydum.

Nihat Hatipoğlu’nun değişik televizyon programlarından görüntüler…

Savunmamı tamamladım, hâkim, yazdıklarımın “eleştiri” çerçevesinde olduğunu belirterek “suçsuzluğuma” karar verdi.

Yani davadan beraat ettim.

Tarihe not düşmek için bu savunmamın tamamını yayınlıyorum

Uzunluğu, gözünüzü korkutmasın.

Savunmamı lütfen okuyun.

Öyle sıradan bir savunma değil bu.

Zaten salt “tarihe not düşmek için” tamamını yayınlıyorum.

Bu savunmamda, “Türkiye gerçekleri” var.

Bu savunmamda; kuşlara zikir çektiren, papağanlara ezan okutan bir “rektör profili” var.

Bu savunmamda, halkımızın dini duygularının nasıl sömürüldüğü var.

Bu savunmamda, terörü “medreselerin kapatılmasına bağlayan”, “din ve devlet işlerinin ayrılmaması gerektiğini” ileri süren “o rektör” var.

Bu savunmamda, bütün yönleriyle “Nihat Hatipoğlu” var.

Özetleyemem, okumanız şart!

Okumaya başlamadan önce, verdiğim şu linkleri tıklayıp Nihat Hatipoğlu’nun televizyon programlarında gösterdiği “zikir çeken kuşu” ve “ezan okuyan papağanı” bir izleyin.

*Zikir çeken kuş:https://www.youtube.com/watch?v=uQQ2JtGvSBs

*Ezan ve Fatiha okuyan papağan:https://www.youtube.com/watch?v=gavFs-OhC6Y

S A V U N M A M D I R

Müşteki Mehmet Nihat Hatipoğlu, vekili aracılığıyla yaptığı şikâyetinde, benim 16 Ağustos 2017 tarihli “Diyanet İşleri Başkanı kim olmalı?” başlıklı yazımda, kendisini aşağıladığımı, gurur kırıcı ifadeler kullandığımı, gazetecilik sınırını ve eleştiri boyutunu geçtiğimi, hakaret ettiğimi iddia etmiş.

Cumhuriyet Savcılığı, yaptığı soruşturmada, yazımın aşağıdaki cümlelerinde, kendi ifadeleriyle “onur şeref ve saygınlığı rencide edici, hakaret suçuna vücut veren” ibareler bulmuş ve benim yargılanmamı istemiş.

Cumhuriyet Savcılığı’nın suç unsuru bulduğu ifadelerim şöyle:

“Aslında din adamı demek de zor, ne yapalım öyle deniyor, öyle ünlenmiş, biz de buna uyalım. Bana sorarsanız, yaptığı düpedüz din ticareti. Din satsa neyse, sattığı din de değil, hurafe! Akla ve bilime aykırı anlatılar. Batıl inançlar, rivayetler, efsaneler, masallar, boş ve asılsız inançlar. Uydurma ve garip şeyler. İslam’ın özünden çok hurafe anlatarak eşek yüküyle para kazanıyor. Bana sorarsanız, İslam’a bu kadar kötülük yapan bir ilahiyatçı az bulunur. Görevi, hurafeler anlatarak toplumu uyutmak mı? Anlattıklarına dikkat edin, içinde ne Kuran var, ne de İslam! Diyanet, din adına şaklabanlık yapma yeri olmamalı.”

Öncelikle şunu ifade edeyim.

Bu yazımda, iddia edildiği gibi,  “Nihat Hatipoğlu’na hakaret etmek kastı” kesinlikle gütmedim.

Yazdıklarım tamamen eleştiri mahiyetindedir. İfadelerimde karşı tarafı rencide edici herhangi bir sözcük bulunmamaktadır.

İddialara bir bir cevap vereceğim, ama önce şunu belirteyim.

Ben 55 yıllık gazeteciyim, yazının yayınlandığı KOCAELİ Gazetesi de 45 yıldır yayın hayatında.

Gazeteciliğin ne olduğunu, mesleki etik kurallarımızı ve evrensel gazetecilik ilkelerini iyi bilirim.

Biz gazeteciler, toplumun duygu ve düşüncelerini yansıtmakla görevliyiz. Benim burada yapmak istediğim de budur.

Gazetecinin, kamuoyunu aydınlatma sorumluluğu vardır.

Gazeteci, “halkın haber alma hakkını” yerine getirir.

Gazeteci, sorunların ve toplumun aynasıdır.

Gazeteci, sessizlerin sesi, mağdurların savunucusu, kamu yararının bekçisidir.

Nihat Hatipoğlu ile ilgili bu yazıyı neden yazdım?

Bir yazıyı yazarken, kendi kendime sorarım.

Bu yazıda “kamu yararı” var mı?

Bu yazı, toplumun genel sorunlarını dile getiriyor mu?

Bu yazı, mağdurları savunuyor mu?

Yazdığım bir yazının mutlaka topluma yarar sağlaması gerekirdi, yazmadan önce bunları bir bir düşündüm.

Ben bu yazıyı, Nihat Hatipoğlu yıllardır toplumun temiz duygularını istismar ettiği için yazdım.

Bu yöntemle ticaret yapıp para kazandığı için yazdım.

Bu istismar konusunda toplumun duygu ve düşüncelerini dile getirdim.

Yaptığım bu!

Sonra, benim bu yazıda muhatabım Nihat Hatipoğlu değil, iktidardır. İktidarın, Nihat Hatipoğlu’nu Diyanet İşleri Başkanı yapma olasılığı olduğunu öğrendim, iktidarı uyardım.

Toplumun temiz dini duygularını sömüren birinin, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yakışmayacağını ifade ettim.

Ben iddia ediyorum, televizyon programlarında, konferanslarında anlattıklarının, dinimizle hiçbir ilgisi yok.

Zikir çeken kuş, ezan okuyan papağan

Savunmamın ekindeki CD’de göreceksiniz, seyircilere “zikir çeken kuş”u izletmenin, “ezan ve Fatiha okuyan papağan”ı dinletmenin neresi din?

Nihat Hatipoğlu, 11 Mart 2016’da, ATV’deki programında “zikir çeken kuş”u, “ezan ve Fatiha okuyan papağan”ı izletti.

Oysa her ikisi de sosyal medyada günlerdir dolaşan “montaj” görüntülerdi.

Hatipoğlu, bunları televizyon seyircilerine gerçek gibi sundu, bakın “Kuş bile zikir çekiyor, papağan bile ezan ve Fatiha okuyor” demeye getirdi.

Diyelim ki, “papağanın ezan ve Fatiha okuyan görüntüleri” montaj değil gerçek, papağan bu, küfür öğretirsen küfreder, dua öğretirsen, dua okur.

Nihat Hatipoğlu’nun, montajlı “zikir çeken kuş” ve “ezan- Fatiha okuyan papağan” görüntülerinden dini anlamlar çıkarması, halkımızın dini duygularını istismar etmek değil de nedir?

Nihat Hatipoğlu; bu ve benzer görüntüleri, hurafeleri, masalları “din kisvesi” altında anlatarak para kazanıyor…

Bunun adı “din ticareti” yapmak değil de nedir?

Hatipoğlu; televizyonda, “zikir çeken kuş”u, “ezan ve Fatiha okuyan papağan”ı neden gösteriyor?

Neden masal ve hurafeler anlatıyor?

Din-iman anlatmak için ekran başına topladığı cemaate neden “sultan güzellemesi” yapıyor?     

Neden “rap ilahilerle” tempo tutturup cemaate dans ettiriyor?

Bunun adı, şaklabanlık yapmaktır

Bir din, para kazanmak için ancak bu kadar sulandırılır, bu kadar eğlencelik hale getirilir!

İşte bu yapılanlar, yazımda geçen “şaklabanlık” ifadesinin tam karşılığı!

“Şaklabanlık”, öyle iddia edildiği gibi bir “hakaret” sözcüğü değildir.

Türk Dil Kurumu’nun deyimler sözlüğünde, şaklabanlık, “Esprili, yaratıcı, eğlenceli ve komik olmak için çabalama hali” olarak anlatılar.

Anadolu’da, çevresindekileri eğlendirmek için komik şeyler anlatan, komik hareketler yapan çocuklara, “Şaklabanlık yapma!” diye çıkışılır.

Nihat Hatipoğlu’nun, televizyon programlarında yaptığı da tam budur.

“Zikir çeken kuş” gösteriyor…

“Ezan ve Fatiha okuyan papağan” gösteriyor…

Rivayetler, efsaneler, hurafeler, masallar, boş ve asılsız inançlar, uydurma ve garip şeyler anlatıyor…

Bütün bunlara “şaklabanlık” demeyeceğiz de, ne ad takacağız?

İşte televizyon programlarında anlattıklarından birkaç örnek:

*Tarih, 18 Ocak 2015. Nihat Hatipoğlu, “Banyoda çıplak yıkanılabilir mi?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Çırılçıplak yıkanmak mekruh görülmüştür. Çünkü o halde olmak iyi değildir. Peki, ne yapacak? Göbeğinin altından şortunu çıkarmadan yıkanacak. Son anda onu çıkarıp durulayacak.” Nihat Hatipoğlu’nun “banyo fetvası” böyle. Bir de “yatak fetvası” var. “Karı koca yakınlaşırken çırılçıplak olmaz. Üstlerinde bir örtü olacak.”

*Tarih, 11 Mayıs 2016. Nihat Hatipoğlu, programında ekran başında olanlara, reyting uğruna Azerbaycan’dan gönderilen “melek” görüntülerini izletti. Programına şöyle başladı: “İki çocuk vefat ediyor yangında. Yangın esnasında fotoğraf çekiliyor ve iki cismin yukarı doğru çıktığı görülüyor. Bu görüntülerin çocukların ruhu olup olmayacağını soruyorlar… Yukarı yükselenler kuş olabilir mi diyorlar…” Hatipoğlu, bu arada görüntülerin yayına verilmesini istedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “Görüntüler kuşa benzemiyor. Her şey olabilir… Cenabı Allah, dilerse günahsız çocukların ruhunun yukarı taşındığını gösterebilir.”

*Tarih, 28 Mayıs 2017. Nihat Hatipoğlu, yine televizyon programında. Telefona bağlanan bir izleyici, “Evimiz çiş kokuyor. Evde Kuran okutsak da bunun önüne geçemedik… Nedeni ne olabilir?” diye soruyor. Nihat Hatipoğlu’nun cevabı, ”Evde yalnız değilsiniz. Evlerde yaşayan melekler ve şeytanlar da var” şeklinde oluyor.

Üçünü anlattım, bunun gibi Nihat Hatipoğlu’nun ağzından dökülen yüzlerce “inci” var.

İnsanları dinden soğutuyorlar

Anlattıklarının içinde, “Kuran” yok…

Anlattıklarının içinde “İslam” yok…

Ya ne var?

İnsanları İslam’dan soğutmak için yapılması gereken her şey var.

Hem de fazlasıyla…

İslam ve Kuran bu kadar kötülenebilir mi?

İslam, “para kazanma hırsına” bu kadar alet edilebilir mi?

Din, insanları aydınlatmak için vardır, uyutmak için değil.

Şimdiye kadar hiçbir yetkili, hiçbir makam, ortaya çıkıp Nihat Hatipoğlu’na, “Sen ne yapıyorsun, din adına bu masalları anlatarak kime hizmet ediyorsun?” diye sormadı.

 
 

Sormadığı gibi, kendisi “halkı iyi uyuttuğu için” ödüllendirildi

                                      *******

11 Mart 2017’de YÖK Üyeliğine getirildi, 8 Ocak 2019’da da Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne rektör olarak atandı.

Adı geçen üniversitenin unvanı daha önce “Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” idi, salt “Nihat Hatipoğlu’nun bilim ve teknolojiyle ne ilgisi olabilir” denmesin diye, Hatipoğlu rektör yapılırken üniversite unvanının başına da “İslam” eklendi.

Din tacirliği ve inanç bezirgânlığı yapan Nihat Hatipoğlu’nun, rektör olduğu üniversitede, “bilim ve teknolojiye” ne gibi katkılar yapma durumunda olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Nihat Hatipoğlu’nun anlattıklarıyla “İslam” bağdaşmıyor ki, “bilim” ve “teknoloji” nasıl bağdaşsın?

Nihat Hatipoğlu’nun rektör yapılması; bilime aykırıdır, bilime hakarettir.

Nihat Hatipoğlu’na, “terör eylemlerinin nedeni” soruluyor, Hatipoğlu, terörün esas nedeni olarak “medreselerin kapatılmasını” gösteriyor.

“Bölgede medreselerin ve dini değerlerin geri plana itilmesi, teröre zemin yaratmıştır” diyor.

Katıldığı televizyon programında aynen şunları söylüyor:

“Siz benim sözlerime katılmayabilirsiniz, ama bence bunda medreselerin kapatılması etkili olmuştur. Devlet manevi alanı boşaltınca, bunun yerini ırkçı terör aldı.”

Gördüğünüz gibi, “medrese aşığı” bir kişi bugün eğitimin zirvesinde, hem YÖK üyesi, hem rektör!

Ve Nihat Hatipoğlu, “laik devlet yapılanmasına” karşı olan bir kişi.

Bu konudaki görüşü şöyle:

“Din ve siyaset birbirinden ayrılamaz. Peygamberlerimiz, hem namaz kıldırırdı, hem de devleti yönetirlerdi. Din bütünleştirici bir unsurdur.”

Şimdi ben bu Nihat Hatipoğlu’nu eleştirmeyeyim de, kimi eleştireyim?

Ben Nihat Hatipoğlu’nu tanımam, kendisiyle hiçbir alıp veremediğim de yok.

Yazımın başında da belirtiğim gibi, ben bu eleştirileri şahsım adına yapmıyorum. Biz gazeteciler toplumun temsilcileriyiz, bu eleştirileri toplum adına yapıyorum.

Nihat Hatipoğlu, bu toplumun bir gerçeği

Ben beğenmesem de, ilahiyatçıların tamamına yakını kendisini eleştirse de, o, nabza göre şerbet vererek, belirli bir kesime “duymak istediklerini” duyurarak, ağlayarak ve ağlatarak, “bir film yıldızı” ya da “rock yıldızı” kadar ilgi görüyor.

O, bir “İslam şovmeni”!

Güya İslam dinini öğretmek adına şov yapıp, para kazanıyor.

Toplumun belirli bir kesiminde böyle bir ihtiyaç hissetmiş, insanlara “duymak istediklerini” söyleyerek, yolunu buluyor.

Hatipoğlu, ülkemizin içinde bulunduğu yaşam tarzında önemli bir figür. Yanlış anlaşılmasın, kendisini suçlamıyorum, sadece eleştiriyorum. Eleştiri hakkımı kullanıyorum… Ticarette kuraldır, bir malın alıcısı varsa satıcısı da olur. Madem saygıdeğer ahalimiz, bazı masal ve hurafeleri, saçmalıkları “dini bilgiymiş gibi” duymak istiyor… Madem yönetim sistemimiz, “dini duyguların istismar edilmesine” izin veriyor… Bu toplumda Nihat Hatipoğlu’lar eksik olmayacaktır.

Nihat Hatipoğlu’na; “YÖK üyeliği” de, “rektörlük görevi” de, “halkımızın dini duygularını sömüren bol kazançlı televizyon programları” da hayırlı olsun!

Bitiriyorum…

Ben Nihat Hatipoğlu’na, iddia edildiği gibi, hakaret etmedim. “Din ticareti yapıyor” dememin, “Anlattıklarının İslam’la ilgisi yok” dememin, “Halkı din dışı saçma sapan şeylerle eğlendiriyor, şaklabanlık yapıyor” dememin, neresinde hakaret var ki? Ben Hatipoğlu’nun söylemleri ve hareketlerinin sadece “tanımını” yaptım. Gazetecilik görevini yerine getirdim. Halkın duygu ve düşüncelerini seslendirdim.

Şahsıma yöneltilen suçlamaları kabul etmiyorum.

Yazdıklarım, “ifade özgürlüğü” ve “eleştiri hakkı” kapsamındadır.

Yasalar diyor ki

Bu konuda; Anayasa, yasalar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve yargının kararları son derece nettir.

*ANAYASA- MADDE 2: “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

*ANAYASA-MADDE 26: “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”

*ANAYASA MAHKEMESİ KARARI: “Kamuya mal olmuş kişilerin, özellikle siyasilerin şöhreti söz konusu olduğunda, toplumun bu kişilerle ilgili olarak haber alma hakkı da dikkate alınarak, daha fazla eleştiriye tahammül etmesi gerekmektedir.”

Burada parantez açmak istiyorum:

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, YÖK üyesidir, rektördür, gazete yazarıdır, televizyon sunucusudur. Yani Hatipoğlu, kamuya mal olmuş bir kişidir. Durumu, Anayasa Mahkemesi’nin tam bu kararına uymaktadır.  

*MAHKEME KARARI: “Eleştiri ne kadar ağır olursa olsun, eleştiriye karşı büyük bir hoşgörü vardır. Eleştiri övgü olmadığına göre, sert, incitici ve rahatsız edici olmalıdır. Eleştiri, şahsın kişilik haklarını büyük ölçüde zedelemiyorsa, eleştiride küfür ve haysiyet kırıcı sözler yoksa, eleştiri, eleştiri sınırları içinde kabul edilmedir.”

*İNSAN HAKLARI EVRENSEL BETANNAMESİ-MADDE 19: “Her ferdin, fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu, hak ve fikirlerinden dolayı rahatsız edilmemek hakkını da içerir.”

*AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ-MADDE 10: “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü de kapsar.”

*AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ: “Fikirlerin serbestçe dile getirilmediği toplumlarda kamusal sorunlar hakkında sağlıklı bilgi edinmek ve çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bireylerin bakış açılarına hoşgörü ile yaklaşmak, demokratik siyasi sistemin önemli bir bileşimdir.”

Bütün bu kararlar dikkate alındığında; yazım, basın etik kurallarına uygundur, günceldir, gerçektir, kamuoyunu yakından ilgilendirmektedir; hakaret, küfür, küçültücü ifadeler içermemektedir.    

İddiaları kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini talep ediyorum.

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Erol Demirbek - sn. tanzer bey, ben bir vatandaş olarak toplumun bir ferdiyim yani kamudan biri, yazınızdan çok yararlandım . her zaman mübarek dinimizin kitabı kurana ve sünnete uygun anlatılması kuran sünnet dışı hurafelere yanlışlara uydurmalara girilmemesi gereğine inanırım. din adamı denilen kişilere halkın saygı ve güven duyduğuna inanırım ama bazı hocaların bu güven ve saygıyı yanlış değerlendirip abartılar katarak inananları yanlış yönlendirdiklerini üzülerek görüyoruz. ben yazınızdan yarar payımı aldım teşekkürler .

Yanıtla . 3Beğen . 1Beğenme 30 Aralık 12:16
02

Oğuz Adsız - Baştan sona doğru tutarlı haklı bir savunma. Zaten mahkemede kararını vermiş. Bu dinçi taçirleri ifşa ettiğiniz için, yüreğinize ve kaleminize sağlık.

Yanıtla . 3Beğen . 1Beğenme 30 Aralık 11:42
01

sorna adam - Tanzer Bey elinizden öperim...kaleminize sağlık...

Yanıtla . 8Beğen . 1Beğenme 29 Aralık 21:32

Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?